Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği üst düzey görüşmeler, uluslararası sistemin mevcut dinamiklerini anlamak açısından kritik bir dönüm noktası teşkil etmektedir. 4 Şubat 2026 tarihinde gerçekleşen bu diyaloglar, Çin’in çok kutuplu bir dünya düzeninde büyük güçler arasındaki dengeleyici rolünü ortaya koymaktadır. Bu temaslar; küresel stratejik istikrar, egemenlik koruma ve karşılıklı fayda temelli işbirliği gibi temaları ön plana çıkarmaktadır.
Görüşmeler, Çin’in hem Batı hem de Avrasya eksenindeki büyük güçlerle ilişkilerini eş zamanlı olarak yönetme çabasını yansıtmaktadır. Şi’nin Putin ile görüşmesinde vurgulanan küresel stratejik istikrar ve çok taraflı platformlardaki koordinasyon, Çin-Rusya ilişkilerinin derinleşen niteliğini ortaya koyarken; Trump ile görüşmede öne çıkan karşılıklı saygı, farklıkların yönetimi ve bölgesel meselelere dair uyarılar, Çin-ABD ilişkilerindeki kırılgan dengeleri işaret etmektedir.[i]
4 Şubat 2026 tarihinde Şi, Çin-ABD ilişkilerini rüzgar ve fırtınalara karşı istikrarlı bir şekilde ileri taşıyacak “dev gemiyi” ortaklaşa yönetmek için Trump ile çalışmaya hazır olduğunu ifade etmiştir. 2025 yılı boyunca iki lider arasında etkin iletişim kurulduğunu ve Busan’daki başarılı görüşmenin Çin-ABD ilişkilerine yön ve rota çizdiğini vurgulamış; bu gelişmelerin iki ülke halkları ve uluslararası toplum tarafından memnuniyetle karşılandığını belirtmiştir. Çin’in sözlerine ve eylemlerine sadık kaldığını, söz ile eylem arasında tutarlılık sergilediğini vurgulamıştır.[ii]
Şi aynı tarihte, ay takvimi yeni yılı vesilesiyle Putin ve Rus halkına tebriklerini iletmiş; iki liderin ortak çabasıyla ikili ilişkiler için yeni bir yol haritası çizme isteğini ifade etmiştir. 2025 yılında yapılan iki görüşmenin Çin-Rusya ilişkilerini yeni bir gelişim evresine taşıdığını; İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı zaferin 80. yıl dönümünün kutlandığını, ekonomik-ticari ilişkilerin güçlü seyrettiğini, halklar arası değişim ve işbirliğinin yükseldiğini ve daha adil bir küresel yönetim sistemi için ortak çaba sarf edildiğini belirtmiştir. Putin, Rusya’nın Çin’in APEC Ekonomik Liderler Toplantısı’na ev sahipliğini aktif şekilde destekleyeceğini belirtmiştir.[iii]
Bu gelişmeler, küresel yönetişim bağlamında önemli sorunlara işaret etmektedir. Günümüzde uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu Amerikan hegemonyasından çok kutuplu bir yapıya geçiş sürecindedir. Ancak bu geçiş, kurumların meşruiyet krizi, büyük güç rekabetinin yoğunlaşması ve normatif çatışmalarla karakterizedir. Çin, Birleşmiş Milletler (BM) merkezli düzenin savunucusu olduğunu iddia ederken, aynı zamanda BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi alternatif platformlar üzerinden güçlü bir yönetişim anlayışı inşa etmektedir. Bu durum, liberal uluslararası düzenin evrenselci iddialarına karşı yükselen göreceli egemenlik anlayışını temsil etmekte olup küresel yönetişimin üzerindeki “elit zenginler” baskısı parçalanma riskini artırmaktadır.
Donald Trump’ın ilk başkanlığı (2017-2021), Çin-ABD ilişkilerinde köklü bir kırılma yaratmıştır. Ticaret savaşı, yüksek gümrük tarifeleri ve teknoloji kısıtlamalarıyla karakterize olmuş, karşılıklı bağımlılığı parçalama tartışmalarına dönüştürmüştür. Huawei’ye yönelik yaptırımlar ve TikTok yasakları, teknolojik yeni Soğuk Savaş’ın başlangıcı olarak yorumlanmıştır. Aynı dönemde Çin-Rusya ilişkileri “sınırsız ortaklık” seviyesine yaklaşmış, 2019 yılında “yeni çağda kapsamlı stratejik ortaklık” ilan edilmiştir. Covid19 dönemi ve Batı’nın Rusya’ya Ukrayna nedeniyle uyguladığı yaptırımlar, bu yakınlaşmayı pekiştirmiştir.
