2026 yılında Super Bowl LX kapsamında gerçekleştirilen devre arası gösterisi, yalnızca popüler kültür bağlamında değil, kimlik siyaseti, kültürel temsil ve uluslararası ilişkiler dinamikleri açısından da dikkat çekici bir vaka olarak değerlendirilmektedir. Bad Bunny’nin Levi’s Stadium’da sahne aldığı performans, Amerikan iç siyasetinde süregelen kültür savaşlarını yeniden görünür kılarken, aynı zamanda ABD’nin Latin Amerika ile ilişkileri ve küresel yumuşak güç kapasitesi bağlamında çok katmanlı bir tartışma üretmiştir. Bu bağlamda söz konusu gösteri, kültürel bir etkinlik olmanın ötesine geçerek siyasal sembolizm ve uluslararası temsil açısından analiz edilmesi gereken bir olguya dönüşmüştür.
Devre arası gösterisinin en belirgin özelliği, İspanyolcanın ve Latin Amerika kültürel kodlarının ABD’nin en yüksek izlenme oranına sahip ulusal etkinliklerinden birinde merkezi konuma yerleştirilmesidir. On üç dakikalık performans boyunca kullanılan dil, sahne tasarımı, koreografik öğeler ve görsel semboller aracılığıyla “Amerika” kavramı yalnızca Amerika Birleşik Devletleri ile sınırlı olmayan, kıtasal ölçekte Kuzey, Orta ve Güney Amerika’yı kapsayan bir coğrafi ve kültürel birliktelik olarak sunulmuştur. Bu yaklaşım, ulus-devlet merkezli Amerikan kimliği anlayışına alternatif bir perspektif önermektedir. Performans, “Amerikanlık” kavramını Anglo-Sakson kültürel referanslarla sınırlayan dar çerçeveyi aşarak, Latin kökenli toplulukları kurucu ve asli unsurlar arasında konumlandıran daha kapsayıcı bir kimlik tasavvurunu görünür kılmıştır. Bu durum, özellikle ABD’deki Latin kökenli nüfusun demografik ağırlığı ve siyasal mobilizasyon kapasitesi göz önüne alındığında, sembolik olduğu kadar stratejik bir anlam da taşımaktadır.
Performansın yarattığı tepkiler, Amerikan siyasetindeki partizan kutuplaşmanın kültürel alana nasıl taşındığını göstermektedir. ABD Başkanı Donald Trump’ın gösteriyi “Amerika’nın büyüklüğüne hakaret” olarak nitelendirmesi ve içeriğini “anlaşılmaz” olarak tanımlaması, kültürel temsilin ulusal kimlik ve egemenlik tartışmalarıyla nasıl iç içe geçtiğini ortaya koymuştur. Bu tepki, dilin ve kültürün yalnızca estetik tercihler değil, aynı zamanda siyasal aidiyet ve güç ilişkilerinin göstergeleri olarak algılandığını göstermektedir.
Öte yandan Demokrat siyasetçiler ve liberal çevreler, performansı çokkültürlülüğün ve göçmen toplulukların kamusal görünürlüğünün artışı açısından olumlu değerlendirmiştir. Quinnipiac Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen kamuoyu araştırmaları, Demokrat seçmenler arasında performansa yüksek düzeyde destek bulunduğunu; Cumhuriyetçi seçmenler arasında ise belirgin bir karşıtlığın söz konusu olduğunu ortaya koymuştur. Bu tablo, kültürel temsillerin ABD’deki ideolojik ayrışmanın önemli bir bileşeni haline geldiğini ve kültür politikalarının seçim davranışlarıyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.
Uluslararası ilişkiler perspektifinden bakıldığında, söz konusu performans ABD’nin yumuşak güç kapasitesi çerçevesinde analiz edilebilir. Yumuşak güç, bir devletin askeri veya ekonomik zorlayıcılık yerine kültürel çekicilik, normatif değerler ve ideolojik cazibe aracılığıyla etki üretme kapasitesini ifade eder. Bad Bunny’nin sahnesi, ABD’nin Latin Amerika ile tarihsel olarak karmaşık ve çoğu zaman asimetrik ilişkilerinin bulunduğu bir bağlamda, kültürel kapsayıcılık ve temsiliyet üzerinden yeni bir iletişim zemini yaratmıştır.
Latin Amerika kamuoyunda performansın büyük ölçüde olumlu karşılanması, ABD merkezli bir mega etkinlikte Latin kültürünün merkezi bir konuma taşınmasının sembolik değerini artırmıştır. Bu durum, ABD’nin bölgesel imajı açısından bağlayıcılık ve kültürel yakınlık mesajı üretmiş; aynı zamanda ABD popüler kültürünün küresel dolaşım kapasitesini ve dönüştürücü etkisini yeniden teyit etmiştir.
Ancak burada çift yönlü bir dinamik söz konusudur. Bir yandan performans, ABD’nin kültürel çoğulculuğunu sergileyerek kapsayıcı bir imaj üretmektedir; diğer yandan iç siyasette ortaya çıkan sert tepkiler, bu kapsayıcılığın ülke içinde tartışmalı olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Bad Bunny’nin devre arası gösterisi, ABD’nin dış imajı ile iç siyasal gerilimleri arasındaki çelişkileri görünür kılan bir örnek teşkil etmektedir. Performansın “Amerika” kavramını kıtasal bir birlik olarak çerçevelemesi, egemenlik ve ulusal sınırlar tartışmasını da sembolik düzlemde yeniden gündeme taşımıştır. Bu yaklaşım, ABD’nin tarihsel olarak Latin Amerika üzerindeki hegemonik etkisiyle birlikte düşünüldüğünde, kültürel alanda daha yatay ve karşılıklı bir kimlik tahayyülü önerisi olarak okunabilir.
Uluslararası medya organlarının performansa yoğun ilgi göstermesi, popüler kültürün uluslararası ilişkilerdeki rolünü bir kez daha teyit etmiştir. Kültürel üretimler, devlet dışı aktörler aracılığıyla sınır aşan anlamlar üretmekte; kamu diplomasisinin klasik araçlarının ötesinde, toplumsal düzeyde algı ve duygu inşasına katkıda bulunmaktadır. Bu bağlamda Bad Bunny, yalnızca bir sanatçı değil, aynı zamanda ulusötesi bir kültürel aktör olarak değerlendirilebilir.
2026 Super Bowl devre arası gösterisi, popüler kültür ile siyaset arasındaki geçirgenliğin somut bir örneğini sunmuştur. Bad Bunny’nin performansı, Amerikan kimliğinin tanımı, göçmen toplulukların temsili, dil politikaları ve çokkültürlülük gibi iç siyaset meselelerini küresel ölçekte görünür kılmıştır. Aynı zamanda bu gösteri, ABD’nin yumuşak güç kapasitesinin kültürel üretimler aracılığıyla nasıl yeniden üretildiğini ve uluslararası algının iç siyasal dinamiklerle nasıl kesiştiğini göstermiştir.
Dolayısıyla söz konusu performans, yalnızca bir müzik etkinliği olarak değil; kimlik siyaseti, kültürel diplomasi ve uluslararası sistemde normatif güç rekabeti bağlamında incelenmesi gereken çok katmanlı bir olgu olarak değerlendirilebilir. Bu vaka, 21. yüzyılda popüler kültürün uluslararası ilişkiler disiplininde giderek artan önemini ve kültürel temsillerin küresel siyasal düzen üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koymaktadır.
