Tarih:

Paylaş:

Surrey Üniversitesi, Doktora Sonrası Araştırmacısı Dr. Michael Martin Richter: “Reforme Edilmiş Bir Ukrayna, Coğrafi ve Ekonomik Olarak AB İçin Kesinlikle Değerli Olacaktır.”

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik girişimlerini değerlendirmek üzere Surrey Üniversitesi, Doktora Sonrası Araştırmacısı Dr. Michael Martin Richter’le yapmış olduğu röportajı dikkatlerinize sunmaktadır.

1. AB-Ukrayna ilişkilerini ve önümüzdeki aralık ayında başlayacak üyelik müzakerelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

AB-Ukrayna ilişkileri, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ardından önemli bir dönüşüm geçirmiş ve bu ilişkinin bağlamı değişmiştir. Saldırıdan önce bu ilişkiler, AB’yle işbirliği etrafında dönüyordu. Ancak Rusya’yla çatışma, dinamikleri temel olarak değiştirmiştir. Günümüzde bu ilişkiler, Ukrayna’nın AB’ye yakın entegrasyonuyla ilgilidir.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, değişimin katalizörü olarak rol oynamıştır. Moskova başlangıçta AB’nin bölünmüş olacağını ve Ukrayna’ya destek konusunda birleşik bir cephe sunamayacağını bekliyordu. Bunun sebebi, özellikle enerji alanında bazı üye devletlerin Rusya’ya karşı güçlü bir bağımlılığının olmasıdır. Ancak AB üye devletleri, Kremlin’i hayal kırıklığına uğratarak, dikkate değer bir birlik sergilemişlerdir. Bu birliğin oluşmasında AB’nin uluslararası hukuku koruma taahhüdü, Ukrayna’nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü sağlama isteği ve Rusya’nın sınırları savaşla yeniden çizme girişimlerine karşı koyma güdüsü etkili olmuştur.

AB-Ukrayna ilişkilerinde en dikkat çekici gelişmelerden biri, entegrasyon girişimlerinden resmi bir üyelik perspektifine geçiş olmuştur. AB, ilkesel olarak Ukrayna’nın gelecekte bir üye olabilmesi için kapıyı açmış ve üyelik müzakerelerinin resmen aralık ayında başlaması kararlaştırılmıştır. Bu, AB’nin Ukrayna’yı Avrupa yolunda resmi olarak desteklediğini göstermektedir. Kiev’in 1990’lı yıllardan beri AB üyeliği arzusunu dile getirdiğini hatırlatmak fayda var.

Fakat AB-Ukrayna ilişkilerinin geleceği hala açık bir soru işaretidir. Tam AB üyeliğine giden süreç, Ukrayna’nın gerekli reformları uygulama, kurumlarını AB standartlarına uyarlama ve demokrasi, hukukun üstünlüğü ve iyi yönetişim prensiplerine bağlılığını gösterme yeteneğine bağlı olacaktır. Bu üyelik sürecinin başarısı, Ukrayna’nın içerideki zorluklarını ele alabilme yeteneğine, özellikle yolsuzluk gibi önemli bir sorunun çözümüne bağlıdır. Bunun yanı sıra AB açısından da bir dizi faktör vardır.

Birçok gözlemci, AB üye devletlerinin “üyelik yorgunluğu” yaşadığını iddia etmiştir. Bu nedenle, bu süreci karşılıklı bir şekilde yürütmek önemlidir. Ukrayna, ilerleyen yıllarda üzerine düşeni yaparken aynı zamanda üye devletlerin de Ukrayna’yı bu süreçte desteklemeleri gerekmektedir. Aksi takdirde “Avrupa’nın kapısında uzun yıllar beklemek”, hayal kırıklığı yaratabilir ve sonunda üye ülkelerdeki Avrupa yanlısı eğilimlere zarar verebilir.

2. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve AB’nin Ukrayna’ya desteklerini artırmak için gösterdikleri çabaları ayrıntılı bir şekilde açıklayabilir misiniz?

