Analiz

Yemen’de Büyüyen BAE-Suudi Arabistan Krizi   

Yemen’in geleceği, çoğunlukla BAE ve Suudi Arabistan arasındaki rekabetin nasıl şekilleneceğine bağlı görünmektedir.
Yemen’deki savaşın uzun zamandır çıkmaza girdiği ve bu şekilde devam edeceği yorumu yapılabilir.
Sudan ve BAE gibi ülkelerin desteği olmadan Suudi Arabistan’ın Husileri yenilgiye uğratma olasılığı neredeyse kalmamıştır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Yemen’de 2011 yılında Arap Baharı’yla başlayan ve 2015 yılının Şubat ayında başkent Sana’nın düşmesiyle büyüyen iç savaş süreci, kısa sürede bölgesel aktörlerin de dahil olduğu vekaleten savaşa dönüşmüş ve özellikle Körfez Ülkeleri, İsrail ve İran arasındaki rekabet derinleşmiştir. 2015 yılında Suudi Arabistan öncülüğünde Husilere karşı başlatılan koalisyon savaşına destek verenler arasında Pakistan, Sudan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi aktörler de yer almaktadır. Fakat bu aktörlerin koalisyon güçlerine verdiği destek değişkenlik arz edebilmektedir. Örneğin Pakistan, hava gücüyle koalisyona destek verirken; BAE ve Sudan gibi ülkeler, kendi oluşturdukları milis güçler veya diğer askeri birliklerle Husilere karşı yürütülen koalisyona destek verebilmektedirler.

Bu bakımdan Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2011 yılında devrilen, ancak uluslararası arenada halen geniş çapta kabul gören Aden merkezli Yemen Hükümeti’ne desteğini sürdürmüş, fakat BAE, bu süreçte ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi’ne verdiği destekle öne çıkmış ve Suudi Arabistan’la rekabet eder hale gelmiştir. 2022 yılında Yemen Hükümeti’nin yürütme organı olarak “Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi” kurulmuş ve BAE destekli Güney Geçiş Konseyi birlikleri üyeleri de bu yapıda temsil edilmeye başlanmıştır. Fakat BAE’nin desteklediği General Tarık Salih liderliğindeki “Ulusal Direniş Güçleri” ve ayrıca Güney Geçiş Konseyi birlikleri, Yemen’in güneyinde ve doğusundaki hakimiyetlerini giderek genişletmiştir. Bu durum, Yemen Hükümeti güçlerinin kontrolündeki bölgelerin çoğunlukla BAE destekli unsurların eline geçmesi anlamına gelmiştir. 2026 yılının ilk günlerinde Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Mukalla Limanı’nda BAE destekli silah sevkiyatını önlemek için bir saldırı gerçekleştirmesi,[1] bu rekabetin en somut örneklerinden biri olmuştur.

Daha geniş tabloya bakıldığında İran, İsrail ve BAE’nin Aden Körfezi, Babül Mendep Boğazı ve Kızıldeniz geçiş güzergâhında bir hakimiyet kurabilmek için rekabet ettikleri görülebilmektedir. Afrika Boynuzu’nda Cibuti, Eritre ve Somali gibi ülkelerde askeri üslere sahip olmak, bölgesel-küresel güç mücadelesinde stratejik avantaj elde etmek manasına gelmektedir. Afrika Boynuzu’nun karşısında yer alan Yemen’deki güç mücadelesinin derinleşmesi de çoğunlukla bu stratejik avantajla ilgilidir. BAE’nin Sokotra adasında bir tutunma noktası elde etmek istediği ve bu sebeple Yemen Hükümeti’yle bir anlaşmazlık içerisine düştüğü uzun zamandır dile getirilmektedir. Benzer şekilde BAE’nin ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi’ne verdiği destek veya İsrail’in yakın zamanda Somaliland’in bağımsızlığını tanıması da bu rekabetin somut örnekleri olarak kabul edilebilir.

