Analiz

Orta Asya-Pakistan Stratejik Yakınlaşmasının Jeo-Ekonomik Temelleri

Orta ve Güney Asya’nın gelecekteki yörüngesi, ekonomik bağlantısallığın jeopolitik rekabetin yarattığı yapısal duvarları aşma kapasitesine bağlıdır.
Orta Asya devletlerinin coğrafi kısıtları, Pakistan liman altyapısı üzerinden küresel ticaret sistemine entegre olan jeo-ekonomik bir koridora dönüşmektedir.
Jeopolitik rekabetin ötesinde şekillenen enerji ve ulaşım ağları, karşılıklı bağımlılık ilkesi çerçevesinde Avrasya’nın merkezinde stratejik bir ağırlık merkezi teşkil etmektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Tarihsel süreçte “Büyük Oyun” olarak adlandırılan ve emperyalist güçlerin nüfuz mücadelelerine sahne olan Avrasya coğrafyası, günümüzde 19. yüzyılın askeri fetih ve siyasi hakimiyet paradigmasından belirgin şekilde ayrışan yapısal bir dönüşüm evresindedir. Soğuk Savaş sonrası dönemi takip eden süreçte, Orta Asya’nın denize erişimi bulunmayan devletleri ile Güney Asya’nın stratejik aktörü Pakistan arasındaki münasebetler, diplomatik protokollerin ötesine geçerek yapısal bir jeo-ekonomik zorunluluğa evrilmektedir. Söz konusu stratejik yakınlaşma, Avrasya’nın iç kısımlarının küresel ticaret sistemine entegrasyonunu sağlayacak yeni bir stratejik ağırlık merkezinin oluşumuna işaret etmektedir.

Bu dönüşümün temel belirleyicisi, coğrafi kısıtlamaların rasyonel ekonomik politikalarla aşılma iradesidir. Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan gibi devletlerin, dünyanın en geniş denize çıkışı olmayan kara parçalarından birinde yer alması, ekonomik kalkınma süreçlerini kısıtlayan yapısal bir izolasyon faktörü olarak değerlendirilmektedir. Özellikle Özbekistan’ın dünyadaki iki “çift kara sınırı ile çevrili” ülkeden biri olması, küresel pazarlara erişim maliyetlerini artırmakta ve dış ticareti komşu devletlerin siyasi istikrarına bağımlı kılmaktadır. Uzun bir süre Rusya Federasyonu’nun kuzey rotalarına veya Çin Halk Cumhuriyeti’nin doğu koridorlarına bağımlı kalan bölge devletlerinin, dış ticaret ağlarını çeşitlendirmek ve stratejik özerkliklerini pekiştirmek maksadıyla dış politika eksenlerini Güney Asya ve Hint Okyanusu’na yönlendirdikleri gözlemlenmektedir. Bu denklemde Pakistan, modern lojistik altyapısı, Karaçi ve özellikle Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) kapsamında bir merkez olması öngörülen Gvadar limanları ile Orta Asya emtialarının küresel pazarlara en verimli şekilde aktarılmasını sağlayacak bir stratejik koridor niteliği taşımaktadır.

Söz konusu jeo-ekonomik dinamikler, çok katmanlı bir güç mücadelesinin ve karmaşık stratejik hesaplamaların vuku bulduğu bir ortamda şekillenmektedir. Bölgesel süreçler, bir yandan klasik güç dengesi arayışlarıyla belirlenirken, diğer yandan ortak ekonomik menfaatlerin tarihsel siyasi anlaşmazlıkları dengeleme potansiyeli ön plana çıkmaktadır. Örneğin, Hindistan’ın Pakistan’ı jeopolitik olarak çevreleme stratejisi doğrultusunda İran’daki Çabahar Limanı’na yönelik yatırımları, bölgedeki stratejik rekabetin derinliğini ortaya koymaktadır. Buna karşılık, Trans-Afgan Demiryolu veya TAPI Doğal Gaz Hattı gibi yüksek maliyetli projeler, paydaş aktörlerin çatışma maliyetlerinden kaçınarak rasyonel bir işbirliği zemininde buluşmalarını teşvik etmektedir. Bu durum, bölge devletlerinin ulusal güvenlik kaygılarını tamamen ikincil plana itmedikleri, ancak ekonomik beka arayışını stratejik bir savunma mekanizması olarak kurguladıkları hibrit bir dönemi temsil etmektedir.

