Analiz

Orta Asya’da Yeni Denge: Özbekistan’ın Su ve Kültür Diplomasisi

Taşkent’in güncel su diplomasisi, Sovyet sonrası dönemde kurulan yapıların modernizasyonu ve şeffaflık üzerine inşa edilmiştir.
Özbekistan Cumhuriyeti, bugünkü liderlik vizyonuyla bölgesel jeopolitiği akılcı, proaktif ve bütünleştirici bir yaklaşımla yeniden tanımlamaktadır.
Türk Devletleri Teşkilatı ve Orta Koridor vizyonuyla hareket eden Taşkent, kültürel mirası ekonomik ve lojistik bir bölgesel direnç modeline taşımaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Avrasya jeopolitiğinin merkezinde, Mackinder’ın Kalpgâh teorisinin odak noktasında yer alan Orta Asya, stratejik önemi nedeniyle küresel güç odaklarının sürekli ilgisini çekmiştir. Ancak tarihsel süreçte bu bölge, daha çok yapısal anlaşmazlıklar, sınır çatışmaları ve istikrarsızlıklarla gündeme gelmiştir. Bölgeye dair literatür ve anlatılar, genellikle Aral Denizi’nin kuruması gibi ekolojik felaketler ya da Amu Derya ve Sir Derya nehirleri üzerindeki hak iddialarından kaynaklanan jeopolitik gerilimler etrafında şekillenmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kurulan çok taraflı komisyonlar ve imzalanan anlaşmalar, bu coğrafi zorunlulukların yarattığı sorunları yönetmeye çalışsa da bölge devletleri uzun süre bu denklemin pasif unsurları, hatta dış güçlerin nüfuz mücadelelerinin birer nesnesi olarak görülmüştür. Fakat günümüzde, bu tarihsel arka planın aksine yeni bir dönem başlamaktadır: Günümüzde Özbekistan Cumhuriyeti, bölgesel çözüm mekanizmalarının ve bütünleşme süreçlerinin temel kurucusu olarak öne çıkmaktadır.

Orta Asya bağlamında su, ulusal egemenlik, gıda güvenliği ve ekonomik sürdürülebilirliğin temel parçası olarak kabul edilmektedir. Sovyet döneminden miras kalan ve ekolojik dengeyi göz ardı ederek tarımsal üretimi önceleyen su altyapısı, kaynak ve aşağı havza ülkeleri arasında on yıllarca süren bir gerilim hattı yaratmıştır. Ancak 21. yüzyılın getirdiği şiddetli iklim değişikliği, buzul erimeleri ve nüfus baskısı, bu tarihsel çatışma potansiyelini, ortak hareket edilmediği takdirde bölge ülkelerinin tamamını etkileyecek bir stratejik zorunluluk haline getirmiştir. Özbekistan, bu zorunluluğu akılcı bir diplomasiyle fırsata çevirerek bölgesel su yönetimi mimarisinin merkezî aktörü olmuştur.

Taşkent’in güncel su diplomasisi, Sovyet sonrası dönemde kurulan yapıların modernizasyonu ve şeffaflık üzerine inşa edilmiştir. Bu mimarinin iki temel dayanağı vardır: İlki, 1992 yılında kurulan ve beş Orta Asya devletinin ilgili bakanlarını teknik bir heyetle bir araya getiren Devletlerarası Koordinasyon Su Komisyonu’dur. Özbekistan, bu komisyon içinde yıllık su kullanım sınırlarının bilimsel verilere dayanarak belirlenmesi ve ortak veri paylaşım sistemlerinin geliştirilmesi süreçlerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. İkinci dayanak ise ikili ve somut devletlerarası anlaşmalarla sağlanan güven inşasıdır. Bunun en net örneği, Türkmenistan ile 1996 yılında imzalanan ve Amu Derya nehir sularının yarı yarıya adil paylaşımını öngören anlaşmanın bugün titizlikle uygulanmasıdır. Bu girişim, suyun paylaşımına dair belirsizlikten kaynaklanan güvensizliği ortadan kaldırarak potansiyel bir çatışma zeminini öngörülebilir bir işbirliği havzasına taşımıştır. Teknik ve kurallara dayalı bu yaklaşım, bölge ülkeleri arasındaki siyasi güvenin inşasında önemli bir rol oynamakta ve daha kapsamlı bir proje olan kültürel liderlik stratejisinin altyapısını güçlendirmektedir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya ülkeleri, ortak tarihsel ve kültürel köklere sahip olmalarına rağmen devletleşme süreçlerinde farklı kimlik politikaları ve ekonomik modeller geliştirmiştir. Özbekistan’ın dış politikasındaki güncel dönüşüm, bu tarihsel mirasın sunduğu kültürel sermayeyi, özellikle Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) aracılığıyla kurumsal bir işbirliği çerçevesine dönüştürme arayışı olarak tanımlanabilir. Taşkent’in TDT içindeki artan diplomatik etkinliği, devletin bölgesel nüfuzunu pekiştirme ve çok taraflı işbirliği ağlarını çeşitlendirme stratejisinin doğal bir sonucudur. Bu süreçte 2022 Semerkant Zirvesi, teşkilatın kurumsal kapasitesinin artırılması ve Türk Medeniyeti İçin Yeni Dönem gibi vizyonlarla stratejik bir derinlik kazanması açısından kritik bir aşama olmuştur.