İran’ın 2004 yılından beri Husi güçleri destekleyerek Yemen’de yönetimi el geçirmelerine yardımcı olması da bu rekabetin birer parçasıdır. Husilerin İsrail ve Amerika karşıtı bir ideolojiye sahip olmaları, onların İran’dan destek almalarını kolaylaştırmıştır. Husilerin başkent Sana’dan sonra Hudeyde gibi stratejik limanları ele geçirmesi ve boğazdan geçen İsrail ve Amerikan bandıralı gemilere saldırması, Yemen’in giderek “küresel bir güvenlik tehdidi” haline dönüşmesine yol açmıştır. ABD ve İngiltere başta olmak üzere bazı Batılı aktörler, Yemen’de “Husi karşıtı” bir koalisyon oluşturarak bu “tehdidi” bertaraf etmek için çaba sarf etseler de bunda başarılı olamamışlardır. Hudeyde gibi liman bölgeleri çevresindeki Husi güçlerini hedef alan ABD saldırıları, özellikle İsrail’e dönük “tehditlerin” tamamen ortadan kaldırılmasını amaçlamıştır. Bu saldırılar her ne kadar Suudi Arabistan ve BAE’nin çıkarlarına uygun düşse de bu aktörler arasındaki anlaşmazlıklar çok daha derin olduğu için somut birer fayda sağlamamıştır. Husileri sahada yenilgiye uğratmak ve başkent Sana dahil kaybedilen toprakları geri almak, gerçekleşmesi son derece güç olan bir olasılık olarak karşımıza çıkmaktadır.

2014 yılından itibaren Yemen’de karşılaşılan en büyük zorluk; toprak bütünlüğünü koruyan, içeride ve dışarıda tamamen egemen bir yönetimin yeniden tesis edilmesini sağlamaktır.  Bu doğrultuda hareket eden Suudi Arabistan, Yemen Hükümeti’nin yürütme organı kabul edilen “Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi” liderliğinde, toprak bütünlüğünü koruyan egemen bir Yemen’in ortaya çıkması için çabalamaktadır. Fakat güneydeki ayrılıkçı gruplara destek veren BAE, toprak bütünlüğünü koruyan bir Yemen’in inşasının önündeki en büyük engellerden biri olarak ortaya çıkmıştır. Suudi Arabistan, her ne kadar bu engeli aşmış gibi görünse de sahada “Husi karşıtı” güçlerin dağınık yapısı dikkat çekmektedir. Yemen’de Husileri yenilgiye uğratırken aynı zamanda kendi çıkarlarını hayata geçirmeyi arzulayan BAE’nin bu jeopolitik vizyonu, Suudi Arabistan’la arasının açılmasına neden olmaktadır.

Mevcut durumda Yemen’deki savaşın uzun zamandır çıkmaza girdiği ve bu şekilde devam edeceği yorumu yapılabilir. Taraflardan birini kesin yenilgiye uğratacak büyük çaplı bir askeri harekât beklentisinin olmaması, savaşın gelecekte de devam edeceğine işaret etmektedir. Yemen’de siyasi bir uzlaşı veya barışa dair beklentilerin olmadığı da söylenebilir. Çünkü Suudi Arabistan, Husiler ve BAE gibi aktörlerin pozisyonlarında herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Bu süreçte ABD’nin Husilere dönük operasyonları, mevcut dengeleri değiştirebilecek büyüklükte olmamıştır. Karşılaşılan en büyük risk, Yemen’in resmi anlamda parçalı bir yapıya doğru ilerlemesidir. Husilere karşı verilen mücadelede en büyük paylardan biri BAE’ye aittir. Sahadaki güç dengelerine bakıldığında Sudan ve BAE gibi ülkelerin desteği olmadan Suudi Arabistan’ın Husileri yenilgiye uğratma ve Yemen’de başarıya ulaşma olasılığı neredeyse kalmamıştır. Böylesi bir durumda Yemen’in geleceği, çoğunlukla BAE ve Suudi Arabistan arasındaki rekabetin nasıl şekilleneceğine bağlı görünmektedir. 

[1] “Suudi Arabistan, Yemen’de bir limanı vurdu: BAE’yi açıkça uyardı”, Euronews, https://tr.euronews.com/2025/12/30/suudi-arabistan-yemende-bir-limani-vurdu-baeyi-acikca-uyardi, (Erişim Tarihi: 06.01.2026).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Benzer İçerikler