Fransa’nın Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılması ihtimali, yalnızca güncel siyasal tartışmaların bir ürünü değil; Avrupa bütünleşmesinin tarihsel seyrine ve Fransa’nın bu süreçte üstlendiği kurucu role dair daha derin bir sorgulamayı da beraberinde getirmektedir. Fransa, Avrupa entegrasyonuna sonradan eklemlenen bir aktör değil, aksine bu projenin fikrî, siyasal ve kurumsal mimarlarındandır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da kalıcı barışı sağlama amacıyla şekillenen bütünleşme sürecinde Fransa, Almanya ile hem uzlaşının hem de liderliğin sembolü olmuştur. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’ndan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na uzanan erken dönem entegrasyon hamleleri, büyük ölçüde Fransız siyasal elitlerinin yönlendirmesiyle şekillenmiştir. Bu bağlamda AB, Fransa için yalnızca ekonomik bir işbirliği alanı değil, aynı zamanda ulusal gücün yeni bir formda yeniden üretilmesinin aracı olarak görülmüştür. Bu nedenle Fransa’nın AB’nden ayrılması, bir üye devletin tercihi olmanın ötesinde Avrupa entegrasyonunun tarihsel anlamını ve sürekliliğini doğrudan hedef alan bir kırılma anlamı taşımaktadır.
Fransa’nın Birlik içindeki önemi yalnızca kurucu kimliğiyle sınırlı değildir. Fransa, uzun yıllar boyunca AB’nin siyasal yönelimini belirleyen normatif bir aktör olmuştur. Sosyal devlet anlayışı, kamu müdahalesine açık ekonomi politikaları ve stratejik özerklik vurgusu, Fransa’nın AB içindeki ayırt edici katkıları arasında yer almıştır. Almanya ile kurulan tarihsel ortaklık, AB’nin hem ekonomik rasyonalitesini hem de siyasal istikrarını mümkün kılan bir denge unsuru olarak işlemiştir.[1] Bu bağlamda Fransa’nın Birlik’ten kopması, Avrupa’nın yalnızca bir üyesini değil, kendi iç tutarlılığını ve yön tayin etme kapasitesini kaybetmesi anlamına gelecektir.
2025 yılı itibarıyla Fransa’nın AB’yle ilişkileri, önceki yıllara kıyasla daha açık ve sert biçimde sorgulanır hâle gelmiştir. Özellikle Fransa iç siyasetinde yükselen egemenlikçi ve Avrupa şüphecisi söylemler, AB’nin Fransa için bir güç kaynağı mı yoksa bir kısıt mı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşımaktadır. Aşırı sağ ve popülist hareketlerin AB’yi ekonomik eşitsizliklerin, göç baskısının ve demokratik meşruiyet krizinin sorumlusu olarak konumlandırması, Birlik karşıtı argümanları daha geniş bir toplumsal zemine yaymaktadır. 2025 sonrası dönemde Avrupa genelinde gözlemlenen “entegrasyon yorgunluğu”, Fransa’da daha derin bir kimlik tartışmasına dönüşmektedir.[2] Bu tartışma, Fransa’nın Avrupa’nın merkezinde mi yoksa dışında mı daha etkili olacağı sorusu etrafında şekillenmektedir.
Güncel tartışmaların önemli bir boyutu, AB’nin krizlere yanıt verme kapasitesine yöneliktir. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında derinleşen güvenlik kaygıları, enerji arzı sorunları ve savunma politikalarındaki koordinasyon eksikliği, Fransa’da AB’nin stratejik bir aktör olarak yeterince güçlü olup olmadığı sorusunu gündeme getirmiştir. Fransa’nın uzun süredir savunduğu “Avrupa’nın stratejik özerkliği” fikri, 2025 yılı itibariyle pratikte sınırlı sonuçlar üretmiş görünmektedir.[3] Bu durum, Fransa’da AB üyeliğinin ulusal güvenliği güçlendirmek yerine bağımlılık yarattığı yönündeki eleştirileri beslemektedir. Özellikle Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) Avrupa güvenliğindeki merkezi rolünün devam etmesi, AB’nin savunma alanındaki iddialarını zayıflatmakta ve Fransa’nın Birlik içindeki vizyonunun karşılık bulmadığı algısını güçlendirmektedir.
Ekonomik cephede de Fransa-AB ilişkileri daha gergin bir zemine oturmuştur. 2025 yılında Avrupa ekonomisinde yaşanan yavaşlama, sanayi politikaları ve kamu destekleri konusundaki anlaşmazlıkları görünür hâle getirmiştir. Fransa, sanayi sübvansiyonları ve devlet müdahalesi konusunda daha esnek bir Avrupa talep ederken, AB’nin rekabet ve bütçe disiplinine dayalı yaklaşımı Fransa’da eleştirilere yol açmaktadır. Bu bağlamda AB, Fransa açısından ulusal ekonomik yapıyı bir nebzede olsa daraltan bir yapı olarak algılanmaya başlamıştır. Özellikle yeşil dönüşüm ve dijitalleşme süreçlerinde AB düzenlemelerinin Fransız sanayisi üzerindeki mali fazlalığı, Birlik karşıtı söylemlerin ekonomik temelini güçlendirmektedir.