ABD ve AB, Ukrayna’yı desteklemek için hem askeri hem de finansal yardım noktasında önemli çaba sarf etmişlerdir. Bu yardımlar, Ukrayna’nın devam eden savunma ve yönetim görevlerini sürdürebilmesi, çatışmadan etkilenen sivillerin acılarının hafifletilmesi açısından hayati öneme sahiptir. Askeri yardım Ukrayna’nın savunma yeteneklerini sürdürebilmesine büyük katkı sağlayacaktır.

Bu konuda ABD, yaklaşık olarak 75 milyar dolarlık yardımda bulunan en büyük katkı sağlayıcı aktör olmuş ve bunun önemli bir kısmı, yaklaşık 42 milyar dolarlık bir bölümü askeri amaçlar için ayrılmıştır. Bu askeri yardım, farklı türde silah sistemlerinin temini, mühimmat, eğitim programları ve Ukrayna’nın savunma çabalarını sürdürmeye yönelik diğer kaynakları da içermektedir. Almanya, medyadaki bazı eleştirilere rağmen, Ukrayna’nın askeri çabalarına ikinci büyük katkı sağlayıcı olarak ortaya çıkmış ve bu alandaki bağışları 17.1 milyar doları bulmuştur.

Sadece en büyük iki bağışçının belirtildiği tüm bu katkılar, çatışmada kilit bir rol oynamıştır. 31 Temmuz 2023 tarihine kadar Ukrayna’ya toplam taahhüt edilen askeri destek neredeyse 90 milyar dolara ulaşmıştır. Bu rakamları, 2021 yılında 200 milyar dolarlık bir Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYİH) sahip olan Ukrayna’nın ekonomik büyüklüğüyle ve 2022 yılında yaklaşık 81.7 milyar dolarlık Rusya’nın savunma harcamalarıyla kıyaslayacak olursak, uluslararası askeri yardımın hayati önemi ortaya çıkacaktır.

Bu karşılaştırma, Ukrayna’nın teorik olarak daha büyük bir rakibe karşı direnme yeteneğini sürdürmesini sağlamıştır. Diğer yandan finansal ve insani yardım, Ukrayna’nın idari ve yönetim yapılarının işlevselliğini sürdürmesi açısından kritik öneme sahiptir. Ayrıca süregelen çatışmadan olumsuz etkilenen sivillere insani yardım sağlamaktadır. Bu alanda AB, üye devletlerle birlikte, ABD’nin yaklaşık 24 milyar dolarlık finansal yardımına kıyasla Ukrayna’ya sunulan yardım miktarını aşmıştır. AB ve üye devletleri toplamda 40 milyar dolardan fazla finansal ve insani yardım sağlamıştır. Ayrıca “Yeni Ukrayna Tesisi” kurulmuş ve 2024 ile 2027 yılları arasında hibeler ve kredileri içeren toplamda 50 milyar avro değerinde ekonomik bir paketi onaylamıştır. Özellikle süregelen savaştan dolayı Ukrayna’nın 2023 bütçesinde öngörülen 38 milyar dolarlık açık göz önüne alındığında bu ekonomik yardım, Ukrayna için kritik önem taşımaktadır. Bu büyük ekonomik yardım olmadan Ukrayna’nın mali durumu sürdürülemez olurdu ve işgal kaynaklı varoluşsal bir tehdidi ele alma yeteneği daha da zorlaşırdı.

3. Sizce AB’yle üyelik müzakerelerinin başlamasına yeşil ışık yakılmasının Ukrayna için ne tür pozitif sonuçları olabilir?

AB’yle üyelik müzakerelerinin başlamasına yeşil ışık yakılması, Ukrayna için önemli ve dönüşümcü bir gelişmeyi temsil etmekte olup ülke için bir dizi olumlu sonucu beraberinde getirebilir. İlk ve en önemlisi; bu, Ukrayna’nın AB üyeliği için net ve iyi tanımlanmış bir sürece girilmesi açısından kritik bir fırsatı işaret eder. Üyelik müzakerelerinin başlatılmasıyla Kiev önceden eksik olan somut bir yol haritasına sahip olacaktır. İlişki anlaşması altındaki kriterler sıklıkla belirsizdi ve yol haritası AB’yle ilişkilendirme perspektifini ve üyelik yolunu belirtmiyordu. Oyunun kurallarındaki bu değişiklik, müzakere bölümlerinde belirtilen kriterlere uyma motivasyonunu artırabilir ve özellikle yolsuzluk önlemleri gibi zorlu alanlarda gerekli reformları yapma yolunda Ukrayna’yı yönlendirebilir. AB’nin Ukrayna için üyelik perspektifini somutlaştırmaya istekli olması büyük ölçüde Ukrayna’nın bu kilometre taşlarına ve taahhütlere ulaşma yeteneğine bağlı olacaktır.

