Tarih:

Paylaş:

Norveç Arktik Üniversitesi, Teknoloji ve Güvenlik Bölümü Öğretim Üyesi, Doç. Dr. Monika Gabriela Bartoszewicz: “Rusya, Kuzey Kutbu’nda Giderek Daha Fazla Askeri Üs İnşa Etmektedir.”

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

25 Ağustos 2022 tarihinde Kanada’yı ziyaret eden Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Rusya’nın Arktik’i (Kuzey Kutbu’nu) militarize etme çabalarını ve Çin’in buradaki artan varlığını eleştirmiştir. Çin’in Kuzey Kutbu’nu daha fazla kullanabileceğini ifade eden Stoltenberg, Kuzey Kutbu’ndaki Pekin-Moskova işbirliğini, NATO’nun çıkarlarına meydan okuyan “stratejik bir ortaklık” olarak nitelendirmiştir. Bu sözler, NATO’nun Çin’den nasıl bir tehdit algıladığı sorusunu gündeme getirmiştir.

Buradan hareketle Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Çin’in Arktik’te Rusya’yla işbirliği yapıp yapmadığını ve NATO’nun bu dayanışmaya bakış açısını değerlendirmek üzere Norveç Arktik Üniversitesi Teknoloji ve Güvenlik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Monika Gabriela Bartoszewicz’in görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

1. Çin’in Arktik’te Rusya’yla işbirliği yaptığını düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse bu işbirliğinin boyutları nelerdir? Açıklayabilir misiniz?

İngiliz Amiral Sir Ben Key, geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamada, “Yalnızca ayıya odaklanmanın kaplanı kaçırma riskini taşıdığını” söyleyerek Çin’i kastetmişti. Çinliler, özellikle Kuzey Kutbu’ndan geçen Dalian-Rotterdam Rotası’yla ilgileniyorlar ve bunu “Kutup İpek Yolu” olarak adlandırıyorlar. Eriyen buzullar, Rusların ve Çin Donanması’na ait savaş gemilerinin ve denizaltıların Yüksek Kuzey’den geçmesini kolaylaştırmaktadır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden haftalar önce yayınlanan ortak açıklamada, her iki taraf da Kuzey Kutbu yollarının “geliştirilmesi ve işletilmesi” konusunda işbirliğini güçlendirme sözü vermişlerdi.

Haritaya bir kez baktığınızda, Kuzey Kutbu’nun Avrupa ile Çin arasında alternatif bir deniz yolu sunduğunu anlayabilirsiniz. Bu koridor, Çin açısından denizlerde potansiyel güvenlik sorunları yaratan Güney Çin Denizi, Malakka Boğazı ve Süveyş Kanalı’nın pasifize edilmesini sağlamaktadır.

Rusya, Kuzey Kutbu’nda madencilik projeleri geliştirmek maskadıyla Çin’le ortaklık kurmaya ilgi göstermektedir ve bu ilgi, Rusya’nın Batı’yla yaşadığı çatışmalardan daha öncelikli hale gelmektedir. Dolayısıyla Rusya’nın Arktik’te Çin’le ortaklık kurması tamamen pragmatiktir. “Yamal LNG” ve “Arctic LNG 2” projelerinin geliştirilmesi, Çin’in yakın gelecekte Yüksek Kuzey’in mega projelerinde Rusya’nın ana yabancı ortağı olacağını ve öyle kalacağını göstermektedir. “Sahalin-1” ve “Sahalin-2” ise ağırlıklı olarak Doğu Asya pazarlarına hizmet eden iki büyük enerji projesidir. “Sibirya 2”nin jeopolitik sonuçları da vardır. Önerilen boru hattı, Moğolistan’dan geçerek Çin’i Yamal Yarımadası’ndaki gaz sahalarına bağlayacak ve böylece Rusya’nın Avrupa’ya yaptığı gaz ihracatının önemli bir bölümü Çin’e aktarılacaktır.

2. NATO, Çin’in Kuzey Kutbu’ndaki varlığını ve Rusya’yla işbirliğini “stratejik bir meydan okuma” olarak görmektedir. Bu nitelendirmenin nedeni nedir? Çin, NATO için nasıl bir tehdit oluşturabilir?

NATO, doğal olarak Kuzey Kutbu’nda Rusya’ya odaklanmaktadır. Rusya, Kuzey Kutbu’nda giderek daha fazla askeri üs inşa etmekte ve mevcut olanları da modernleştirmektedir. Böylece hem Kuzey Filosu’nun hem de Baltık Filosu’nun bölgeye erişimini ve yeteneklerini genişletmektedir. Bu konuda “Arctic Trefoil (Arctic Shamrock) Üssü”nden bahsetmek yeterlidir. Bu üs; buzla kaplı Franz Josef Land takımadalarının en batısındaki Alexandra Land Adası’nda yer almaktadır. 150 kişilik personeliyle Rus Ordusu’nun en kuzeydeki kalıcı üssüdür. “Arctic Trefoil”, Rusya’nın Kuzey Kutbu’nda yakın zamanda inşa ettiği en büyük ikinci üssüdür. “Northern Clover” adlı ilk üs ise Sibirya’nın kuzeyindeki Kotelny Adası’nda bulunmaktadır.

