Tarih:

Paylaş:

NATO’nun Yeni Stratejik Konsepti

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) gelecek dönemdeki hareket tarzının kılavuzu olarak nitelendirilebilecek ve değişen stratejik ortama uygun hale getirilmiş yeni Stratejik Konsepti’nin[1] kabul edildiği Madrid Zirvesi, 28-30 Haziran 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Genel Sekreterin NATO içinden ve dışından atadığı ekip tarafından, hazırlık çalışmalarına 2021 yılında gerçekleştirilen Brüksel Zirvesi’nde alınan kararla başlanan yeni konsept, geçtiğimiz yıl boyunca değişik platformlarda üzerinde tartışılan bir konu olmuştur.

Zirve toplantıları başlamadan önceki akşam NATO Genel Sekreteri ev sahipliğinde, Türkiye ve Finlandiya Cumhurbaşkanları ile İsveç Başbakanı’nın katılımıyla bir toplantı gerçekleştirilmiştir. Toplantı sonucunda, Finlandiya ve İsveç’e NATO üyelik yolunu açacak olan ve Türkiye’nin güvenlik endişelerini gidermeye yönelik, üçlü mutabakat muhtırasının imzalanmasıyla uluslararası camiada başarısızlık olarak görülebilecek bir kriz, toplantılar başlamadan önlenmiştir. Ayrıca Avrupa Birliği’nin (AB) Ukrayna’nın tam üyeliğe adaylığının tesciliyle verilen mesaj sonrası NATO tarafından da Rusya’ya karşı dayanışmasını koruduğunu gösteren bir ittifak görüntüsü sergilenmiştir.

İmzalanan mutabakat muhtırası ve Rusya’ya karşı verilen mesaj önemli olmakla ve medyada ağırlıkla yer almakla birlikte, NATO’nun gelecek dönem için benimsediği temel prensiplerin yer aldığı Stratejik Konsepti’ni ve eski konseptten farkını anlamanın, satır aralarını okumanın da önemli olduğu değerlendirilmektedir.

Madrid Zirvesi toplantılarının ilk günü Genel Sekreterin yaptığı basın toplantısında, üye ülke liderlerince kabul edildiği duyurulan yeni Stratejik Konsept’in önsöz kısmında, beklenildiği üzere Rusya’nın Ukrayna’ya karşı saldırgan tavırlarının güvenlik ortamını ciddi şekilde değiştirdiği ve bağımsız bir Ukrayna’nın Avrupa-Atlantik bölgesinin istikrarı için hayati öneme sahip olduğu belirtilmiştir. Ayrıca eski konseptte yer alan üç temel görevden ilki olan kolektif savunma; “caydırıcılık ve savunma” olarak, ikincisi (kriz yönetimi) ise “kriz önleme ve yönetimi” olarak revize edilirken, “ortaklıklar yoluyla güvenlik” olan üçüncü temel görevde değişiklik yapılmadığı görülmektedir. Yeni konseptte; temel görevlerden ikisinde kelime olarak küçük değişiklikler yapılmakla birlikte, içerik olarak görevler çok kapsamlı şekilde değişmemiş, eski konseptte yer almayan hususlar olan “teknolojik yeniliklere yatırım, iklim değişikliği, insan güvenliği, kadın, barış ve güvenlik alanları”, her temel görevle ilişkilendirilmiştir.

Söz konusu alanlarından biri olan “iklim değişikliğine” ayrı bir parantez açmak gerekirse; zirve toplantıları öncesi “İklim Değişikliği ve Güvenlik” konulu açık oturum açılış konuşmasında Genel Sekreter; “bu alandaki anlayışın artırılmasının”, “ittifakın uyarlanmasının” ve “salınımın azaltılmasının” konuyla ilgili üç temel husus olduğunu belirtmiştir.[2]  

“Maksat ve hedefler” bölümünde 2010 Stratejik Konseptinde[3] “tüm üyelerinin bağımsızlık ve güvenliğini siyasi ve askeri anlamda garanti altına almak” olarak belirtilen maksat; 2022 konseptinde “tüm yönlerden (360 derece) gelecek her türlü tehdide karşı kolektif savunmanın sağlanması” olarak revize edilmiştir.

360 derece yaklaşımı; NATO yetkililerinin sıklıkla kullandığı ve ittifakın değişik yönlerden gelen tehditlerle ilgilenebilme yeteneğini tanımlamak üzere kullanılan bir konsept olup, 2015 yılında ittifakın doğu kanadında Rusya’yla yaşanan gerilimlerle aynı anda güney kanadında da terör örgütü Devlet’ül Irak ve’ş Şam’dan (DEAŞ) kaynaklanan artan terörizm tehdidi ve göçmen krizi sonrası kullanılmıştır.[4] NATO’nun yeni konseptinde belirtilen mücadele alanlarına, eski konseptte yer almayan Hint-Pasifik, Arktik ve Sahel’in de dahil edildiği göz önüne alındığında, 360 derece yaklaşımının gelecek dönem için NATO açısından önemi daha kolay anlaşılabilir.

