2 Nisan 2026 tarihinde Avrupa Birliği (AB) Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile Orta Doğu ve Hürmüz Boğazı’ndaki durum hakkında görüştükleri ve İran’ın eylemlerinin küresel ekonomik istikrarı tehlikeye attığı açıklamasında bulunmuştur.[1] Bu açıklama yüzeysel incelendiğinde güvenlik konusu hakkında bir değerlendirme olarak kabul edilebilir. Ancak daha geniş bir perspektiften bakıldığında söylemin indirgemeci bir yaklaşım benimsediği anlaşılmaktadır.
Nitekim Ortadoğu’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hamleleriyle derinleşen kriz yalnızca İran’ın eylemleriyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir güç mücadelesiyken;[2] Komisyon Başkanı von der Leyen İran’ı doğrudan hedef göstermektedir. İran’ın Hürmüz Boğazı bağlamında küresel arzı riske atan bir aktör olarak konumlandırılması, öncelikle krizi bölgesel bir gerilim olmaktan çıkarıp küresel ekonomik güvenlik meselesine dönüştürmektedir. Bu dönüşüm; Avrupa’nın coğrafi olarak dışında gerçekleşen bir krizi, doğrudan müdahil olması gereken bir sorun olarak yeniden tanımlanmasına imkân sağlamaktadır. Ancak bu yeniden tanımlama tek başına yeterli değildir. Bir başka ifadeyle İran’ın oluşturduğu tehdit, enerji ve ticaret başta olmak üzere küresel ekonomi için risk oluşturmakta ve bir şeylerin yapılması gerektiğine dair söylem inşa edilmekte; ancak AB, askeri olarak hızlı hareket edemeyen, üye devletler arasında görüş ayrılıkları olan ve ortak müdahale kapasitesi sınırlı bir aktördür.
Bu noktada açıklamadaki “ortaklarımızla birlikte çalışacağız” ifadesiyle Birleşik Krallık’ın öne çıkarılması önemlidir. Von der Leyen, Birleşik Krallık’ın AB dışında olmasına rağmen Avrupa güvenlik düzeninin merkezinde tutmak istendiğini açık biçimde ifade etmektedir. Brexit sonrası meydana gelen kurumsal kopuşun, güvenlik alanında tam bir ayrışmaya dönüşmesinin istenmediği anlaşılmaktadır. Birleşik Krallık’ın sahip olduğu askeri kapasite, istihbarat ağı ve transatlantik sistemle olan organik bağı, onu Avrupa için vazgeçilmez bir güvenlik aktörü olarak konumlandırmaktadır. Bu nedenle Starmer ile temasın vurgulanması, Avrupa’nın güvenlik üretiminde Londra’yı dışlayan değil, yeniden eklemleyen bir yaklaşım benimsendiğini göstermektedir.
Esas mesele, bu eklemlemenin hangi çerçevede gerçekleşecek olmasıdır. AB, uzun zamandır stratejik özerklik kapsamında kendi dış politika ve savunma kapasitesini bağımsızlaştırma arayışını tartışmaktadır. Ancak bu hedef, yüksek yoğunluklu jeopolitik krizler söz konusu olduğunda yerini Atlantik merkezli güvenlik reflekslerine bırakmaktadır. Ursula von der Leyen’in söyleminde Birleşik Krallık vurgusunun öne çıkması, bu kırılma noktasını görünür kılmaktadır. Starmer ile kurulan temas, Avrupa’nın kriz yönetiminde NATO-Atlantik ekseninin temel referans noktası olarak benimsendiğine işaret etmektedir. Bir başka ifadeyle AB güvenlik yaklaşımında özerk çizgiyi savunan Avrupacı aktörler ile Atlantik ittifakıyla hizalanmayı önceleyen Atlantikçiler arasındaki tartışmada Atlantikçi tercihin kurumsal bağlamda güçlendiği anlaşılmaktadır.
Bununla beraber açıklamada Birleşik Krallık, İran’ın tehdit olarak inşa edildiği söylemi operasyonel bir zemine taşıyabilecek uygun aktör olarak işaret edilmektedir. Zira Birleşik Krallık, nispeten güçlü donanma ve askeri kapasiteye sahip, Hürmüz gibi bölgelerde operasyon yapabilme deneyimi olan ve ABD ile yakın askeri koordinasyon içinde hareket edebilmektedir. Aynı zamanda İngiltere, Fransa ve Almanya, 2 Mart 2026 tarihinde İran’ın füze ve İHA fırlatma kapasitesini kaynağında yok etmeye yönelik gerekli ve orantılı savunma tedbirlerinin desteklenmesi dahil adımlar atılacağına yönelik açıklamada bulunmuştur.[3] E3 olarak bilinen bu ülkelerin açıklaması İran’a yönelik müdahale ihtimalini gündeme getirmiştir. Özellikle Birleşik Krallık’ın 20 Mart’ta ABD’ye üslerini açma kararı,[4] E3 söyleminin kısa sürede sahada fiili uygulama kapasitesine dönüştüğünü göstermektedir. Daha sonra Ursula von der Leyen liderliğinde Komisyon’un açıklaması, söz konusu süreci başlatan değil, şekillenmekte olan hattı kurumsal ve normatif çerçevesini oluşturma girişimi olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla İran’ın tehdit olarak gösterildiği açıklamada Birleşik Krallık’ın öne çıkarılması tesadüf değil, doğrudan ilişkilidir.
AB’nin tek başına çözüm üretemeyeceği bir krizde tehdit söylemi ile operasyonel kapasite arasındaki boşluk Birleşik Krallık aracılığıyla doldurulmaktadır. Bu durum Avrupa’nın güvenlik üretiminde söylem ile eylem arasındaki ayrışmanın nasıl yönetildiğine dair genel bir bakış açısını da netleştirmektedir.
