Donald Trump’ın 2026 yılı başında Kanada’ya ve Küba’yla ekonomik ilişkisi bulunan ülkelere yönelik açıkladığı yeni tarife tehditleri, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dış politikasında ticaret araçlarının giderek daha agresif ve çok yönlü biçimde kullanıldığını göstermektedir.[i] Bu hamleler, yalnızca ikili ticaret uyuşmazlıkları veya kısa vadeli ekonomik baskı girişimleri olmaktan ziyade, Washington’un jeopolitik hedeflerini ekonomik yaptırımlar ve tarifeler yoluyla gerçekleştirme stratejisinin yeni bir aşaması olarak okunabilir. Trump yönetimi, bu adımlar aracılığıyla hem Kuzey Amerika’daki müttefiklerini hem de Karayipler ve Latin Amerika’daki aktörleri doğrudan baskı altına almayı amaçlamaktadır.
Trump’ın Kanada’ya yönelik açıklamalarının merkezinde, ABD merkezli Gulfstream firmasının uçaklarının Kanada makamları tarafından sertifikalandırılmaması yer almaktadır. Trump, bu durumu “haksız ve yasa dışı” olarak nitelendirerek, misilleme olarak Kanada’da üretilen uçaklara %50 oranında gümrük tarifesi uygulanabileceğini ve Kanada menşeli uçakların sertifikasyon süreçlerinin askıya alınabileceğini duyurmuştur.[ii] Her ne kadar Beyaz Saray daha sonra bu açıklamaların kapsamını daraltmaya çalışsa da söz konusu tehditler Kuzey Amerika havacılık sektöründe ciddi bir belirsizlik yaratmıştır. Bu bağlamda Kanada’nın en büyük uçak üreticisi olan Bombardier, açıklamaların hemen ardından Kanada hükümetiyle temas halinde olduklarını duyurmak zorunda kalmıştır.
Bu gelişme, teknik ve güvenlik temelli olması gereken sertifikasyon süreçlerinin doğrudan siyasi bir baskı aracına dönüştürülmesi anlamına gelmektedir. Normal şartlarda, sivil havacılık alanındaki sertifikasyon mekanizmaları uluslararası standartlara ve güvenlik kriterlerine dayanmaktadır. Ancak Trump’ın yaklaşımı, bu süreci ekonomik ve diplomatik bir pazarlık unsuru haline getirmektedir. Bu durum yalnızca Kanada’yı değil, küresel havacılık sektöründe ABD’yle çalışan tüm üreticileri ve taşeronları da dolaylı olarak etkilemektedir. Sertifikasyonun siyasallaşması, uzun vadede ABD’nin teknik kurumlarının tarafsızlığına ilişkin soru işaretleri doğurabilecek niteliktedir.
Trump’ın Kanada’ya yönelik baskısının arka planında, Ottawa yönetiminin son dönemde izlediği dış politika tercihleri de yer almaktadır. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Davos’ta yaptığı konuşmada, dolaylı biçimde Trump’ın küresel düzeni zorlayan politikalarını eleştirmesi ve ardından Çin’le “stratejik ortaklık” vurgusu içeren temaslarda bulunması, Washington’da rahatsızlık yaratmıştır.[iii] Trump’ın daha önce Kanada’nın Çin’le bir ticaret anlaşması yapması halinde %100 tarife tehdidinde bulunması, bu rahatsızlığın açık bir göstergesidir. Dolayısıyla uçak sertifikasyonu meselesi, daha geniş bir jeopolitik gerilimin somut bir başlığı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Trump’ın aynı dönemde Küba’ya yönelik açıkladığı yeni tarife politikası ise, ABD’nin uzun süredir uyguladığı ambargo ve yaptırım rejiminin daha da sertleştirildiğini göstermektedir. Trump, yayımladığı bir başkanlık kararnamesiyle Küba’ya doğrudan veya dolaylı biçimde petrol satan ülkelere karşı yeni tarifeler uygulanabileceğini duyurmuştur. Her ne kadar bu tarifelerin oranları ve hangi ülkeleri kapsayacağı netleştirilmemiş olsa da söz konusu düzenleme Washington’un yalnızca Havana’yı değil, Küba’yla ekonomik ilişkisi olan üçüncü ülkeleri de hedef aldığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu adımın zamanlaması özellikle dikkat çekicidir. Venezuela’nın uzun yıllar boyunca Küba’ya sağladığı petrol desteğinin kesilmesi ve Nicolas Maduro’nun ABD güçleri tarafından gözaltına alınmasının ardından, Küba ciddi bir enerji kriziyle karşı karşıya kalmıştır. Yaklaşık 35 bin varil günlük petrol akışının durması, ülkede elektrik kesintilerinin yaygınlaşmasına ve ekonomik hayatın daha da zorlaşmasına neden olmuştur. Trump yönetiminin, tam da bu dönemde Küba’ya petrol sağlayan ülkelere yönelik tarife tehdidini gündeme getirmesi, bu politikanın insani sonuçlarının bilinçli biçimde göz ardı edildiğini göstermektedir.