Eski konseptte “güvenlik ortamı” başlığıyla ele alınan ve NATO yetki alanına konvansiyonel tehdidin düşük olarak belirtildiği bölüm, yeni konseptte, “stratejik ortam” olarak ele alınmış ve Rusya, ittifak’ın güvenliği, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği ve istikrarı için en büyük tehdit olarak tanımlanmıştır. Bu bölümde stratejik rakiplerin (isim verilmemekle birlikte Rusya ve Çin) NATO’nun dayanıklığını test ettiği, demokratik süreç ve kurumlarına müdahil olduğu, hem direkt olarak hem de vekilleri yoluyla hibrit taktikler kullanarak vatandaşlarının güvenliklerini hedef aldığı ve uzay-siber uzayda kasıtlı faaliyetler ve dezenformasyon kampanyası yürüttüğü, göçü araçsallaştırdığı, enerji kaynaklarını manipüle ettiği ve ekonomik baskı uyguladığı belirtilmektedir.

Yine bu bölümde, Rusya’nın müttefiklerin güvenliği ve Avrupa-Atlantik alanındaki barış ve istikrara direkt ve en önemli tehdit olduğu vurgusu yapılırken, ittifakın doğu ve güneyindeki ülkeleri istikrarsızlaştırmayı amaçladığı ifade edilmektedir. Bunun yanı sıra, Rusya’nın Arktik’teki müttefik faaliyetleri ve Kuzey Atlantik’te denizde seyir serbestisini engellemeye yönelik yeteneklerinin, stratejik bir mücadele alanı olduğu, Baltık Denizi, Karadeniz ve Akdeniz ile Beyaz Rusya’daki askeri entegrasyonunun da ittifakın güvenlik ve çıkarlarıyla çatıştığı belirtilmektedir.

2010 konseptinde yer almayan Arktik’in, yeni konseptte bir mücadele alanı olarak tanımlanması sürpriz değildir. Son dönemde, iklim değişikliği ile eriyen buzullar sayesinde kullanım sıklığı gün geçtikçe artan  kuzey rotası ve Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası yaşanan enerji sorununa, deniz dibinde bulunan yüksek miktardaki enerji kaynakları da eklenmektedir. Arktik üzerindeki mücadelede, süreç tamamlandığında Finlandiya ve İsveç’in de üyeliğiyle Arktik konseyindeki 8 üyeden 7’sinin NATO üyesi ülkelerden oluşması sayesinde NATO’nun eli güçlenecek ve rekabet gelecekte de artarak devam edecektir.

“Terörizmle mücadele kararlığı” eski konseptte olduğu gibi yine vurgu yapılan bir diğer husus olup, Afrika ve Ortadoğu’daki kırılganlık ve istikrarsızlık, ittifak üyeleriyle ortakların güvenliğini etkileyen bir husus olarak ele alınmış, önceki konseptte yer almayan Sahel bölgesi de güvenlik, demografik, ekonomik ve siyasi mücadele alanlarına ilave edilmiştir.

Yine bu bölümde beklendiği şekilde Çin’in, ittifakın çıkarları, güvenliği ve değerleriyle çatışan hırslı ve zorlayıcı bir siyaset izlediği ve küresel ayak izini artırmak ve kuvvet aktarımı yapmak maksadıyla geniş çaplı siyasi ekonomik ve askeri araçlar kullandığı belirtilirken, Rusya’yla derinleşen stratejik ortaklığının da yine ittifak değer ve çıkarlarıyla çatıştığı ifade edilmektedir. NATO’nun Rusya ve Çin’in yükselen işbirliği karşısındaki tedirginliği, konsept genelinde birkaç yerde “kural temelli uluslararası düzeni bozucu” olarak nitelenirken, Genel Sekreterin basın açıklamasında da yer almıştır.[5] Bölümün kalan kısmında siber uzay, uzayda hareket kabiliyetini kısıtlayıcı teknolojiler, yeni ve çığır açan teknolojiler, silahların kontrolü, silahsızlanma, iklim değişikliği gibi diğer konular ele alınmıştır.

Eski konseptte ayrı bir bölüm olan “Caydırıcılık ve Savunma”, yeni konseptte, “NATO’nun Temel Görevleri” bölümün ilk kısmında ele alınmış; bu alandaki NATO duruşunun, yeni konseptte eklenen uzay ve siber yeteneklere ilaveten, nükleer, konvansiyonel ve füze savunma yeteneklerinin birleşiminden meydana geldiği belirtilmiştir. Bu duruşun, herhangi potansiyel muhasımı engellemek üzere hatırı sayılır ölçüde güçlendirileceği ve bunu sağlamak için de entegre hava ve füze savunmasıyla takviyeli şekilde kara, deniz ve havada daimi varlık gösterileceği belirtilmiştir.

