Analiz

Gazze’de “İstikrar Mühendisliği”: Barış Kurulu ve Refah Kapısı Denklemi

Karşımızda savaşın sıcak ve yıkıcı evresinden kontrollü bir istikrar mühendisliğine geçiş bulunmaktadır.
Bu düzen, yerel aktörlerin iradesini sınırlayan ve tamamen dışarıdan dizayn edilen hibrit bir vesayet modeline işaret etmektedir. 
Yüksek mali eşikler ve katılım bedelleri sadece seçilmiş devletlerin sisteme girişini mümkün kılmaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Refah Kapısı’nın kontrollü ve sınırlı şekilde yeniden açılacağı haberi dünya gündemine tek ve basit bir cümleyle düşmüştür.[i] Ancak bu kısa cümlenin arkasında Davos’ta imzalanan Barış Kurulu Şartı gibi devasa bir diplomatik kurgu yatmaktadır. Washington’un Netanyahu yönetimine yönelttiği yoğun siyasi baskı ve Gazze’de ateşkesin geleceğini belirleyecek yeni bir mimari, bu sürecin temel taşlarını oluşturmaktadır. Sınır kapısına dair teknik bir sınır yönetimi kararı gibi görünen gelişmeler, esasen savaşın siyasi bilançosunu ortaya koymaktadır. Önümüzdeki dönemin bölgesel güç dengesini anlamak için bu kararın arka planına bakmak şarttır. Gazze’de “ikinci aşama” diye tarif edilen sürecin gerçek çerçevesi bu üç temel başlık üzerinden netleşmektedir.

Davos’ta Trump’ın kameralar önünde “Barış Kurulu”nu ilan ettiği tören, sürecin sembolik başlangıç noktasını oluşturmuştur.[ii] Tören metninde ve yapılan konuşmalarda Gazze’nin adı beklenen ölçüde yer almamıştır. Belgede daha çok genel, soyut ve küresel bir “barış ve istikrar” söylemi öne çıkmıştır. Bu tercih, kurulun sadece Gazze’ye odaklanan dar kapsamlı bir izleme organı olmadığını göstermektedir. Bu yeni yapı, bölgesel krizlerden küresel çekişmelere uzanan geniş bir alanda Washington merkezli yeni bir siyasal nüfuz aracı olarak tasarlanmış izlenimi vermektedir. Ancak Ankara’nın bu masadaki varlığı, yapının kusurlarını onaylama anlamında değil, Gazze’nin kaderinin tamamen dış aktörlere bırakılmasını engelleme ve süreci içeriden dengeleme stratejisi olarak okunabilir.

Kurulun üyelik yapısı ve finansman tasarımı bu tabloyu çok daha belirgin hale getirmektedir. Yüksek mali eşikler ve katılım bedelleri sadece seçilmiş devletlerin sisteme girişini mümkün kılmaktadır. Küresel iş çevrelerinin de bu yapıya entegre edilmesi hedeflenmektedir. Bu model, Birleşmiş Milletler merkezli kapsayıcı ve çok sesli yapılardan tamamen farklı bir mantık ortaya koymaktadır.[iii] Kriz alanlarına erişim artık sorumluluğu paylaşan devletlerden oluşan geniş koalisyonlardan geçmemektedir. Gücü ve kaynağı tek elde yoğunlaştırmış imtiyazlı bir kulüpten geçmektedir. Bu kulüp, barış kavramını bir yönetim ve denetim aracına dönüştürme kapasitesine haizdir. Gazze örneği bu yeni küresel kriz yönetişimi modeli için bir test sahası olarak okunabilir. 

Söz konusu stratejik çerçeve, Gazze’nin ateşkes planına doğrudan ve sert bir şekilde tesir etmektedir. Açıklanan “ikinci aşama” taslağı, İsrail kara birliklerinin Gazze içinden kademeli olarak çekilmesini öngörmektedir.[iv] Güvenlik alanının teknokrat ağırlıklı ve siyasi iddialarından arındırılmış bir Filistin yönetimine devredilmesi planlanmaktadır. Hamas’ın askeri varlığı tasfiye edilirken siyasi alanı da dışarıda kurgulanan kurallara göre yeniden biçimlendirilecektir. Bu düzen, yerel aktörlerin iradesini sınırlayan ve tamamen dışarıdan dizayn edilen hibrit bir vesayet modeline işaret etmektedir.

Washington’un son günlerdeki diplomatik hamleleri bu niyetin aciliyetini gözler önüne sermektedir. Örneğin ABD’li üst düzey temsilciler Netanyahu’ya ateşkesin ikinci aşamasına geçilmesi konusunda yoğun baskı uygulamıştır.[v] Bu baskının merkezinde ise Refah Kapısı’nın yeniden açılması yer almıştır. Kapının açılması, hem Barış Kurulu’nun sahada elde ettiği ilk somut başarı şeklinde sunulabilir. Hem de Trump yönetiminin “yeni barış mimarisi” anlatısına güçlü bir malzeme sağlayabilir. Bu nedenle Gazze sahası, Washington yönetimi için stratejik bir laboratuvar hüviyeti kazanmaktadır.

İsrail hükümetinin açıkladığı model, bu baskıya cevap verirken kendi güvenlik önceliğini muhafaza etmektedir. Tel Aviv yönetimi Refah’ın yeniden açılmasını prensipte kabul etmiştir. Ancak geçişlerin yalnızca yaya trafiğiyle sınırlı tutulacağını beyan etmiştir. Araç geçişi ve ticari malların girişi için herhangi bir takvim verilmemiştir. Ayrıca sürecin esir dosyasında kaydedilecek ilerlemeyle bağlantılı yürüyeceği açıklanmıştır. Bu yaklaşım, insani erişimi bir haktan ziyade pazarlık unsuruna dönüştüren çizginin devam ettiğini kanıtlamaktadır. Ne yazık ki insani yardım meselesi, politik bir taviz mekanizmasına indirgenmiş durumdadır.