Ancak bu yolculuğun başarısı sadece Ukrayna’ya bağlı olmayacaktır. AB, Ukrayna’ya doğru sinyaller göndermede kritik bir rol oynar. Brüksel, reformlar gerçekten uygulanırsa Kiev’e üyeliğin mümkün olduğunu açıkça belirtmelidir. 2030 yılında genişleme çağrısı yapan Charles Michel’in son açıklamaları, olumlu adımlar olarak görülmektedir. Ukrayna, bu genişleme turunun ilk dalgasına katılmayabilir, ancak böyle bir sürecin başladığı gerçeği, Ukrayna’nın reformlara olan taahhüdünü artırmak için güçlü bir teşvik olabilir ve ikinci dalgadaki ülkeler arasında yer alabilmek için çalışmalarını yoğunlaştırabilir.

Temelde Ukrayna’nın aralık ayında başlayacağı yolculuk uzun ve zorlu bir yolculuğu temsil etmektedir. Nihai hedef hem Kiev’in hem de AB üye devletlerinin ortak çabalarına bağlı olacaktır. Reforme edilmiş bir Ukrayna, coğrafi ve ekonomik bir varlık olarak AB için kesinlikle değerli olacaktır. Ahlaki bir perspektiften bakacak olursak Ukrayna halkının şimdiye kadar uğruna çok kan dökülen Avrupa hayalini gerçekleştirmeye hakları vardır. Bu nedenle, her iki tarafın bu fırsatı yakalaması ve Ukrayna’yı AB üyeliğine daha da yaklaştırmak için birlikte çalışması, hem Ukrayna’yı hem de AB’yi bir dizi yönden güçlendirme potansiyeli taşımaktadır.

Dr. Michael Martin Richter

Dr. Michael Martin Richter, Horizon Europe REDEMOS Projesi kapsamında AB’nin demokrasiyi yurt dışında teşvik etme konusunda Surrey Üniversitesi’nde görev yapmaktadır. Daha önce Bremen Üniversitesi Doğu Avrupa Çalışmaları Araştırma Merkezi’nde Araştırma Görevlisi olarak görev yapmış ve aynı zamanda Harvard Üniversitesi’nde misafir öğretim üyeliği yapmıştır. Doktora derecesini “Güç, Politika ve Ukrayna’da Yolsuzlukla Mücadele Reformları: Batılı Aktörlerin Rolü” başlıklı teziyle Bremen Üniversitesi’nden Politik Ekonomi alanında almıştır. Araştırmaları, post-Sosyalist alanlarda iyi yönetişim reformlarına odaklanmaktadır. Çalışmaları, Global Policy, Vox Ukraine ve Yeni Doğu Avrupa gibi yayın organlarında yer almıştır. Dr. Richter’ın çalışmaları, özellikle AB’nin demokrasiyi teşvik etme ve Doğu Avrupa’da yönetişim reformları bağlamında uluslararası ilişkiler alanındaki akademik tartışmaya önemli katkılarda bulunmaktadır.

Dilara Cansın KEÇİALAN
Dilara Cansın KEÇİALAN
Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Dilara Cansın KEÇİALAN, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında yüksek lisans eğitimini sürdüren Keçialan, ayrıca Atatürk Üniversitesi'nde Yeni Medya ve Gazetecilik bölümünde öğrenim görmektedir. ANKASAM'da Avrasya Araştırma Asistanı olarak görev yapan Keçialan'ın başlıca ilgi alanları Avrasya ve özellikle Orta Asya bölgesidir. İngilizce, Rusça ve az derecede Ukraynaca bilmekte olup Kazakça öğrenmektedir.