Özbekistan’ın TDT içindeki rolü, bölgenin makro-ekonomik çıkarlarını korumaya yönelik işlevsel bir işbirliği modeline dayanmaktadır. Orta Koridor (Trans-Hazar Uluslararası Taşıma Güzergâhı) projesine sağlanan kurumsal destek, Taşkent’in bölgeyi küresel lojistik ağlarına bağlama ve tek taraflı bağımlılıkları azaltma hedefiyle doğrudan ilgilidir. Taşkent yönetimi, TDT’yi lojistik, enerji güvenliği ve siber savunma gibi teknik alanlarda ortak kapasite geliştirme zemini olarak konumlandırmaktadır. Bu yaklaşım, üye devletler arasında ortak bir güvenlik algısı ve ekonomik dayanışma zemini oluşturarak dış jeopolitik baskılara karşı dirençli bir bölgesel yapı kurma çabasıdır. Dolayısıyla Özbekistan’ın kimlik temelli bu bölgecilik anlayışı, gerçekçi bir diplomasiyle birleşerek küresel güçler karşısında daha dengeli bir hareket alanı yaratmayı amaçlamaktadır.

Orta Asya’nın jeopolitik gerçeği, bölge devletlerini Rusya’nın tarihsel güvenlik etkisi, Çin’in devasa ekonomik gücü ve Batı dünyasının teknolojik gücü arasında hassas bir denge kurmaya mecbur bırakmaktadır. Bu karmaşık yapıda Özbekistan, stratejik özerklik hedefine odaklanan çok yönlü bir dış politika izlemektedir. Bu politikanın başarısı, büyük ölçüde bölgesel istikrarın sağlanmasına bağlıdır. Taşkent, su ve kültür diplomasisi yoluyla kendi çevresini sakinleştirdiği ölçüde, küresel ölçekte gelişmiş bir dengeleme stratejisi yürütebilmektedir.

Bu politikanın Batı kanadını, Avrupa Birliği ve özellikle Fransa ile derinleşen stratejik ilişkiler oluşturmaktadır. Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyoyev’in Paris ziyareti sırasında imzalanan stratejik ortaklık bildirisi, bu siyasi iradenin en üst düzey göstergesidir. Ayrıca Özbekistan’ın 2026 yılındaki IFTM Top Resa fuarında Onur Konuğu Ülke olarak seçilmesi, bu yakınlaşmanın turizm ve kültürel diplomasi boyutunu kanıtlamaktadır. Bununla birlikte bu dış politika açılımı, geleneksel güvenlik ortağı olan Rusya ile bağların koparılması değil, daha akılcı bir zemine oturtulmasıdır. Moskova ile 2030 yılına kadar uzanan askeri-stratejik iş birliği planı, bu dengeleme siyasetinin bir diğer boyutudur. Ancak Taşkent, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) gibi yapılarla arasına mesafe koyarak ve bölgesel çatışmalarda tarafsızlık vurgusu yaparak bağımsızlığından ödün vermediğini göstermektedir. Bu orta güç diplomasisi, Özbekistan’ın hem güvenlik kaygılarını yönetmesini sağlamakta hem de Batı ile kurduğu bağlar sayesinde kendine yeni hareket alanları yaratarak bölgesel liderlik iddiasını sağlam bir temele oturtmaktadır.

Özbekistan Cumhuriyeti, bugünkü liderlik vizyonuyla bölgesel jeopolitiği akılcı, proaktif ve bütünleştirici bir yaklaşımla yeniden tanımlamaktadır. Bu büyük stratejinin parçaları birbirini tamamlayan bir bütünlük sergilemektedir: Su diplomasisiyle kurulan teknik güven ortamı, kurumsal işbirliğiyle bölgesel bir birlik bilincine dönüşmektedir. Bu güçlü bölgesel zemin ise Taşkent’e küresel rekabette büyük güçlerin baskısına karşı bağımsızlığını koruma imkânı vermektedir.

Taşkent’in bu kapsamlı girişimleri, Orta Asya Topluluğu veya Türk Dünyası gibi kavramları; ekonomik ortaklık, ortak güvenlik anlayışı ve kurumsal işbirliği temelinde somut bir siyasi ve toplumsal gerçeğe dönüştürme potansiyeline sahiptir. Özbekistan, günümüzde yalnızca kendi ulusal çıkarlarını düşünen geleneksel bir devlet olmanın ötesine geçerek bölgesel istikrar ve refahın teminatı olan bir düzen kurucu rol üstlenmektedir. Bu bağlamda Taşkent’in başarısı sadece Orta Asya’nın geleceği için değil, aynı zamanda jeopolitik rekabetin arttığı bir dönemde tüm Avrasya coğrafyasının huzuru ve güvenliği için de kritik ve vazgeçilmez bir öneme sahiptir.

Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl, 2017-2021 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nden lisans derecesini ve ardından Rusya ve Kafkas Tarihi alanında yüksek lisans derecesini edindi. Yüksek lisans tezi "Azerbaycan Modernleşmesinin Temelleri: Mirze Kazımbey ve Abbaskulu Ağa Bakıhanov'un Düşünce Dünyası" idi. Hâlen Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler alanında doktora eğitimine devam etmektedir. İleri düzeyde Azerbaycan Dili (Anadil), Türkçe , İngilizce ve Rusça bilmektedir; ayrıca Osmanlı Türkçesi bilgisine sahiptir.

Benzer İçerikler