Analiz

ABD Başkan Yardımcısı Vance’in Kafkasya Ziyareti Neyi Amaçlıyor?

ABD, Kafkasya'da arabuluculuğu bırakıp TRIPP ile doğrudan stratejik yatırımcı rolüne geçmektedir.
Bölgesel barışın yeni garantörü askeri güç değil, birbirine kenetli demiryolları ve ekonomik çıkarlardır.
TRIPP hamlesi, Rusya’nın lojistik tekelini kırarak Güney Kafkasya’yı küresel bir ekonomi hattına dönüştürmektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkan Yardımcısı JD Vance’in Şubat 2026 tarihinde Bakü ve Erivan’a gerçekleştirdiği yüksek profilli ziyaret, Güney Kafkasya’nın on yıllardır süregelen jeopolitik tıkanıklığında bir dönüm noktası teşkil etmekte ve bölgenin güvenlik mimarisini kökten değiştiren bir sürecin en somut ilanı olarak kayıtlara geçmektedir. Bu diplomatik hamle, Washington’un bölge politikalarında “arabulucu” ya da “gözlemci” olma rolünü geride bırakarak sahadaki fiziksel ve ekonomik süreçlerin doğrudan bir paydaşı haline geldiğini göstermektedir. Ağustos 2025 tarihinde imzalanan barış deklarasyonu ve ardından paraflanan barış antlaşması taslağıyla birlikte şekillenen bu yeni dönem, barışın sürdürülebilirliğini askeri dengelerden ziyade ekonomik entegrasyon ve karşılıklı bağımlılık üzerine kurgulamaktadır.

Bu stratejik dönüşümün merkezinde yer alan “Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası”, yani kısa adıyla TRIPP, Amerikan dış politikasının klasik güvenlik garantörlüğü anlayışından vazgeçip ekonomik bir garantörlük modeline geçişinin en somut laboratuvarı işlevini görmektedir. Bu süreç, bölgedeki donmuş çatışma paradigmasını sarsarak barışı rayların üzerine yerleştirmekte ve Güney Kafkasya’yı küresel lojistik ağların vazgeçilmez bir parçası haline getirmeyi hedeflemektedir. Ancak bu yeni mimarinin başarısı, bölgedeki tarihsel travmaların, iç siyasi dinamiklerin ve revizyonist aktörlerin direncinin oluşturduğu kırılgan bir zemin üzerinde yükselmektedir.

TRIPP doktrini, bir altyapı projesi ya da ulaşım hattı olmanın çok ötesinde, jeopolitik bir çıkmazı ticari mantık ve stratejik yatırımla aşma girişimi olarak da ele alınabilir. Yıllardır çözülemeyen ve bölge devletlerini askeri bir çatışmanın eşiğinde tutan Zengezur Koridoru meselesi, bu doktrin sayesinde her iki tarafın da egemenlik haklarını gözeten yenilikçi bir modelle çözüme kavuşturulmaktadır. Washington’un bu hamlesiyle çatışma yönetiminden refah inşasına geçişin mimarlığını üstlendiği görülürken, aynı zamanda Rusya ve İran’ı bypass eden Orta Koridor’u güçlendirme stratejisi de hayat bulmaktadır.

TRIPP’in en dikkat çekici yönlerinden biri, koridorun mülkiyet ve yönetim yapısıdır. TRIPP Geliştirme Şirketi’nin kuruluşu, Washington’un bölgedeki angajmanını geçici bir diplomatik destekten uzun vadeli bir kurumsal taahhüde dönüştürmüştür. Anlaşmaya göre, ilk 49 yıllık dönem için şirketin hisselerinin yüzde yetmiş dördünün ABD’ye, yüzde yirmi altısının ise Ermenistan’a ait olması, projenin güvenliğini ve işletme standartlarını doğrudan Amerikan ulusal çıkarlarıyla ve Batılı hukuk normlarıyla ilişkilendirmektedir. Bu yapı, Ermenistan’ın kendi toprakları üzerindeki egemenlik hakkını güvence altına alırken, Azerbaycan’ın Nahçıvan’a engelsiz erişim talebini de uluslararası bir garanti altında karşılamaktadır. Böylece proje, askeri bir koridordan ziyade demiryolu, karayolu, enerji boru hatları ve fiber optik dijital altyapıyı içeren çok modlu bir kalkınma koridoru kimliğine bürünmektedir.

Bu yeni ekonomik mimari, Güney Kafkasya’da on yıllardır hüküm süren Rusya’nın lojistik ve güvenlik tekelini de yapısal olarak sarsmaktadır. Kremlin’in bölgedeki en büyük kozu olan “vazgeçilmez hakem” pozisyonu, TRIPP ile işlevsizleşmeye başlamıştır. 2020 yılındaki ateşkes anlaşması, koridorun kontrolünü Rus FSB Sınır Muhafızları’na bırakarak bölgenin kilit altyapısını Rus güvenlik aygıtının denetimine hapsederken, 2026 yılı itibarıyla devreye giren Amerikan yönetimindeki konsorsiyum bu denklemi tamamen değiştirmiştir. Batılı işletme standartları, dijital gümrük denetimleri ve şeffaf lojistik yönetim süreçleri, Rusya’nın sahadaki fiziksel varlığını gereksiz kılarak Moskova’nın bölge üzerindeki stratejik nüfuzunu aşındırmaktadır.