Fransa’nın AB’den ayrılması senaryosu, bu güncel tartışmalar ışığında değerlendirildiğinde, Birlik açısından çok katmanlı bir kriz anlamına gelmektedir. Fransa’nın yokluğunda AB’nin siyasal liderliği büyük ölçüde Almanya’ya kalacaktır.[4] Ancak Almanya’nın tek başına Avrupa’nın yönünü belirlemesi, tarihsel hassasiyetler nedeniyle hem iç hem dış meşruiyet sorunları doğurabilir. Bu durum, AB’ni güçlü bir merkezden yoksun, daha gevşek ve parçalı bir yapıya sürükleyebilir. 2020’li yıllarda zaten karar alma süreçlerinde tıkanıklık yaşayan Birlik, Fransa’nın ayrılması hâlinde bu tıkanıklıkları aşmakta daha da zorlanacaktır.
Jeopolitik açıdan Fransa’nın AB’den kopuşu, Avrupa’nın küresel rolünü ciddi biçimde zayıflatacaktır. Fransa’nın diplomatik ağı, askeri kapasitesi ve özellikle nükleer caydırıcılığı, AB’nin küresel iddialarının önemli bir dayanağıdır. Fransa’nın dışarıda kaldığı bir AB, savunma ve güvenlik alanında daha sınırlı bir aktör hâline gelebilir ve transatlantik ilişkilere daha bağımlı bir çizgiye sürüklenebilir. Bu durum, Avrupa’nın 2025 sonrası dönemde sıkça dile getirdiği “çok kutuplu dünya düzeninde bağımsız aktör olma” hedefiyle çelişecektir.
Fransa açısından bakıldığında ise AB’den ayrılma ihtimali, kısa vadeli egemenlik kazanımları sunsa bile uzun vadede ciddi maliyetler barındırmaktadır. Fransa ekonomisinin AB iç pazarına yüksek düzeyde entegre olması, ayrılık senaryosunu ekonomik açıdan riskli kılmaktadır. Tarım sektöründen sanayiye, finansal hizmetlerden araştırma ve inovasyona kadar birçok alanda Fransa, AB fonları ve ortak politikalar üzerinden avantaj elde etmektedir. Bu avantajların kaybı, özellikle 2025 yılında artan sosyal huzursuzluklar ve ekonomik belirsizlikler düşünüldüğünde, Fransa iç siyasetinde yeni gerilimler yaratabilir.
Toplumsal düzeyde Fransa’nın AB’den ayrılması, Avrupa kimliği ve ulusal kimlik arasındaki gerilimi daha da derinleştirecektir. Fransa, uzun süre boyunca Avrupa değerlerinin taşıyıcısı ve savunucusu olarak kendini konumlandırmıştır. Bu nedenle Birlik’ten kopuş, yalnızca bir dış politika tercihi değil, Fransa’nın kendi tarihsel anlatısıyla da çelişen bir kırılma yaratacaktır. 2025 döneminde özellikle genç kuşaklar arasında Avrupa yurttaşlığı fikrinin hâlen belirli bir karşılık bulduğu düşünüldüğünde, ayrılık kararı toplumsal kutuplaşmayı artırma potansiyeline sahiptir.
Sonuç olarak Fransa’nın AB’nden ayrılması, güncel siyasal tartışmaların ötesinde, Avrupa entegrasyonunun anlamını ve geleceğini sorgulatan yapısal bir kırılma olacaktır. 2025 yılında AB’nin karşı karşıya olduğu çoklu krizler, Fransa’nın ayrılığını teknik bir seçenekten ziyade, Avrupa projesinin sürdürülebilirliği açısından varoluşsal bir mesele hâline getirmektedir. Fransa’nın Birlik’ten kopması, AB’yi yalnızca daha küçük değil, aynı zamanda daha az iddialı, daha az tutarlı ve daha az etkili bir aktör hâline getirebilir. Bu nedenle Fransa’nın AB’den ayrılması ihtimali, yalnızca Fransa’nın değil, Avrupa’nın 21. yüzyıldaki rolünü yeniden düşünmesini gerektiren kritik bir eşik olarak değerlendirilmelidir.
[1] “France adopts budget after premier survives no-confidence vote”, Financial Times, https://www.ft.com/content/c2008d99-2638-4009-ad9f-4bd80a9d6501, (Erişim Tarihi: 07.02.2026).
[2] Amandine Hess, “Political instability in France: What are the potential consequences for the EU?”, Euronews, https://www.euronews.com/my-europe/2025/09/05/political-instability-in-france-what-are-the-potential-consequences-for-the-eu, (Erişim Tarihi: 07.02.2026).
[3] Bart H. Meijer & Julia Payne, “EU must push for ‘Made in Europe’ strategy, EU industry chief says”, Reuters, https://www.reuters.com/business/eu-must-push-made-europe-strategy-eu-industry-chief-says-2026-02-01, (Erişim Tarihi: 07.02.2026).
[4] Andreas Rinke, “Germany’s New European Policy Puts Effectiveness before Unity”, IP Guarterly, https://ip-quarterly.com/en/germanys-new-european-policy-puts-effectiveness-before-unity, (Erişim Tarihi: 07.02.2026).