Refah’ın sahadaki sembolik yükü bu kısıtlamalar nedeniyle daha da ağırlaşmaktadır. Gazze halkı için bu kapı bir sınır noktasından çok daha fazlasıdır. Burası adeta şehrin nefes borusu niteliğindedir. İnsani yardım akışı, ağır hasta tahliyeleri ve sivil hareketliliği bu nokta üzerinden yürütmek elzemdir. Gazze’nin yeni atanan yöneticisinin Refah’ı “hayat damarı ve umut kapısı” şeklinde tanımlaması boşuna değildir. Kapının açılması gündelik hayatın ağır kuşatma koşullarında kısmen gevşediği bir dönem başlatabilir. Fakat açıklanan model, bu gevşemenin çok sıkı bir kontrol altında tutulacağını doğrulamaktadır.

Barış Kurulu’nun bu denklemde oynadığı rol yeni bir yönetişim tartışmasını beraberinde getirmektedir. Kurul, kâğıt üzerinde ateşkesin tarafsız ve teknik bir gözlemcisi gibi sunulmaktadır. Buna rağmen üyelik kompozisyonu ve karar mekanizmaları güç sahibi aktörlerin ağırlığını artıran bir form yaratmaktadır. Filistinli tarafların ve yerel toplumun temsil kapasitesi ise bu yapıda oldukça sınırlı görünmektedir. Bu yapı, barış kavramını meşruiyet üretmek için kullanan bir elitler masası izlenimi uyandırabilir. Sahadaki gerçeklik ile masadaki plan arasındaki makas giderek açılmaktadır.

Gazze açısından ortaya çıkan manzara oldukça karmaşıktır. İkinci aşama ateşkesi kalıcı bir çözümden ziyade bir ara rejim haline getiren formül masadadır. İsrail güvenlik kontrolünü gevşetmekte son derece isteksiz davranmaktadır. Hamas ise yeraltındaki ve yerüstündeki varlığını koruma gayretindedir. Barış Kurulu ve Trump yönetimi sahayı ekonomik ve siyasi teşvikler üzerinden yeniden biçimlendirmeye yönelmektedir. Bu üç aktörün kesişiminde kuşatmanın yumuşadığı fakat siyasi özerkliğin daraldığı bir düzen ortaya çıkabilir. Bu düzen kısmi istikrar üretir. Aynı anda gelecekte yeni çatışma dalgalarına zemin hazırlayan bir kırılganlık da biriktirebilir.

Refah kararını izleyen günlerde uluslararası medyada oluşan iyimser atmosfer bu karmaşık tabloyu perdeleyebilir. “Kapı açılıyor” ifadesi kamuoyunda barışa yaklaşma hissi uyandırmaktadır. Oysa uygulamanın detayları hareket alanını milim milim ölçen bir güvenlik mantığına işaret etmektedir. Esir dosyasına bağlanan şartlar insani erişimi taktik bir baskı aracına dönüştürmektedir. Gazzelilerin en temel ihtiyaçlarına ulaşması siyasi pazarlıkların sonucuna endekslenmiş vaziyettedir. Böyle bir denklem Gazze halkı için kısmi nefes alma imkânı yaratır. Aynı anda statükonun temel sütunlarını sağlamlaştıran bir işlev de görebilir.

Bu nedenle Refah’ın yeniden açılmasını tek başına değerlendirmemek gerekir. Bu gelişmeyi Barış Kurulu mimarisi ve Washington-Tel Aviv hattındaki pazarlıklar ile birlikte okumak elzemdir. Karşımızda savaşın sıcak ve yıkıcı evresinden kontrollü bir istikrar mühendisliğine geçiş bulunmaktadır. Bu geçiş, çatışmayı bitirmekten çok yönetilebilir seviyede tutmaya dayanan bir mantıkla ilerleyebilir.

Gazze’nin geleceği açısından esas soru da burada belirginleşmektedir. Bu ikinci aşama halkın siyasal öznesini güçlendiren bir dönüşüm yaratır mı? Yoksa kontrollü nefes aralıklarıyla sürdürülen uzun bir ara rejimin başlangıcı mı olur? Bu sorunun cevabı önümüzdeki dönemin tüm bölgesel dengelerini etkileyebilecek niteliktedir.

[i] “Israel agrees to reopen Rafah crossing only for Gaza pedestrians”, Al Monitor, 25 Ocak 2026, https://www.al-monitor.com/originals/2026/01/israel-agrees-reopen-rafah-crossing-only-gaza-pedestrians, (Erişim Tarihi: 26.01.2026).

[ii] “Trump launches Board of Peace at signing ceremony in Davos”, Al Jazeera, 22 Ocak 2026. https://www.aljazeera.com/news/2026/1/22/trump-launches-board-of-peace-at-ceremony-in-davos, (Erişim Tarihi: 26.01.2026).

[iii] Hugh Lovatt, “Welcome to the jungle: Trump’s Board of Peace goes global”, ECFR, 23 Ocak 2026, https://ecfr.eu/article/welcome-to-the-jungle-trumps-board-of-peace-goes-global/, (Erişim Tarihi: 26.01.2026).

[iv] “US envoys urge Netanyahu to move into Gaza ceasefire’s second phase”, The New Arab, 25 Ocak 2026, https://www.newarab.com/news/us-envoys-urge-netanyahu-move-gaza-ceasefires-second-phase, (Erişim Tarihi: 26.01.2026).

[v] Aynı yer.

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler