Göreve gelmesinden bu yana Moskova’yı iki kez ziyaret eden Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yapıcı görüşmeler gerçekleştirmiş ve taraflar, birçok konuda hemfikir olduklarını göstermişlerdir. Bu kısa süre içerisinde Şara’nın hem Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hem Rusya’yla olumlu ilişkiler geliştirmesi dikkat çekmiştir. Daha önceleri karşı cephelerde yer alan iki aktörün daha sonra birlikte el sıkışarak pozlar vermesi, uluslararası ilişkilerde değişen koşullara göre aktörlerin çıkarlarının da değişebileceğini bir kez daha göstermiştir. Bu noktada merak edilen ve üzerinde durulması gereken hususlardan biri de Suriye’nin yeni dış politikasının nasıl şekilleneceği olmuştur.
Öncelikle belirtmek gerekirse; Şara’nın Moskova’yı iki kez ziyaret etmesine rağmen bu konu hakkında ABD cephesinden ve özellikle Başkan Donald Trump’tan herhangi bir itiraz veya “not ettik” şeklinde bir uyarının gelmemesi, önemli bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira Trump’ın en fazla üzerinde durduğu ve bilhassa müttefiklerini baskıladığı hususların başında “Rusya’yla ilişkiler” gelmektedir. Bu doğrultuda Trump, müttefiklerinden genellikle Rusya’yla iş yapmayı kesmelerini veya azaltmalarını istemektedir. Fakat Trump, Şara’yla “çok iyi görüşmeler” yaptığını ve onun “çok sıkı çalıştığını” söyleyerek Suriye’nin yeni yönetimine desteğini her fırsatta dile getirmektedir.[1]
Burada Trump’ın Suriye’deki önceliği; DEAŞ hapishanelerinin güvenliğini sağlayabilen, barışçıl dış politika izleyen, dünyayla entegre ve bu anlamda ekonomik olarak ABD’ye açık bir Suriye’nin inşası gibi görünmektedir. ABD’nin önem verdiği hususlardan birinin de Suriye’deki yeni yönetimin özellikle İsrail’e karşı bir tehdit oluşturmaması olduğu söylenebilir. Nitekim Cumhurbaşkanı Şara’nın dış politikadaki hamlelerine bakıldığında Amerikan çıkarlarına herhangi bir şekilde ters düşen bir eylemde bulunmaktan kaçındığı ve büyük güçler arasında hassas bir çizgide ilerleyerek dengeli ve ihtiyatlı bir politika izlemeye çalıştığı ve bunda büyük oranda başarılı olduğu görülmektedir. Örneğin Şara’nın, ABD’nin karşı cephesinde yer alan İran ve Çin’e karşı mesafeli bir duruş sergilediği görülmektedir. Bu noktada Rusya’nın hem İran hem Çin’den farklı bir konumda yer aldığı anlaşılmaktadır. Hem ABD hem yeni Suriye yönetiminin Rusya hakkındaki değerlendirmesi, İran ve Çin’le ilgili yaklaşımlardan oldukça farklıdır.
Burada Rusya’nın farklılaşan konumunu ve nedenlerini analiz etmekte fayda vardır. Öncelikle Rusya’nın Suriye’deki angajmanı, Soğuk Savaş dönemine kadar uzanmakta olup ekonomik ve askeri olarak entegre bir ilişki yapısından söz edilebilir. Dolayısıyla yeni Suriye yönetiminin bu bağlantıları tamamen koparması oldukça zor bir olasılık gibi durmaktadır. Bu bakımdan Rusya’nın bilhassa ekonomik olarak Suriye’ye fayda sağlayabileceği hususların olabileceği söylenebilir. Yeni bir inşa ve ihya sürecinde olan Suriye’de Şara yönetiminin bu ekonomik faydaları dışlaması makul bir seçenek gibi durmamaktadır. Ayrıca Şara, daha önceki Moskova ziyareti esnasında yaptığı açıklamada, Rusya’yla geçmişte yapılan tüm anlaşmalara sadık kalacağını belirtmişti.[2] Bu sözler, Rusya’nın Suriye’deki ekonomik ve askeri varlığının “bir şekilde” devam edeceği şeklinde yorumlanmıştı.
Rusya’nın hem ABD hem İsrail’le hassas nitelikte (iniş çıkışlı) bir ilişkiye sahip olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla yeni Suriye yönetiminin bu dinamikleri görmezden gelmesi pek olası görünmemektedir. Buna ek olarak Rusya’nın Türkiye’yle olumlu ilişkilere sahip olması, Suriye nezdinde Moskova’yı işbirliği yapılabilecek cazip bir aktör konumuna getirmektedir. Daha da önemlisi Astana Süreci’nde Türkiye ile önemli işbirlikleri geliştiren Rusya, bu süreçte Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine desteğini dile getirmiştir. Bu desteğin, yeni Suriye yönetimi açısından oldukça değerli görüldüğü tahmin edilebilir. Suriye topraklarının terör örgütü YPG/PKK’dan temizlenmesi konusunda Şara yönetimi ve Kremlin’in hemfikir olmaları ve mutabık kalmaları, bu işbirliğinin somut göstergesi sayılmaktadır.
Tüm bu faktörler dikkate alındığında ve Şara yönetimi açısından bakıldığında, Rusya’yla bazı alanlarla işbirliği yapılmasının Suriye’nin ulusal çıkarlarına uygun düşeceği yorumu yapılabilir. Bu çıkarlar, çoğunlukla Rusya’nın hem ABD hem Türkiye hem de İsrail’le kurduğu çok boyutlu ilişkilerin doğasından kaynaklanıyor olabilir. Şara yönetiminin bu dinamikleri göz önüne alarak hareket etmek istediği yorumu yapılabilir. Bu, Suriye’nin dış politikada hassas bir dengeleme stratejisi izlemesini gerektirmektedir. Bu politika, büyük güçler, komşu ülkeler, bölgesel güçler ve diğer orta güçlerle ilişkilerde son derece dikkatli bir çizgi takip edilmesi anlamına gelmektedir.
Gelecekte Suriye’nin dış politikada izleyeceği birtakım ilkelerin oluşması beklenmektedir. Bunlar içerisinde “denge politikasının” birincil öncelik olacağı tahmin edilebilir. Ayrıca dünyayla entegrasyonun arttırılabilmesi için proaktif bir siyasetin izleneceği öngörülebilir. Şara yönetiminin bugüne kadar izlediği dış politika, uluslararası arenada kabul gören-egemen bir Suriye’nin ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur. Bu yüzden Suriye’nin gelecekte de dış ilişkilerinde “kazan-kazan” prensibiyle hareket edeceği ve “çok boyutlu” bir diplomasi yürüteceği tahmin edilmektedir. Bu politikalar, her şeyden önce “barışçıl”, “kalkınmış” ve “dünyayla bütünleşmiş” bir Suriye’nin inşasına katkıda bulunacaktır.
[1] “ABD Başkanı Trump: Suriye Cumhurbaşkanı ile çok iyi bir görüşme gerçekleştirdik”, AA, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abd-baskani-trump-suriye-cumhurbaskani-ile-cok-iyi-bir-gorusme-gerceklestirdik/3812494, (Erişim Tarihi: 29.01.2026).
[2] “Şara’dan Putin’e taahhüt: Anlaşmalara sadığız”, DW, https://shorturl.at/aRC9N, (Erişim Tarihi: 29.01.2026).