Bu erozyonun en bariz göstergesi, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Ermenistan demiryollarını işleten Rus devlet şirketine yönelik “ya hatları modernize edin ya da biz kendimiz yaparız” şeklindeki sert çıkışıdır. Bu rest, Erivan’ın artık Moskova’ya gerçek bir alternatif bulduğunun ve stratejik bağımlılığını kırma iradesinin bir yansımasıdır. Nitekim Kasım 2025 tarihinde Azerbaycan üzerinden Ermenistan’a buğday taşıyan Rus ve Kazak yük trenleri arasında yaşanan sembolik rekabet, lojistik alanındaki tekelci yapının yerini rekabetçi bir piyasaya bırakmaya başladığının kanıtı niteliğindedir. Moskova ise bu sürece karşı ikili bir strateji yürütmekte; bir yandan resmi kanallardan ılımlı mesajlar vererek değişimi kabullenmiş görünmekte, diğer yandan ise hibrit yöntemlerle ve dezenformasyon operasyonlarıyla Ermenistan iç siyasetini karıştırmaya çalışmaktadır.

Bölgesel aktörlerin bu yeni denkleme verdikleri tepkiler, projenin gelecekteki kaderini belirleyecek olan ana dinamikleri oluşturmaktadır. Ermenistan için TRIPP, ülkenin tarihsel tecrit edilmişliğini kırmak ve Rusya’ya olan asimetrik güvenlik bağımlılığından kurtulmak için bir “varoluş kapısı” niteliğindedir. Ancak Paşinyan hükümeti için bu süreç, aynı zamanda büyük bir iç siyasi risk barındırmaktadır. Zira barış antlaşmasının ve projenin nihai başarısı, Ermenistan’da yapılması planlanan anayasa referandumu ve 2026 parlamento seçimleri gibi kritik eşiklere endekslenmiştir. Azerbaycan ise askeri zaferini diplomatik bir rasyonaliteyle birleştirerek “Zengezur” meselesini bir gerilim odağı olmaktan çıkarıp küresel bir lojistik proje haline getirmiştir. Bakü’nün Aralık 2025 tarihinden itibaren Ermenistan’a doğrudan enerji sevkiyatına başlaması, ekonomik rasyonalitenin tarihsel düşmanlıkların önüne geçebileceğinin en somut ve umut verici örneğidir.

Türkiye, bu projeyle birlikte Orta Asya’daki Türk dünyasına İran’ı bypass ederek doğrudan ulaşma yönündeki stratejik vizyonunu gerçekleştirme fırsatı yakalamıştır. Bu durum Ankara’nın Avrasya jeopolitiğindeki merkezî konumunu pekiştirmekte ve TRIPP’i Türkiye’nin hedefleriyle uyumlu hale getirmektedir. Ancak İran cephesinde durum tam tersi bir görünüm arz etmektedir. Tahran, TRIPP’i kendi ulusal güvenliğine yönelik “jeopolitik bir makas” olarak algılamakta; kuzey sınırında ABD yönetiminde bir koridorun oluşmasını ve İran’ın geleneksel transit rolünün zayıflatılmasını büyük bir tehdit olarak görmektedir. Syunik eyaletinde İran tarafından inşa edilen ve TRIPP güzergahını fiziksel olarak kesen kuzey-güney karayolu, bölgedeki jeopolitik rekabetin adeta betona dökülmüş bir göstergesidir.

Sonuç olarak Başkan Yardımcısı Vance’in Kafkasya ziyaretiyle devam edecek bu süreç, 21. yüzyılda Kafkasya’daki barışın tanımını yeniden yapmaktadır. Yeni reelpolitik; askeri ittifaklar ya da tampon bölgeler üzerine değil, birbirine kenetlenmiş demiryolları, yüksek hızlı fiber optik ağlar ve ortak ekonomik çıkarlar üzerine inşa edilmektedir. Washington’un ekonomik entegrasyonu barışın anahtarı olarak gören bu doktrini, bölgeyi bir çatışma havzasından Avrasya bağlantısallığının refah platformuna dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. Ancak bu vizyonun önünde hala ciddi engeller bulunmaktadır. Ermenistan’daki anayasal reform süreci, Rusya’nın hibrit müdahale kapasitesi ve İran’ın güvenlik endişeleri, rayların üzerindeki bu yeni diplomasinin ne kadar dayanıklı olduğunu test edecektir.

Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl, 2017-2021 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nden lisans derecesini ve ardından Rusya ve Kafkas Tarihi alanında yüksek lisans derecesini edindi. Yüksek lisans tezi "Azerbaycan Modernleşmesinin Temelleri: Mirze Kazımbey ve Abbaskulu Ağa Bakıhanov'un Düşünce Dünyası" idi. Hâlen Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler alanında doktora eğitimine devam etmektedir. İleri düzeyde Azerbaycan Dili (Anadil), Türkçe , İngilizce ve Rusça bilmektedir; ayrıca Osmanlı Türkçesi bilgisine sahiptir.

Benzer İçerikler