Bu bölümde dikkati çeken bir diğer husus; kötücül siber ve uzay faaliyetleri NATO topraklarını hedef aldığı takdirde veya ittifaka karşı hibrit saldırılar silahlı boyuta ulaştığında, Atlantik Anlaşması’nın 5. maddesinin işletileceğinin belirtilmesidir.

Eski konsepte benzer şekilde yeni konseptte de Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başta olmak üzere ittifakın stratejik nükleer güçlerinin, ittifak güvenliğinin temel garantisi olduğu, Birleşik Krallık ve Fransa’nın bağımsız stratejik güçlerinin de buna katkı sağlayacağı belirtilirken, aynı zamanda NATO’nun hedefinin nükleer silahsız bir dünya olduğu ifade edilmiştir.

Eski Konseptte “Kriz Yönetimi Yoluyla Güvenlik” başlığı altındaki bölüm yeni konseptte “Kriz Önleme ve Yönetimi” olarak ele alınmış, Afganistan gibi geçmişte yapılan operasyonlardan alınan dersler kapsamında; hazırlık durumunun, askeri ve sivil yeteneklerin ve sivil-asker koordinasyonunun geliştirilmesine devam edileceği, bunun da düzenli tatbikatlar yoluyla sağlanacağı belirtilmiştir.

Yeni konseptte, ortakların NATO liderliğindeki kriz yönetimine önemli katkı sağladığı, ve yakın coğrafyadaki ortakların güvenlik ve kapasitelerinin geliştirilmesine yardımın artırılacağı belirtilirken, eski konseptte yer almayan kriz önleme ve yönetimine yaklaşımın merkezinde olduğu belirtilen, “sivillerin korunması/verilecek zararın azaltılmasına” yönelik “insan güvenliği” yeni konseptte yer almıştır.

Eski konseptte “Uluslararası Güvenliğin İş Birliği Yoluyla Desteklenmesi” başlığı altında incelenen alt başlıklarla (Silahların kontrolü, silahsızlanma ve (silahların) yayılımının engellenmesi, Açık Kapı (politikası), Ortaklıklar) ele alınan “İş Birliğine Dayalı Güvenlik”, bölümü yeni konseptte tek olarak ele alınmış, başlık altında “Açık Kapı” politikası tekrar teyit edilmiştir. NATO’nun kapısının ittifak üyeleriyle aynı değerleri paylaşan tüm Avrupa demokrasilerine açık olduğu belirtilmiş ve bu konudaki kararların NATO müttefikleri tarafından alındığından süreçte üçüncü tarafların söz hakkının olmadığı ifade edilmiştir. Yine aynı bölümde Bosna-Hersek, Gürcistan ve Ukrayna ile ortaklığın geliştirilmesine devam edileceği belirtilirken Gürcistan ve Ukrayna için 2008 Bükreş Zirvesi’nde verilen üyelik sözünün arkasında durulduğu vurgulanmıştır.

Aynı bölümde, AB-NATO ilişkilerinin önemi vurgulanırken, transatlantik ve küresel güvenliğe olumlu katkı sağlayan daha güçlü ve yetenekli Avrupa’nın, NATO’yu tamamlayıcı rolüne dikkat çekilmiştir. AB Konseyinin Mart ayında onayladığı ve savunma/güvenlik alanındaki özerkliğin sağlanmasına yönelik atılan önemli bir adım olarak görülen “Stratejik Pusula” sonrası, NATO’nun yeni Stratejik Konseptinde de AB’nin, Avrupa-Atlantik güvenliğinde NATO’yu tamamlayıcı rolü teyit edilmektedir. Bununla birlikte NATO’yla birlikte çalışabilir (interoperable) olması gerektiği ifadesi, AB’nin kendi savunma kimliğini oluşturmasından ziyade NATO’ya uyumlu kalacak şekilde bir tamamlayıcılığın öngörüldüğünü düşündürmektedir. 