Moskova ve Pekin, ortak askeri tatbikatlarını yoğunlaştırmaktadır. Bu noktada Vostok 2022’den bahsetmek gerekir. Rusya ve Çin’in Kuzey Kutbu’ndaki varlıklarına askeri güçleri de dahil edildiğinde bu ortaklık, özellikle de ABD ve Kanada için artan bir stratejik tehdit haline gelmektedir. Çünkü Moskova ve Pekin, bu iki ülke tarafından süpersonik silahlara sahip potansiyel düşmanlar olarak görülmektedir. Kanada Donanması, 2022 yılının Ocak ayında Kuzey Kutbu’na dönmüştür ve NATO ülkeleri de eşzamanlı olarak işbirliğini hızlandırmaktadırlar. NATO’nun Arktik Okyanusu’nda Norveç’e bağlı Svalbard takımadalarını “Arktik’in Aşil Topuğu” olarak nitelendirmesine ve Çin’in oradaki faaliyetlerine karşı temkinli olmasına şaşırılmamalıdır.

3. NATO ile Rusya arasında bir savaş çıkması halinde Pekin’in Moskova’ya destek vereceğini düşünüyor musunuz?

Taraflar arasında resmi bir savaşın patlak vereceğini göreceğimizden şüpheliyim. Ukrayna’da bile çatışmaya karışan tarafların savaş ilan etmediği şizofrenik bir durumla karşı karşıyayız. Ancak gerilim olursa, Çinlilerin Rusları hem söylemsel düzeyde hem de gizli yollardan destekleyeceğinden şüphem yok. Bu, iki devlet arasındaki ilişkilerin samimiyet düzeyinden değil; yeniden dizayn edilen küresel jeopolitikten kaynaklanmaktadır.

Çin’in Arktik’i “yeni stratejik hudut” olarak adlandırması boşuna değildir. Çinliler, Rusları tıpkı Amerikalıların Ukraynalıları kullandığı şekilde bir oyalama, dikkat dağıtma ve rakibi zayıflatmanın bir yolu olarak kullanmak isteyecektir. 

Bu noktada NATO’nun genişlemesi önemsiz değildir. Finlandiya ve İsveç’in ittifaka katılması, Kuzey Kutbu’nda NATO üyesi devletlerin sayısını beşten yediye çıkaracak, bölgedeki dengeleri değiştirecek ve Moskova ile Pekin’e güçlü bir mesaj gönderecektir.

Batı’nın güçlendiğine şüphe yoktur. Buna örnek olarak, ıssız bir Arktik adasında on yıllarca süren “viski savaşının” sona ermesi sayesinde Avrupa (Danimarka) ve Kanada’nın Kuzey Kutbu’nda on yıllardır ilk kez kara sınırına sahip olmasını gösterebiliriz. Ve Batı güçleniyorsa, Doğu’nun da güçlenmesi mantıklıdır. Uzun vadede bu, Arktik işbirliğine dair daha militarist bir görüşe yol açabilir. Ayrıca iklim ve ekonomik projeler açısından karanlık bir geleceğe de işaret edebilir.

4. “Çin Şahini” olarak görülen Liz Truss’un İngiltere Başbakanı seçildiği bir dönemde NATO’nun Çin’le daha sert bir mücadeleye gireceğini düşünüyor musunuz? Bu mücadelenin Kuzey Kutbu’na yansımaları nasıl olacak? 

Truss’un içeride o kadar çok sorunu olacak ki; Kuzey Kutbu’nun nerede olduğunu tekrar kontrol etmek için haritaya bakma şansına bile sahip olacağından şüpheliyim. NATO çatısı altında Amerikalılar tarafından dışarıdan baskı yapılmadığı sürece, İngiltere’nin her şeyden önce ekonomik, toplumsal ve siyasi kargaşayla uğraşması gerekecek. İç meseleler pahasına dış politikaya odaklanmak, gözü peklik olur ve Truss kesinlikle bu gerçeğin farkındadır.


Monika Gabriela Bartoszewicz

Monika Gabriela Bartoszewicz, Lodz Üniversitesi’nden (Polonya) Uluslararası İlişkiler ve St, Andrews Üniversitesi’nden (İngiltere) Uluslararası Güvenlik Çalışmaları alanında yüksek lisans derecesine sahiptir. St. Andrews Üniversitesi’nde “Controversies of Conversions: Exploring the Potential Terrorist Threat of European Converts to Islam (2013)” başlıklı teziyle doktorasını tamamlamıştır.

İskoçya, İngiltere, Hollanda, Danimarka, Kosova ve Polonya’da disiplinler arası araştırmalar yapan Dr. Bartoszewicz, Norveç Arctic Üniversitesi’nde Toplumsal Güvenlik alanında doçent olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda Dr. Bartoszewicz, bir Avrupa Komisyonu uzmanı, raportörü ve değerlendiricisidir.  Polonya, Çek ve Letonya kurumlarına uzman ve danışman olarak da hizmet vermektedir. Aynı zamanda Edinburgh’daki Güvenlik Araştırmaları Merkezi (CeSeR) ve İngiliz Uluslararası Çalışmalar Derneği’nin bir üyesidir.

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.