Altıgen ittifak söylemi, İsrail’in kendisini bölgesel kuşatmanın mağduru olarak sunan klasik anlatısını tersine çevirmeyi hedeflemektedir. Gazze’de ağır insani yıkımın sürdüğü bir dönemde Tel Aviv, gündemi “savaşın hesabı”ndan “ittifakın haritası”na kaydırarak diplomatik alan açmaya çalışmaktadır. Netanyahu’nun 22 Şubat 2026 tarihindeki haftalık kabine toplantısı öncesinde bu vizyonu ilan etmesi, hamlenin sahadaki basıncı dengeleme niyetini daha görünür kılmaktadır.[1]
Kabine toplantısı öncesinde Binyamin Netanyahu’nun çizdiği çerçeve, “Orta Doğu’nun içinde ya da çevresinde” bir ittifak sistemi kurulacağı iddiasına dayanmaktadır. Netanyahu; Hindistan’ı, bazı Arap ve Afrika ülkelerini, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ı ve adını açıklamadığı kimi Asya ülkelerini aynı geometrinin köşelerine yerleştirmiştir.[2] Amaç, ekonomik-diplomatik-güvenlik boyutlarını birlikte yürüten, esnek ve katmanlı bir işbirliği şeması oluşturmaktır.
Ne var ki bu vizyonun konuşulduğu zemin, savaşın soğuk sayılarından arınmış bir diplomasi masası sunmamaktadır. Birleşmiş Milletler’in güncel insani durum raporlarında, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Gazze’deki can kaybının 72 bini aştığı, yaralı sayısının 171 binin üzerine çıktığı ve ateşkes döneminde dahi ölümlerin sürdüğü aktarılmaktadır.[3] Bu tablo, bölgesel ortaklık söyleminin üzerinde ağır bir gölge üretmekte ve “yeni mimari” iddiasını ahlaki-politik bir sorgulamayla karşı karşıya bırakmaktadır.
Uluslararası hukuk cephesinde de İsrail’in hareket alanını daraltan bir bağlam oluşmuştur. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin İsrail’in Netanyahu hakkındaki yakalama kararının geri çekilmesine yönelik talebini reddettiği ve yakalama kararlarının yürürlükte kaldığı bilgisi diplomatik maliyeti daha da yükseltmektedir.[4] Uluslararası Adalet Divanı’nın 26 Ocak 2024 tarihli kararına ilişkin resmî özette yer alan çerçeve ise Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülükler bağlamında acil nitelikte tedbirlere hükmedildiğini göstermektedir.[5] Altıgen söylemi, bu baskı ortamında “diplomatik normalleşme” görüntüsü üretmeyi hedefleyen bir üst anlatı işlevi görmektedir.
Meseleyi klasik bir savunma paktı kalıbına sıkıştırmak kavramsal körlük üretmektedir. Netanyahu’nun işaret ettiği model, bağlayıcı bir antlaşmadan çok, farklı başlıklarda eşzamanlı yürütülen koordinasyonların toplamı gibi tasarlanmaktadır. Ortak tatbikatlar, istihbarat temasları, savunma sanayi tedariki, enerji-deniz güvenliği işbirlikleri ve teknoloji konsorsiyumları bu şemanın parçalı omurgasını oluşturabilecek başlıklardır. Böyle bir kurgu, taraflara “seç-uyarla” esnekliği sunarken İsrail’e de farklı dosyalarda ayrı ayrı nüfuz kanalları açmaktadır.
Söylemin merkezine Hindistan’ın yerleştirilmesi tesadüf sayılmamalıdır. Tel Aviv, Washington hattına bağımlı bir güvenlik hikâyesi yerine Asya’nın yükselen güç kapasitesini kendi stratejik ekosisteminin motoru gibi konumlandırmaktadır. Yapay zekâ, kuantum, bilişim ve ileri teknoloji vurgusu, güvenliği füze savunmasıyla sınırlamayan; veri, algoritma ve tedarik zincirlerini jeopolitik enstrümana dönüştüren bir çerçeve önermektedir. İsrail’in “start-up devlet” imajını tahkim eden bu hat, Gazze’de yaptıkları soykırımın yarattığı siyasal yükü teknoloji diliyle hafifletmeyi de amaçlamaktadır.
ABD ile “tarihi ittifak” vurgusunun arka planda sürmesi, altıgen tasarımını daha anlamlı kılmaktadır. Tel Aviv, Amerikan desteğini bir güvence olarak korurken tek bir sponsor üzerinden taşınan stratejik maliyetleri dağıtmak istemektedir. Böylelikle olası yaptırım tartışmaları, silah tedarikindeki kırılganlıklar ya da Batı kamuoyundaki tepkiler farklı ortaklık kanallarıyla dengelenebilecektir. Ağ diplomasisi, klasik ittifak politikasının yerini alan bir “riski paylaştırma” tekniğine dönüşmektedir.
Radikal eksenler söylemi ise altıgenin sert çekirdeğini oluşturmaktadır. “Radikal Şii eksen” ifadesiyle İran ve bağlantılı aktörlerin hedeflenmesi bölgedeki caydırıcılık rekabetinin bilinen bir uzantısıdır. “Yükselen radikal Sünni eksen” vurgusu ise muğlaklığıyla dikkat çekmekte ve tehdit kategorisini genişletip İsrail’in güvenlik söylemine yeni bir manevra alanı kazandırmaktadır. Bu genişleme, ortaklık kurmak isteyen ülkeleri de kendi iç kamuoylarında savunması zor bir konuma sürükleyebilecek bir risk taşımaktadır.