Trump, söz konusu kararnamede Küba hükümetinin politikalarının “ABD için olağandışı ve olağanüstü bir tehdit” oluşturduğunu iddia etmiş ve Havana’yı ABD’nin düşmanları olarak tanımlanan aktörlere ev sahipliği yapmakla suçlamıştır.[iv] Bu söylem, Soğuk Savaş döneminden miras kalan güvenlik söylemlerinin yeniden canlandırıldığını göstermektedir. Ancak bu yaklaşım, Küba’nın enerji ihtiyacını karşılamaya çalışan üçüncü ülkeleri de doğrudan hedef alarak, ABD’nin tek taraflı yaptırımlarını fiilen küreselleştirmektedir.
Küba yönetimi ise bu tehditlere sert bir diplomatik dille karşılık vermiştir. Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel ve Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, Küba’nın enerji ithalatının egemen bir hak olduğunu ve hiçbir ülkenin ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına uymak zorunda olmadığını vurgulamıştır.[v] Havana’nın bu tutumu, yalnızca bir savunma refleksi değil; aynı zamanda uluslararası hukukun ve devletlerin egemen eşitliği ilkesinin hatırlatılması olarak da okunabilir.
Trump yönetiminin bu iki başlıkta izlediği politika, ortak bir stratejik mantığa işaret etmektedir. Kanada örneğinde müttefik bir ülkeye karşı dahi sert ticari yaptırımların gündeme getirilebilmesi, ABD’nin ekonomik araçları dost-düşman ayrımı gözetmeksizin kullanabileceğini göstermektedir. Küba örneğinde ise, ambargonun üçüncü ülkeleri de kapsayacak biçimde genişletilmesi, Washington’un küresel ekonomik ilişkiler üzerinde doğrudan kontrol kurma arzusunu ortaya koymaktadır.
ABD’nin Küba’ya petrol sağlayan ülkelere yönelik tarife tehdidinin Meksika’yı da kapsaması, Washington açısından ciddi bir stratejik çelişki doğurma potansiyeline sahiptir. Meksika, ABD ekonomisiyle yüksek derecede bütünleşmiş bir üretim ve tedarik zincirinin parçasıdır ve özellikle enerji, otomotiv, tarım ve ara mamul ticareti alanlarında ABD pazarına derin biçimde entegre olmuştur. Dolayısıyla ABD’nin, Meksika’nın Küba’ya sınırlı ölçekte de olsa petrol veya yakıt sağlamasını gerekçe göstererek geniş kapsamlı ticari yaptırımlar uygulaması, fiilen kendi sanayi altyapısını ve tüketici piyasasını olumsuz etkileme riskini beraberinde getirmektedir. Bu durum, tarifelerin yalnızca hedef ülkeye değil, tarife uygulayan ülkenin üretim maliyetlerine, enflasyon dinamiklerine ve tedarik güvenliğine de zarar verebileceğini göstermektedir.
Bu çerçevede Washington’un Meksika’ya yönelik olası yaptırımları, kısa vadede siyasi bir baskı aracı olarak işlev görebilse dahi, orta ve uzun vadede ABD’nin kendi ekonomisine zarar verecek sonuçlar doğurabilir. ABD sanayisinin önemli bir bölümü, Meksika’da üretilen ara mallara ve enerji girdilerine bağımlıdır; ayrıca sınır ötesi üretim ağları, tarifeler yoluyla kolaylıkla yeniden yapılandırılamayacak kadar karmaşık hale gelmiştir. Bu nedenle Trump yönetiminin Meksika’yı da kapsayacak bir yaptırım hattını devreye sokması, ABD içinde fiyat artışlarını tetikleyebilir, üretim süreçlerini yavaşlatabilir ve Washington’un “ekonomik baskı yoluyla dış politika hedefi gerçekleştirme” stratejisinin etkinliğini zayıflatabilir. Büyük ihtimalle ABD, Meksika’ya bir yaptırım uygulamaktan kaçınacak veya ABD ekonomisine minimal düzeyde etki edecek ithal ürünleri kararname kapsamına alacaktır.
Sonuç olarak Trump’ın Kanada uçaklarına ve Küba’ya petrol satan ülkelere yönelik tarife tehditleri, klasik ticaret politikalarının çok ötesine geçmektedir. Bu hamleler, ekonomik araçların jeopolitik baskı unsuru olarak sistematik biçimde kullanıldığını ve uluslararası ticaret düzeninin giderek daha kırılgan hale geldiğini göstermektedir. Hem Kanada hem de Küba örneği, Trump döneminde ABD dış politikasının öngörülemez, sert ve yüksek maliyetli bir çizgiye oturduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, yalnızca hedef alınan ülkeler için değil, küresel sistemin tamamı için uzun vadeli sonuçlar doğurabilecek nitelik taşımaktadır.
[i] Hancock, Adam. “Trump Threatens Tariffs on Canada Planes and Nations Selling Oil to Cuba”, BBC News, https://www.bbc.com/news/articles/c74vyr44xn3o, (Erişim Tarihi: 01.02.2026).
[ii] Aynı yer.
[iii] Aynı yer.
[iv] Aynı yer.
[v] Sherwood, Dave, and Marianna Parraga. “Cuba Defiant after Trump Says Island to Receive No More Venezuelan Oil or Money.” https://www.reuters.com/world/americas/trump-suggests-cuba-should-strike-deal-with-us-2026-01-11/, (Erişim Tarihi: 01.02.2026).
