Analiz

Güney Kore-Çin-Japonya İlişkilerinin Geleceği: İşbirliği ya da Çatışma

Üç ülke arasındaki ekonomik karşılıklı bağımlılık, bölgede olası bir askeri karşılaşma-çatışma riskini azaltmaktadır.
Tokyo, ulusal savunma stratejisini yakın çevresindeki olası krizlere hazırlıklı olacak şekilde revize etmektedir.
Japonya’nın tutumu, tarihsel referanslarla birlikte ele alındığında çok daha tehlikeli bir boyut almaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung, Pekin’e gerçekleştirdiği 4 günlük çalışma ziyareti kapsamında 5 Ocak 2026 tarihinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelmiştir. Bu görüşmeler esnasında taraflar, 44 milyon dolarlık ticaret anlaşması ve bir dizi alanda 14 mutabakat zaptı imzalamıştır. Bu, Güney Kore’nin cumhurbaşkanlığı düzeyinde 2019 yılından bu yana Çin’e gerçekleştirdiği ilk ziyaret olması bakımından da önemlidir. Nitekim o tarihten günümüze bölgesel ve küresel dengeler çok fazla değişmiştir. Gelinen nokta itibariyle Seul, bu ziyaretle Pekin’le işbirliğinin önemine tekrar vurgu yaparak bölgesel güvenlik ve istikrarı desteklemek için kararlılığını yinelemiştir.

Esasında bu diplomatik çabalar, 2023 yılından itibaren dışişleri bakanları düzeyinde Japonya’nın da dahil olduğu üçlü formatta yeniden canlanmıştı. Bu toplantıların sonuncusu 2025 yılının Mart ayında düzenlenmişti. Fakat 2025 yılının son çeyreğinde bilhassa Tayvan meselesinden olayı Çin ve Japonya arasında siyasi tartışmalar büyümüş ve ticaret alanındaki yaptırımlarla birlikte neredeyse kriz boyuna ulaşmıştır. Tokyo’dan farklı olarak Seul’ün Pekin’le ilişkilerini yeniden canlandırmak için diplomatik temaslarını artırması dikkat çekmiştir. Bu üç ülke arasındaki diplomatik temaslar, 2019 yılından günümüze bölgesel-küresel konjonktürün nasıl değiştiğine dair ipuçları da vermektedir. 

Örneğin 2023 yılında üç ülke arasında diplomatik temasların artmasına yol açan en önemli gelişmeler, ABD başta olmak üzere Batılı güçlerin Uzak Doğu’daki artan askeri varlıkları, ayrıca Kuzey Kore ve Tayvan gibi meselelerin giderek büyüme potansiyeliydi. Öyle ki 2022 yılının yazında ABD, meclis başkanı düzeyinde Tayvan’a ziyaret gerçekleştirince Çin’in kırmızı çizgisini olabildiğince aşmıştı. Ayrıca bu süreçte Japonya ve Güney Kore’nin ABD’yle artan askeri-diplomatik angajmanı, Çin nezdinde büyük bir endişe kaynağı oluşturmuştu. Fakat o dönemde Güney Kore Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’dan sonra Seul’ü ziyaret planını kabul etmemişti. Pelosi, Tayvan’dan sonra Tokyo’yu ziyaret etmişti. Seul, bu itidalli yaklaşımıyla Pekin’in hassasiyetlerine dikkat ettiğini ve onun tepkisini üzerine çekmek istemediğini göstermişti. Başka bir ifadeyle Güney Kore, ABD ile Çin arasında sürekli büyüyen bir krizin ortasında kalmak istememiş ve bölgesel tansiyonun yatışması için iletişime önem vermişti.

Böylesi bir dönemde 2023 yılında Güney Kore, Çin ve Japonya arasında 4 yıl aradan sonra dışişleri bakanları düzeyindeki istişare mekanizması yeniden başlatılmıştı.[1] Bölgesel tansiyonu düşürmek amacıyla üç ülkenin diplomasiye ağırlık vermesi, sevindirici bir gelişme olarak görülmüştü. Üç ülke arasında dışişleri bakanları düzeyindeki istişare toplantılarının 11. si 2025 yılının Mart ayında Tokyo’da gerçekleşmişti.[2] Ancak 2025 yılının Ekim ayında göreve gelen Japonya Başbakanı Sanae Takaiçi’nin ulusal güvenlik sınırlarına ilişkin Tayvan’ı da içerisine alan bir yaklaşım sergilemesi, Çin’in tepkisini çekmişti.