Tabi söz konusu tablo, önceden planlanmış kapalı bir operasyonel mutabakat olarak okunabilir. Zira Birleşik Krallık ile ABD arasında Hürmüz Boğazı bağlamında kesinleşmiş bir ortak askeri operasyon bulunmamaktadır. Ancak tarihsel olarak iki ülkenin yakın askeri ve stratejik işbirliği göz önünde bulundurulduğunda, olası bir müdahalenin ABD-İngiltere koordinasyonuyla olacağı düşünülmektedir. Dolayısıyla Birleşik Krallık’ın bu süreçteki pozisyonunun dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Tüm arka plan doğrultusunda bu denklemde AB’nin rolünün askeri bir aktör olmaktan ziyade söylemsel ve normatif bir çerçeve sağlayıcı olacağı anlaşılmaktadır. Zira üye ülkelerin genelinin askeri bir girişimi desteklemeyen temkinli tutumlarına karşın[5] Komisyon, ABD’nin operasyonel ve politik hedefleriyle örtüşen söylemsel bir müdahalede bulunmaktadır. Komisyon bunu üye ülkelerin politikalarını dönüştürmeye çalışmadan ve sahadaki müdahale kararını kendi kapasitesini kullanmadan, söylemsel ve normatif araçlarla ABD ve Birleşik Krallık’a dolaylı meşruiyet sağlayacak şekilde yapmaktadır. Zira Ursula von der Leyen, söz konusu açıklamasında doğrudan bir askeri operasyon çağrısı bulunmamaktadır. “Seyrüsefer özgürlüğü sağlanmalı” gibi kapsayıcı ve genel ifadeler kullanarak müdahale çağrısını dolaylı ve normatif bir düzleme taşımaktadır. Böylece Birleşik Krallık’ın olası müdahaleye desteği, uluslararası normlar çerçevesinde meşru ve beklenen bir girişim olarak resmedilmektedir.
Nitekim İran, “tehdit” olarak tanımlandığında müdahale norm dışı değil rasyonel ve gerekli bir seçenek haline gelmektedir. Seyrüsefer özgürlüğü vurgusu da Hürmüz gibi kritik geçiş noktalarında askeri ya da güvenlik temelli adımları uluslararası düzenin korunmasıyla ilişkilendirilerek meşrulaştırmaktadır. Bu söylemsel strateji, sahada Birleşik Krallık gibi aktörler hareket ettiğinde; adımları tek taraflı ve izole bir müdahaleden ziyade normatif uzlaşıya dayalı girişimler olarak algılanmasını sağlamaktadır. Aynı zamanda Komisyon’a da sahadaki aktörlerin eylemlerini yönlendirme fırsatı vermektedir. İran’ı küresel ekonomik istikrara yönelik “tehdit” olarak çerçeveleyen söylem, AB’ye doğrudan askeri bir angajman çağrısı yapmadan, krizin kolektif bir güvenlik sorunu olarak tanımlanmasına imkan tanımaktadır. Bu bağlamda Birlik, olası bir müdahalenin fiili yükümlülüğünün üstlenmemekte ancak gerekçelendirilmesine katkıda bulunmaktadır.
Sonuç olarak Ursula von der Leyen’in açıklaması, mevcut bir Avrupa pozisyonunu yansıtmaktan ziyade olası müdahalelerin çerçevesini şekillendiren ve belirli aktörlerin rolünü meşrulaştıran söylemsel bir araç olarak değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda von der Leyen, İran üzerinden bir tehdit çerçevesi oluşturmakta ve bu tehdide karşı hangi güvenlik mimarisinde hangi aktörlerin müdahil olacağını dolaylı olarak belirtmektedir. Atlantikçi güvenlik yaklaşımının öne çıktığı bu mimaride Birleşik Krallık, operasyonel kapasitenin temsilcisi olarak öne çıkarken; AB söylemsel meşruiyeti üreten aktör olarak yer almaktadır.
[1] Ilayda Cakirtekin, “EU vows to work with partners to ensure freedom of navigation in Hormuz”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/en/europe/eu-vows-to-work-with-partners-to-ensure-freedom-of-navigation-in-hormuz/3888911, (Erişim Tarihi: 02.04.2026)
[2] Gamze Bal, “Hürmüz Boğazı ve paradoksal güç inşası”, Tercüman, https://www.tercuman.com/analiz/hurmuz-bogazi-ve-paradoksal-guc-insasi-2776 , (Erişim Tarihi: 02.04.2026).
[3] Şeyma Yiğit, “Fransa, İngiltere ve Almanya, İran’ın füze fırlatma kapasitesini imhaya yönelik ‘savunma eylemlerine’ hazır”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/fransa-ingiltere-ve-almanya-iran-in-fuze-firlatma-kapasitesini-imhaya-yonelik-savunma-eylemlerine-hazir/3845722, (Erişim Tarihi: 02.04.2026).
[4] İngiltere, “Hürmüz Boğazı’nı hedef alan saldırılarda ABD’ye üslerini açma kararı aldı”, BBC, https://www.bbc.com/turkce/articles/c77mlg3j3l2o, (Erişim Tarihi: 02.04.2026).
[5] Şerife Çetin, “ABD’nin İran saldırılarını “kendi savaşı” görmeyen Avrupa liderleri, temkinli tavırlarını sürdürüyor”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abdnin-iran-saldirilarini-kendi-savasi-gormeyen-avrupa-liderleri-temkinli-tavirlarini-surduruyor/3889010, (Erişim Tarihi: 02.04.2026).