İttifaka davet edilen Arap ülkeleri açısından denklem daha kırılgan ilerlemektedir. Gazze’deki yıkım, sokak tepkisini ve toplumsal hafızayı sürekli canlı tutmaktadır. Böyle bir atmosferde İsrail’le görünür bir stratejik eşgüdüm, hükümetlerin iç meşruiyetini aşındırabilecek bir maliyet üretebilmektedir. Altıgen, kapalı kapılar ardında teknik işbirlikleri üzerinden büyüyebilecek; sembolik fotoğrafların ve yüksek profilli törenlerin alanı ise dar kalabilecektir.
İsmi verilmeyen Asya ülkeleri ayrıntısı da dikkatle okunmalıdır. Bu belirsizlik, hem diplomatik pazarlık alanını açık tutmakta hem de ittifakı “açık uçlu” bir platforma çevirmektedir. Platform mantığı, ülkelere tam üyelik gibi ağır yükler bindirmeden, belirli projelere katılım üzerinden görünürlük sağlamaktadır. İsrail açısından bu, her yeni dosyada yeni bir ortakla yol yürüyebilme kapasitesi anlamına gelmektedir.
Doğu Akdeniz hattında Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın öne çıkarılması, mevcut üçlü/çoklu formatların daha geniş bir jeopolitik şemsiyeye bağlanması arzusunu yansıtmaktadır. Deniz yetki alanları, enerji güvenliği, kritik altyapıların korunması ve bölgesel tatbikatlar bu hattın doğal gündem maddeleri olarak öne çıkmaktadır. Altıgen, bu dosyaları Ortadoğu-Kızıldeniz-Hint Okyanusu zincirine eklemleyerek Akdeniz’i daha büyük bir jeostratejik koridorun parçası gibi kurgulamaktadır. Böyle bir kurguda, bölgesel rekabetin dili daha da sertleşebilmektedir.
Afrika boyutu da sembolik bir dipnot sayılmamalıdır. Sahel’den Kızıldeniz kıyılarına uzanan geniş kuşak, kırılgan devlet kapasitesi, güvenlik açığı ve dış ortaklıklara duyulan ihtiyaç nedeniyle “hızlı ittifaklanma” dinamiğine açık bir alan sunmaktadır. İsrail’in burada aradığı etki, İran bağlantılı ağların sınırlandırılması kadar lojistik rotaların güvenliği ve teknoloji temelli güvenlik işbirlikleri üzerinden kalıcı nüfuz üretme arzusudur. Ne var ki Afrika başkentleri, büyük güç rekabetinde araçsallaşma riskini ve Gazze nedeniyle oluşan algı maliyetini birlikte tartmak zorunda kalacaktır.
Daha geniş çerçeveden bakıldığında altıgen, İsrail’in bölgesel liderlik iddiasını yeniden kurma iddiası taşıyan bir ağ mimarisi denemesidir. Ancak bu deneme, savaşın etik ve hukukî tartışmalarından bağımsız ilerleyememektedir. Zira ittifakın her halkası ortakların iç siyasetini ve dış denge arayışını doğrudan etkilemektedir. Bir senaryoda altıgen, düşük profilli ama süreklilik taşıyan teknik işbirlikleriyle kurumsal bir ritim kazanabilir. Diğer senaryoda, Gazze hususunun yarattığı baskı, ortakları görünür yakınlaşmadan uzaklaştırır ve proje içi boş bir metafor olarak kalır.
Sonuçta “altıgen ittifak”, çizilmiş bir anlaşma metninden çok Tel Aviv’in kriz döneminde yönettiği algı ve nüfuz arayışının adı olarak öne çıkmaktadır. Ortadoğu’nun jeopolitiği, artık hatlar ve bloklar kadar tedarik zincirleri, veri altyapıları ve toplumsal meşruiyet dalgaları tarafından belirlenmektedir. Bu nedenle altıgenin gerçek gücü, kaç ülkenin masaya oturduğundan ziyade savaşın yarattığı yıkımın hangi siyasi sonuçları ürettiğine ve bölgesel aktörlerin bu sonuçları ne ölçüde taşıyabildiğine bağlı kalacaktır.
[1] “Netanyahu unveils ‘hexagon’ alliance bid against ‘radical’ adversaries.” Hürriyet Daily News. 23 Şubat 2026. https://www.hurriyetdailynews.com/netanyahu-unveils-hexagon-alliance-bid-against-radical-adversaries-219233, (Erişim Tarihi: 23.02.2026)
[2] Aynı yer.
[3] “OCHA Humanitarian Situation Update #357 – Gaza Strip: Question of Palestine”, United Nations Office for the Coordination of Humanitarian Affairs (OCHA). 11 Şubat 2026. https://www.un.org/unispal/document/ocha-humanitarian-situation-update-357-gaza-strip/, (Erişim Tarihi: 23.02.2026).
[4] “ICC judges reject Israel’s request to withdraw Netanyahu arrest warrant.” Reuters. 16 Temmuz 2025. https://www.reuters.com/world/middle-east/icc-judges-reject-israels-request-withdraw-netanyahu-arrest-warrant-2025-07-16/, (Erişim Tarihi: 23.02.2026).
[5] “Summary of the Order of 26 January 2024.” International Court of Justice. 26 Ocak 2024. https://www.icj-cij.org/node/203454, (Erişim Tarihi: 23.02.2026).