Entegrasyon sürecinin en kritik bileşeni, Afganistan’ın bölgesel konumundaki değişimdir. Geçmişte bölgesel istikrarın önündeki yapısal bir engel ve güvenlik tehditlerinin kaynağı olarak nitelendirilen bu ülke, günümüzde iki büyük bölgeyi birbirine bağlayan karadan bağlantılı bir transit merkezine dönüşme potansiyeline sahiptir. 2021 yılındaki yönetim değişikliği sonrası süreç, güvenlik risklerini tamamen bertaraf etmemiş olsa da bölgesel aktörlerin ekonomik pragmatizm temelinde ortak bir zeminde buluşmalarına olanak sağlamıştır. Taşkent’ten başlayarak Kabil üzerinden Peşaver’e ulaşması planlanan Trans-Afgan Demiryolu Projesi, bölgenin jeopolitik kaderini dönüştürecek stratejik bir altyapı vizyonu olarak değerlendirilmektedir. Projenin tamamlanması durumunda, transit sürelerinin ve lojistik maliyetlerin önemli ölçüde azalacağı öngörülmektedir. Bu vizyonun sürdürülebilirliği, teknik uyumluluktan ziyade bölge devletlerinin ekonomik kazancı siyasi rekabetin üzerinde tutma iradesine bağlıdır.

Enerji jeopolitiği, bu stratejik ilişkinin yapısal temelini ve ekonomik motorunu oluşturmaktadır. Orta Asya’nın enerji arzı fazlası ile Güney Asya’nın artan enerji talebi, TAPI ve CASA-1000 gibi projeleri bir siyasi tercihten ziyade yapısal bir zorunluluk haline getirmektedir. Türkmen doğal gazını Afganistan üzerinden Pakistan ve Hindistan pazarlarına ulaştırmayı hedefleyen boru hatları, geçtikleri bölgelere ekonomik kaynak sağlamanın yanı sıra karşılıklı bağımlılık ilkesi çerçevesinde bir istikrar paydaşlığı oluşturma potansiyeline sahiptir. Transit gelirlerinin sürekliliği, güzergâh üzerindeki yerel güç odaklarının çıkarlarını sistemin korunmasına bağlayarak güvenliğin ekonomik entegrasyon vasıtasıyla tesis edilmesine yönelik bir model sunmaktadır.

Küresel ölçekte bu yakınlaşma; Çin, Rusya ve Hindistan arasındaki hassas dengelerin bir parçasıdır. Çin Halk Cumhuriyeti, Kuşak ve Yol Girişimi ile bölgenin ana finansörü rolünü pekiştirirken; Rusya, dış ticaret rotalarını güneye tahvil etme ve geleneksel nüfuz alanındaki bu yeni bağlantısallığı kendi lehine yönetme eğilimi göstermektedir. Hindistan ise alternatif koridorlar geliştirerek bölgedeki stratejik dengeyi korumaya çalışmaktadır.

Sonuç olarak, Orta ve Güney Asya’nın gelecekteki yörüngesi, ekonomik bağlantısallığın jeopolitik rekabetin yarattığı yapısal duvarları aşma kapasitesine bağlıdır. İstikrar ve entegrasyon süreçlerinin birbirini besleyen diyalektik bir döngü içerisinde olduğu değerlendirilmektedir. Altyapı yatırımlarının korunmasına yönelik kolektif motivasyon güçlendikçe, devletlerin daha ileri düzeyde işbirliğine ve kriz yönetimine yönelmeleri muhtemeldir. Bu sürecin nihayetinde Avrasya’nın merkezinde, küresel sistemle entegre, ekonomik açıdan muktedir ve stratejik açıdan dirençli yeni bir bölgesel bloğun teşekkül edebileceği öngörülmektedir. Bu yeni dönemde kalıcı başarı, bağlantısallığı ve ortak refahı en etkin şekilde yöneten aktörler tarafından elde edilecektir.

Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl, 2017-2021 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nden lisans derecesini ve ardından Rusya ve Kafkas Tarihi alanında yüksek lisans derecesini edindi. Yüksek lisans tezi "Azerbaycan Modernleşmesinin Temelleri: Mirze Kazımbey ve Abbaskulu Ağa Bakıhanov'un Düşünce Dünyası" idi. Hâlen Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler alanında doktora eğitimine devam etmektedir. İleri düzeyde Azerbaycan Dili (Anadil), Türkçe , İngilizce ve Rusça bilmektedir; ayrıca Osmanlı Türkçesi bilgisine sahiptir.

Benzer İçerikler