Bu başlık altında eski konseptte yer almayıp yenisinde geçen bir diğer konu, “Hint-Pasifik” bölgesinin NATO için olan önemi ve bölgedeki gelişmelerin Avrupa-Atlantik güvenliğine olan etkisidir. Bölgede yeni ve mevcut ortaklarla diyalog/işbirliğinin geliştirilmesi vurgulanmıştır. Pasifik’te özellikle Güney Çin Denizi’nde ısınan sular ve Tayvan’la ilgili gelişmelerle birlikte Güney Kore, Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın tarihinde ilk kez bir NATO zirvesine katılması da dikkate alındığında, bahse konu ifadelerin NATO’nun gelecekte bölgeyle olan ilişkilerinin artacağına ilişkin bir ipucu olarak değerlendirilebilir. Geçmişte icra edilen Afganistan ve Aden Körfezi açıklarında deniz haydutluğu ile mücadele gibi “alan dışı” görevlerin Kuzey Atlantik Konseyi (North Atlantic Council-NAC) onayına bağlı olduğu dikkate alındığında, konseptte yer alan bu ifadenin, Hint-Pasifik bölgesinde NATO’nun hemen varlık göstereceği anlamına gelmediğini, tüm üye ülkelerle oydaşması sonucu bunun yapılabileceğini de hatırda tutmak gerekir.

Konseptin son bölümü olan “İttifakın Devamlı Başarısını Sağlamak” başlığı altında ise savunma harcamalarına vurgu yapılmış ve NATO savunma ve güvenlik risklerinin eşit şekilde paylaşılacağı, bunun için temel görevleri ve alınan kararları uygulamaya yönelik gerekli tüm kaynakların, altyapı, yetenek ve kuvvetlerin sağlanacağı ifade edilmiştir. Genel Sekreterin basın toplantısında bildirdiği üzere[6] üye ülkelerin “Savunma Harcama Taahhüdünde” yer alan savunma harcamalarının milli bütçeye oranı için alt sınır olan %2’ye ulaşan ülke sayısının 9, 2024 yılına kadar ulaşacak ülke sayısının ise 19 olması, Rusya-Ukrayna Savaşı’yla artan Rusya tehdidiyle açıklanabilir. Ancak, konu, salgın sonrası ekonomik ortam, küresel çapta artan enflasyon ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ardından Avrupa’nın enerji maliyetlerinde yaşanan artışla birlikte ele alındığında, üye ülkelerin bunda zorlanacağı söylenebilir.

Sonuç olarak; yeni Stratejik Konseptin, tavsiyelere ve oluşan genel beklentilere cevap verdiği söylenebilir. Süreç tamamlanıp Finlandiya’nın üyeliği gerçekleştiğinde NATO’nun Rusya’yla sınırları genişleyecek, halihazırda sınır üye ülkelere yapılan askeri yığınak hatırı sayılır oranda artacak ve İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri sonrası hamle sırası Rusya’ya geçecektir. Moskova’dan gelecek karşı hamle veya hamlelerle ise tekrar soğuk savaş ortamına geri dönülen bir atmosfer oluşacaktır.


[1] “NATO 2022 Strategic Concept”, NATO, https://www.nato.int/strategic-concept/, (Erişim Tarihi: 30.06.2022).

[2] “Opening Speech”, NATO, https://www.nato.int/cps/en/natohq/opinions_197168.htm, (Erişim Tarihi: 30.06.2022).

[3] “Strategic Concept 2010”, NATO, https://www.nato.int/cps/en/natohq/topics_82705.htm, (Erişim Tarihi: 01.07.2022).

[4] Wojciech Michnik, “Is NATO’s 360-degreeapproach enough to keep focus on the Eastern flank?”, New Eastern Europe, 4 (XLVII) 2021, s.193

[5] “Press Conference”, NATO, https://www.nato.int/cps/en/natohq/opinions_197292.htm?selectedLocale=en, (Erişim Tarihi: 01.07.2022).

[6] “Press Conference”, NATO, https://www.nato.int/cps/en/natohq/opinions_197288.htm?selectedLocale=en, (Erişim Tarihi: 02.07.2022).

Emekli Deniz Albay Ferhan ORAL
1972 yılında Denizli’de doğdu. 1994 yılında Deniz Harp Okulundan mezun oldu. 24 yıllık meslek hayatı süresince değişik denizaltı gemileri ve karargah görevlerinde çalıştı. Çalıştığı karargah görevleri arasında, Bosna-Hersek AB Gücü Sivil-Asker İşbirliği Başkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı Plan Prensipler Başkanlığı, Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı (SHAPE) Harekat-İstihbarat Başkanlığı ve Çok Uluslu Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezi yer almaktadır. Sosyoloji ve Denizcilikte Emniyet, Güvenlik ve Çevre Yönetimi alanlarında yüksek lisans sahibi olup, halen Dokuz Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesinde Denizcilikte Emniyet, Güvenlik ve Çevre Yönetimi alanındaki doktora eğitimine devam etmektedir. Ulusal hakemli dergilerde yayınlanmış üç makalesi bulunmaktadır. Deniz güvenliği ve NATO konuları araştırma ve çalışma alanları arasında olup İngilizce ve temel seviyede Fransızca bilmektedir.