Joe Biden yönetimi (2021-2025), Trump’ın politikalarını büyük ölçüde sürdürmüş, ancak müttefik koordinasyonuyla (QUAD, AUKUS) çok taraflı bir dengeleme stratejisi izlemiştir. Çip yasası ve ihracat kontrolleri, Çin’in yüksek teknoloji alanındaki ilerlemesini sınırlamayı hedeflemiştir. Rusya’yla ilişkiler ise Ukrayna Savaşı sonrası Batı yaptırımlarına karşı Çin’in tarafsız ancak Rusya’ya destekleyici tutumuyla derinleşmiştir. 2022 yılı Pekin Zirvesi’nde Şi ve Putin’in “sınırsız dostluk” deklarasyonu, bu dönemin zirvesidir.
2025 yılında Trump’ın ikinci kez seçilmesiyle uluslararası sistemde yeni bir belirsizlik dönemi başlamıştır. 2026 yılının başındaki görüşmeler, bu bağlamda kritik öneme sahiptir. 4 Şubat 2026 tarihinde Şi’nin Putin ile sanal görüşmesi, ilişkilerin 30. yıldönümünü kutlama ve eğitim yılları başlatma kararını içermektedir. Şi, uluslararası durumun türbülanslı olduğunu belirterek küresel stratejik istikrarı koruma çağrısı yapmış, BM merkezli düzenin savunulmasını vurgulamıştır. Putin ise çok taraflı platformlarda (BM, ŞİÖ, BRICS) koordinasyonu güçlendirme taahhüdünde bulunmuştur. Bu görüşme, Çin-Rusya ekseninin Batı yaptırımları ve jeopolitik baskılar karşısında dayanıklılığını göstermektedir.
Aynı gün Şi’nin Trump ile telefon görüşmesi ise ilişkilerde “yönelim belirleme” çabasına işaret etmektedir. Şi, geçmişteki Busan görüşmesine atıfla iletişim kanallarını açık tutma, farklıkları yönetme ve pratik işbirliğini genişletme çağrısı yapmıştır. Bölgesel meseleleri “önemli ve hassas konu” olarak nitelendirmiş, ABD’nin silah satışlarına karşı uyarıda bulunmuştur. Trump yönetiminin olası tarifeler ve teknoloji kısıtlamaları beklentisi karşısında Çin’in hem diyalog hem caydırıcılık stratejisi izlediği görülmektedir.
Çin dış politikasının temel özelliği olan “pragmatik dengeleme” hala aktiftir. Çin ne tam ittifak ne de tam çatışma yolunu seçmekte, büyük güçlerle ilişkilerini eş zamanlı yöneterek manevra alanını genişletmektedir.
Küresel Yönetişim Bağlamında Güncel Problemler
Güncel gelişmeler, küresel yönetişimin temel sorunlarını somutlaştırmaktadır. İlk olarak, normatif çatışma öne çıkmaktadır. Çin ve Rusya, BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri olarak İkinci Dünya Savaşı sonrası düzenin savunucusu olduklarını iddia etmekte, ancak Batı’nın “kurallara dayalı düzen” anlayışını hegemonyacı olarak eleştirmektedir. Bu durum, uluslararası hukukun yorumlanmasında ayrışmaya yol açmaktadır.
İkinci olarak, kurumların meşruiyet krizi derinleşmektedir. BRICS’in 2024 genişlemesi ve ŞİÖ’nün büyümesi, Batı merkezli kurumlara alternatif platformlar yaratmaktadır. Çin’in APEC liderler toplantısına ev sahipliği yapması, Asya-Pasifik bölgesinde liderlik iddiasını güçlendirirken, ABD’nin G20 ev sahipliğiyle karşı dengelenmektedir.
