Analiz

Orta Asya’nın UNESCO Listelerindeki Yeri ve Önemi

Orta Asya’daki kültürel tanınmanın salt göçebe mirasla kısıtlı kalmadığı görülmektedir.
UNESCO çerçevesinde meydana gelen bu süreç, koruma, sürdürülebilirlik ve kültürel sahiplenme tartışmalarını zaman zaman gündeme getirmektedir.
Kobyz ve Karakalpak yurdu gibi unsurlar, sadece geçmişin izleri değil; yaşayan, dönüşen ve toplumsal kimliği şekillendiren dinamik yapılardır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Orta Asya, tarih süresince göçebe ve yarı göçebe yaşam şekilleri, sözlü anlatı gelenekleri ve doğayla kurulan karşılıklı ilişkiler etrafında şekillenmiş çok katmanlı bir kültürel mirasa sahiptir. Bu miras, modern ulus-devletleşme aşamaları ve küreselleşme süreçlerinin tek tipleştirici baskısı altında uzun süre ikincil bir konumda değerlendirilmiş ve pek çok zaman folklorik ya da nostaljik bir kapsama indirgenmiştir.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 1945 senesinde kurulmuş olup eğitim, bilim ve kültür alanlarında milletler arası iş ortaklığını teşvik etmeyi hedefleyen bir kuruluştur. UNESCO’nun temel görevi, kültürel mirasın korunması, eğitimde kapsayıcılığın desteklenmesi ve kültürlerarası diyaloğun güçlendirilmesi yoluyla barış ve karşılıklı anlayışın geliştirilmesine katkı sağlamaktır. Son senelerde UNESCO, somut olmayan kültürel miras açısından Orta Asya’ya giderek artan bir ilgi göstermektedir.[i]

Resmî UNESCO verilerine göre Orta Asya devletleri, hem kültürel hem de doğal miras bakımından önemli bir birikime sahiptir. Kazakistan, üç kültürel ve üç doğal olmak üzere toplam altı UNESCO Dünya Mirası alanına sahiptir. Kırgızistan, iki kültürel ve bir doğal alanla toplam üç miras alanı ile temsil edilmektedir. Tacikistan, üç kültürel ve iki doğal olmak üzere toplam beş UNESCO Dünya Mirası alanına sahiptir. Türkmenistan’da dört kültürel ve bir doğal alan bulunmakta olup toplam sayı beştir. Özbekistan ise beş kültürel ve iki doğal alanla toplam yedi UNESCO Dünya Mirası alanına sahip olarak Orta Asya’da ilk sırada bulunmaktadır. Bu dağılım, Orta Asya’nın tarihsel, kültürel ve doğal çeşitliliğinin küresel ölçekte tanındığını göstermektedir.[ii]

Kobyz, Türk dünyasının en eski yaylı çalgılarından bir tanesi olarak sadece müzikal bir araç değil; şamanik ritüeller, destan anlatıcılığı ve kolektif hafıza ile iç içe geçmiş bir kültürel taşıyıcı olarak ön plana çıkmaktadır. Tarihsel kökenleri 5-8. asırlara dayanan bu enstrüman, Orta Asya’da sözlü kültürün devamlılığını sağlayan başat unsurlardan biridir. Bilhassa Özbekistan’ın Karakalpakistan bölgesinde zhyrau geleneği içinde yaşatılan kobyz, ustadan çırağa aktarılan özel teknikler ve ritüel bilgi aracılığıyla günümüze dek varlığını sürdürmesine olanak tanımıştır.[iii]

Bu bilgilerin dışında kobyz gibi geleneksel müzik aletleri ile yurt gibi göçebe mimarisinin simgesel ögelerinin UNESCO kapsamına dahil edilmesi, sadece kültürel bir tanınma değil; bununla beraber kimlik, siyaset ve kültürel diplomasi boyutları olan çok yönlü bir aşama olarak değerlendirilmektedir. Bu tanınma, Orta Asya toplumlarının kuşaklararası bilgi aktarım araçlarının küresel ölçekte meşrulaştırılmasına imkân tanırken, aynı zamanda bu mirasın ciddi tehditler altında olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu vesileyle UNESCO çerçevesinde meydana gelen bu süreç, koruma, sürdürülebilirlik ve kültürel sahiplenme tartışmalarını zaman zaman gündeme getirmektedir.[iv]

Buna benzer bir biçimde yurt, Orta Asya göçebe toplumları için sadece bir barınma şeklini değil; geleneksel mekân algısının, toplumsal ilişkilerin ve doğayla uyumlu yaşam felsefesinin mimari bir yansıması şeklinde ön plana çıkmaktadır. Karakalpak yurdu, yapısal tasarımı, sembolik süslemeleri ve işlevsel esnekliğiyle bu geleneğin özgün bir örneğini sunmaktadır. Tarihsel olarak bakıldığında yurt, evlilikten toplumsal statüye kadar pek çok farklı alanda belirleyici bir rol oynamış ve kolektif yaşamın merkezinde yer almıştır. UNESCO’nun Karakalpak yurdunu Temsili Liste’ye dahil etmesi, göçebe mirasının modern millî kimlik anlatılarıyla yeniden bütünleştirilmesine imkân tanımıştır. Bu aşama, kültürel mirasın sadece korunması değil, bununla beraber milletlerarası görünürlük, turizm ve kültürel diplomasi kapsamında stratejik bir araç olarak kullanılmasını da beraberinde getirmektedir.[v]