Aslında Başbakan Takaiçi’nin bu duruşu, Japonya’nın 2013 yılından itibaren sergilediği ulusal savunma stratejisiyle uyumludur. Tokyo, ulusal savunma stratejisini yakın çevresindeki olası krizlere hazırlıklı olacak şekilde revize etmektedir. Bu “güvenlik tehditleri” üç unsur üzerinde durmaktadır. Bunlar; Rusya’nın Kuzey Toprakları (Kuril Adaları) üzerindeki varlığı, Kuzey Kore kaynaklı tehditler ve Çin-Tayvan arasındaki gerilim olarak sıralanabilir. Japonya, askeri gücünü ve savunma planlarını, bu potansiyel “güvenlik tehditlerine” hazırlıklı olmak ve caydırıcılık oluşturmak adına sürekli revize etmekte ve geliştirmektedir.

Öte yandan Güney Kore’nin savunma planları da özellikle Pyongyang kaynaklı yeni güvenlik tehditleri nedeniyle sürekli güncellenmektedir. Bu konuda bilhassa Kuzey Kore’nin kıtalararası ve balistik füze denemeleri, ayrıca nükleer denizaltılar üretmeye başlaması gibi stratejik gelişmeler sonrası Güney Kore, bu konuda ABD’den destek almaya başlamış ve ortak nükleer denizaltı üretimi için anlaşmalar imzalanmıştı.[3] Ayrıca Seul, Kuzey’den gelecek nükleer saldırıları caydırmak amacıyla ABD’yle müşterek bir nükleer caydırıcılık ve savunma stratejisi geliştirmek için çabalarını yoğunlaştırmıştır. Bununla eş zamanlı olarak Güney Kore, Çin’den Kore Yarımadası’nda nükleer mesele de dahil olmak üzere “barış için arabulucu” rolü üstlenmesini istemektedir.

Batılı bir perspektifte bakıldığında Çin, Kuzey Kore’nin en büyük ticaret ortağı ve önemli diplomatik destekçisi olarak görülmektedir. Fakat Pekin’in bölgesel tansiyonu düşürmek için Pyongyang üzerinde etki kurabileceği ve onu yatıştırabileceği gerçeğini de unutmamak gerekir. Bu konuda Çin’in Kuzey Kore’ye pek çok defa diplomatik mektup göndererek çatışma ve gerginliği düşürme çağrısı yaptığı da kamuoyuna yansımıştır.[4] Benzer talepler, Güney Kore ve ABD’den Çin’e yönelik de gelmektedir. Batılı güçler, Çin’in Kuzey Kore’yi müzakere masasına çekmek için Pyongyang üzerindeki etkisini kullanmasını istemektedir. Genel bir tablo çizecek olursak Çin, Kuzey Kore meselelerine dahil olan tüm tarafları itidal göstermeye çağırmış ve son yıllarda ABD ve diğerlerinin BM nezdinde Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımları sertleştirme girişimlerini defalarca engellemiştir.

Sonuç olarak üç ülkenin perspektifini ortaya koymak gerekirse; Japonya, son on yıldır Çin’i başlıca “güvenlik tehdidi” olarak konumlandırmaya başlamıştır. Çin’in ekonomik, siyasi ve askeri alanda bir süper güç olarak yükselmesi, Japonya nezdinde endişe yaratmakta ve bu da Tokyo’nun savunma harcamalarını artırmasına yol açmaktadır. Çin ise Japonya’nın askeri stratejisindeki bu değişimleri tarihsel bir pencereden baktığında büyük bir tehlike olarak görmekte ve tansiyonun düşürülmesi için diplomatik kanalların etkin kullanılmasını istemektedir. Üç ülke arasındaki ekonomik karşılıklı bağımlılık, bölgede olası bir askeri karşılaşma-çatışma riskini azaltmaktadır. Diğer yandan Güney Kore’nin Çin’le ekonomik ve diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesine önem verdiği görülmektedir.  Bu çabalar, Çin’den de karşılık bulmaktadır. Fakat Japonya’nın tutumu, tarihsel referanslarla birlikte ele alındığında çok daha tehlikeli bir boyut almaktadır.

[1]“ 10th Korea-Japan-China Trilateral Foreign Ministers’ Meeting to Take Place”, Republic of Korea-MFA, https://www.mofa.go.kr/eng/brd/m_5676/view.do?seq=322361&page=1, (Erişim Tarihi: 10.01.2026).

[2] “The 11th China-Japan-ROK Trilateral Foreign Ministers’ Meeting Held in Tokyo”, FMPRC, https://www.fmprc.gov.cn/eng/wjbzhd/202503/t20250325_11581396.html?ref=cjfp.org, (Erişim Tarihi: 10.01.2026).

[3] “The US will help South Korea build nuclear ‘attack’ submarines – here’s what that means”, BBC, https://www.bbc.com/news/articles/c620qppzlgwo, (Erişim Tarihi: 18.11.2025).

[4] “China’s Xi Calls for Communication, Unity in Letter to NKorea, State Media Says”, VOA News, https://www.voanews.com/a/china-s-xi-calls-for-communication-unity-in-letter-to-nkorea-state-media-says-/6791791.html, (Erişim Tarihi: 10.01.2026).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Benzer İçerikler