Bu hususta, küresel yönetişimin üzerindeki elit zenginler baskısı parçalanma riskini artırmaktadır. Özellikle Batı ülkelerinde ortaya çıkan ve üst düzey siyasi, finansal ile entelektüel elitlerin karıştığı iddia edilen organize suç ağları ile güç kötüye kullanımı vakaları, liberal uluslararası düzenin ahlaki ve normatif üstünlük iddialarını ciddi biçimde zedelemektedir. Bu tür skandallar, yalnızca iç kamuoylarında güven erozyonuna yol açmakla kalmayıp, küresel ölçekte de Batı merkezli yönetişim modelinin evrenselci meşruiyetini sorgulatmaktadır. Çin devlet medyası, geçmişte bu tür olayları (örneğin 2019’da yüksek profilli bir finansörün intiharıyla sonuçlanan istismar davasını) ABD siyasi sistemindeki yapısal kusurların ve elit ayrıcalıklarının göstergesi olarak yorumlamış, Batı’nın insan hakları söyleminin ikiyüzlülüğünü vurgulamıştır. Son dönemde Epstein dosyalarının aşamalı olarak kamuoyuyla paylaşılması sürecinde de Çin resmi haber ajansları gelişmeleri nötr bir üslupla aktarmış, ancak bu tür olayların Batı elit çevrelerindeki bağlantıları öne çıkararak dolaylı bir eleştiri tonu benimsemiştir.[iv]
Çin resmi söylemi, bu tür olayları Batı demokrasisinin eleştirisi için sistematik olarak kullanmaktadır. 2021 yılında yayınlanan “China: Democracy That Works” beyaz kitabında, Batı tipi siyasi parti sistemlerinin zayıflıkları açıkça vurgulanmakta; partilerin karar alma ve yönetim süreçlerinde kendi çıkarları veya temsil ettikleri sınıf, bölge ve grupların menfaatleri doğrultusunda hareket ederek toplumda bölünme yarattığı belirtilmektedir. Beyaz Kitap, Batı modellerinin prosedürlere dayalı olduğunu, seçim vaatlerinin yerine getirilmediğini ve hegemonik dayatma yoluyla diğer ülkelere zorla kabul ettirildiğini eleştirmektedir. Bu durum elit hakimiyetini ve toplumsal bölünmeyi derinleştirmektedir. Çin devlet medyası, Epstein benzeri skandalları bu bağlamda yorumlayarak Batı’nın insan hakları ve demokrasi söyleminin ikiyüzlülüğünü vurgulamakta, kendi “bütün süreçli halk demokrasisi” modelini daha adil ve istikrarlı bir alternatif olarak konumlandırmaktadır.[v]
Elit skandallarının uzun vadeli etkisi, küresel yönetişimin normatif temellerini daha da zayıflatabilir. Çin, kendi yönetişim anlayışını “daha istikrarlı ve ahlaki” bir model olarak konumlandırmaya devam edecektir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu anlatı yankı buldukça, Batı merkezli kurumların cazibesi azalabilir ve çok kutuplu düzenin parçalanmış bir versiyonu güçlenebilir. Gelecekte, elit ağlara dair yeni ifşaatlar, büyük güç rekabetini ideolojik bir düzleme daha fazla taşıyarak yönetilen rekabetten bloklaşmaya doğru geçiş riskini artıracaktır.
Sonuç olarak 2026 yılının başındaki görüşmeler, Çin’in büyük güç diplomasisinin ustalığını göstermektedir. Küresel yönetişim, bu dengeleme stratejisinin başarısına bağlı olarak ya daha kapsayıcı ya da daha parçalı bir yapıya evrilecektir. Uluslararası toplum, çatışmayı önleyecek diyalog mekanizmalarını güçlendirmek zorundadır.
[i] “Xi calls on China, Russia to grow ties, work for global strategic stability”, Xinhua, https://english.news.cn/20260204/ac95c216d7d349a3961b589c13d6e8d6/c.html, (Erişim Tarihi: 04.02.2026); “Xi says ready to work with Trump to steer giant ship of China-U.S. ties steadily forward”, Xinhua, https://english.news.cn/20260205/08d54e12dab24793880e7fccd6fa584c/c.html,(Erişim Tarihi: 04.02.2026).
[ii] Aynı yer.
[iii] “Xi calls on China, Russia to grow ties, work for global strategic stability”, Xinhua, https://english.news.cn/20260204/ac95c216d7d349a3961b589c13d6e8d6/c.html, (Erişim Tarihi: 04.02.2026).
[iv] “Jeffrey Epstein death reveals flaws in US political system”, Global Times, https://www.globaltimes.cn/content/1161089.shtml, (Erişim Tarihi: 04.02.2026); “Certain Epstein documents withdrawn after victims complain”, Xinhua, https://english.news.cn/northamerica/20260203/5349455ed9ef4f8d88060ed1a6a48ae7/c.html, (Erişim Tarihi: 04.02.2026).
[v] “Full text: China: Democracy That Works”, Embassy of People’s Republic of China in the United States of America, https://us.china-embassy.gov.cn/eng/zgyw/202112/t20211204_10462468.htm, (Erişim Tarihi: 04.02.2026).