Bu noktadan hareketle Orta Asya’daki kültürel tanınmanın salt göçebe mirasla kısıtlı kalmadığı görülmektedir. 12 Temmuz 2025 tarihinde Paris’te düzenlemen UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin 47. oturumunda Tacikistan’daki antik Khuttal bölgesinin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmesi, bölgenin yerleşik uygarlık geçmişini, mimari gelişmişliğini ve İpek Yolu üzerindeki tarihsel rolünü görünür kılmaktadır. Bu durum, Orta Asya kültürel mirasının tek boyutlu bir anlatıya indirgenemeyecek kadar çeşitli olduğunu ortaya koymaktadır.[vi]

Bunun yanı sıra 30 Ekim 2025 tarihinde kırk yıl sonra ilk kez Semerkant’ta düzenlenen UNESCO Genel Konferansı ve Özbekistan’ın UNESCO ile derinleşen işbirliği, kültürel mirasın küresel yönetişim ve dış politika bağlamında nasıl konumlandırıldığını açıkça göstermektedir. Kültürel miras konusu, bu kapsamda ulusal prestij, yumuşak güç ve bölgesel liderlik iddialarının önemli bir bileşeni hâline gelmiştir.[vii]

UNESCO’nun Orta Asya’daki somut ve somut olmayan kültürel miras unsurlarını tanıması, bu coğrafyanın küresel kültürel sistem içindeki konumunu kuvvetlendirmekte ve tarihsel sürekliliğini beynelmilel ölçekte görünür kılmaktadır. Kobyz ve Karakalpak yurdu gibi unsurlar, sadece geçmişin izleri değil; yaşayan, dönüşen ve toplumsal kimliği şekillendiren dinamik yapılardır.

Fakat bu uluslararası tanınmanın tek başına yeterli olmadığı açıktır. Kültürel mirasın sürdürülebilirliği, yerel kapsamda genç kuşakların bu aşamaya dahil edilmesi, ustaların desteklenmesi ve geleneksel bilgi sistemlerinin güncel yaşamla ilişkilendirilmesiyle mümkün hale gelmektedir. Aksi hâlde UNESCO listelerine dahil edilen unsurlar, sembolik birer vitrin ögesine dönüşme riski taşımaktadır.

Orta Asya örneği, kültürel mirasın korunmasının sadece teknik bir aşama değil; toplumsal sahiplenme, siyasal irade ve kuşaklararası bağların kuvvetlendirilmesini gerektiren çok boyutlu bir alandır. Bu yönüyle UNESCO süreci, bu coğrafya için hem bir fırsat hem de uzun vadeli bir sorumluluk alanı meydana getirebilmektedir.

[i] “UNESCO in brief”, UNESCO, https://www.unesco.org/en/brief#:~:text=Who%20we%20are,science%2C%20culture%2C%20and%20communication, (Erişim Tarihi: 02.02.2026).

[ii] “Information on UNESCO Lists and Networks in Central Asia”, UNESCO, https://www.unesco.org/sites/default/files/medias/fichiers/2025/09/Final%20Deliverables%20-%20Map%20ENG.pdf, (Erişim Tarihi: 02.02.2026).

[iii] Aynı Yer.

[iv] “Музыкальный инструмент «Кобыз» и юрта «Каракалпак» внесены в список объектов всемирного наследия ЮНЕСКО”, The Times Of Central Asia, https://timesca.com/kobyz-musical-instrument-and-karakalpak-yurt-added-to-unesco-heritage-list/, (Erişim Tarihi: 02.02.2026).

[v] Aynı Yer.

[vi] “Хутталҳои қадимии Тоҷикистон ба Феҳристи мероси ҷаҳонии ЮНЕСКО шомил карда шуданд”, The Times of Central Asia, https://timesca.com/ancient-khuttal-in-tajikistan-added-to-unesco-world-heritage-list/, (Erişim Tarihi: 02.02.2026).

[vii] “Samarqandda bo’lib o’tgan YuNESKO konferensiyasi O’zbekiston merosini yoritib berdi”, The Times of Central Asia, https://timesca.com/unesco-conference-in-samarkand-highlights-uzbekistans-heritage/, (Erişim Tarihi: 02.02.2026)

 

Dilara Cansın KEÇİALAN
Dilara Cansın KEÇİALAN
Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olan Dilara Cansın KEÇİALAN, ilk yüksek lisans eğitimini Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda tamamlamıştır. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi yüksek lisans programında ise “Kuşak-Yol ve Yeşil Enerji Projeleri Bağlamında Kazakistan-Çin Halk Cumhuriyeti İş Birliği, Fırsatlar ve Riskler” başlıklı tezini savunmuştur. 2025 yılında T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Yurt Dışı Lisansüstü Eğitim Bursunu kazanan KEÇİALAN, Ukrayna’da Taras Şevçenko Kiev Ulusal Üniversitesinde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıca Atatürk Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü’nde öğrenim görmekte olup ANKASAM’da (Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi) Avrasya Araştırma Uzmanı olarak görev yapmaktadır. Başlıca ilgi alanları Avrasya ve özellikle Orta Asya bölgesidir. İngilizce ve Rusça bilmekte, temel düzeyde Ukraynaca bilgisine sahip olup Kazakça öğrenmektedir.

Benzer İçerikler