Türkiye, Afrika kıtası genelinde kıyıdan kıyıya uzanan bir stratejiyle, silah tedariki ve askeri eğitim alanlarında bir güvenlik ortağı olarak ve altyapı projelerinde yatırımcı kimliğiyle Afrika ülkeleriyle ilişkilerini derinleştirmeye çalışmaktadır. Ankara, Çin, Rusya veya geleneksel Batılı müttefiklerle iş birliğinin beraberinde getirdiği siyasi ve yapısal dezavantajlar olmaksızın, ileri düzey askeri anlaşmalar müzakere edebilen alternatif bir ortak olarak konumlanabileceğine inanmaktadır.
Ankara Kriz ve Politika Araştırmaları Merkezi’nde dış politika analisti olan Göktuğ Çalışkan, Daily Sabah için kaleme aldığı yazısında Türkiye’yi şu şekilde tanımlamaktadır: “Ankara, NATO üyesi ve NATO standartlarında askeri kapasiteye sahip olmakla birlikte, Küresel Güney’in siyasi dilini konuşabilen özgün bir jeopolitik hibrit aktör olarak hareket etmektedir.”
Ankara’nın insansız hava aracı (İHA) teknolojisi ihracatındaki esnekliği sayesinde, Türk savunma şirketi Baykar; Angola, Burkina Faso, Cibuti, Etiyopya, Kenya, Mali, Fas, Nijer, Nijerya, Somali, Togo ve Tunus’u müşteri portföyüne dahil etmiştir. Bu İHA’lar, birçok çatışma bölgesinde aktif biçimde kullanılmaktadır.
Aralık 2024’te Baykar, Fas’ta Bayraktar TB2 ve daha gelişmiş Akıncı İHA’larının üretimi ve bakımını kapsayan milyonlarca dolarlık bir projeyi başlatmıştır. Türk İHA ihracatı kamuoyunda geniş yer bulurken, Çalışkan’a göre Ankara, Sahel’den Senegal, Fas ve Akdeniz’e uzanan stratejik kuşakta yaklaşımını daha sessiz ancak yapısal biçimde yeniden şekillendirmektedir.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Afrika politikası; güvenlik iş birliği, ekonomik yatırımlar ve diplomatik açılımın birleşiminden oluşmaktadır. Bu yaklaşımın kritik bir boyutunu, Afrika’daki çeşitli limanların kontrolü ve bu limanlara yapılan yatırımlar oluşturmaktadır. Bu strateji, Sahel bölgesindeki denize kıyısı olmayan ülkelerin Atlantik Okyanusu’na erişimini büyük altyapı yatırımları yoluyla sağlamayı amaçlayan Fas’ın Atlantik Girişimi ile de örtüşmektedir.
Çalışkan, “Türkiye bu yeni mimaride kendisini doğal ortak olarak konumlandırmıştır. Ankara’nın Rabat ile derin ilişkileri, Akdeniz’den Atlantik kıyılarına uzanan lojistik ve güç projeksiyonu kapasitesi sağlamaktadır. Senegal, Moritanya veya Fildişi Sahili’nde inşa edilen her Türk limanı, otoyolu ve lojistik merkezi, bu geleceğe yönelik somut bir stratejik yatırımdır” değerlendirmesinde bulunmaktadır.
2024’ün sonlarında, Ankara merkezli Metag Holding, Somali’nin ikinci büyük limanı olan Hobyo Limanı’nın geliştirilmesi için 70 milyon dolarlık başlangıç yatırımı içeren bir anlaşma imzalamıştır. Bu proje, Galmudug Eyaleti limanını bölgesel bir ticaret merkezine dönüştürmeyi hedeflemekte; Mogadişu Limanı üzerindeki baskıyı azaltmayı ve Etiyopya ile Cibuti için alternatif bir ticaret güzergâhı oluşturmayı amaçlamaktadır. Anlaşma kapsamında Metag Holding, limanı 80 yıl süreyle işletecektir.
Galmudug Eyalet Başkanı Ahmed Abdi Kariye, Turkey Today gazetesine verdiği demeçte, “Bu liman yalnızca bölgesel ekonomimizi canlandırmakla kalmayacak, aynı zamanda ticaret ve bağlantısallığı artırarak tüm ülkeye fayda sağlayacaktır” ifadelerini kullanmıştır.
Observer Research Foundation’a göre Türkiye; Mogadişu Limanı, Sudan’daki Suakin Limanı ve Libya’daki çeşitli limanlar üzerinde doğrudan etki veya kontrole sahiptir. Ayrıca Cibuti ve Mısır’daki bazı limanlarda dolaylı etkiye sahiptir.
Vakfa bağlı araştırmacı Yuvvraj Singh, Türkiye’nin Afrika’da limanları dış politika açılımının merkezine yerleştirerek; stratejik deniz ticaret yolları üzerinde kontrol sağlamayı, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz gibi yüksek rekabetin yaşandığı bölgelerde varlığını genişletmeyi ve küresel ile bölgesel rakiplerle rekabet etmeyi hedeflediğini belirtmektedir.
Çalışkan’a göre, Afrika hükümetleri giderek artan biçimde Türkiye’ye yönelmektedir; zira Ankara ile yapılan anlaşmalar şeffaf nitelik taşımakta, Çin ile ilişkilendirilen tartışmalı “borç tuzağı” uygulamalarından farklı olarak siyasi koşullara veya operasyonel kısıtlamalara bağlanmamaktadır.
Turkey Journal gazetesine göre Türk inşaat şirketleri Afrika genelinde toplam değeri 100 milyar doları aşan 2.000’den fazla altyapı projesini tamamlamıştır. İstanbul’da düzenlenen Türkiye-Afrika İş ve Ekonomi Forumu’nda Ticaret Bakanı Ömer Bolat, bu ortaklıkların “adil, eşit ve kazan-kazan” ilkesine dayandığını ve sürdürülebilir büyümeyi teşvik ettiğini ifade etmiştir.
Bu süreç, kıta genelinde hava bağlantılarının artmasıyla da örtüşmektedir. Türk Hava Yolları, 40 Afrika ülkesinde 62 noktaya uçuş düzenlemektedir. Ankara’nın dış politikası, yalnızca devletlerle değil; toplumlar, gençler, akademisyenler, sanatçılar, öğrenciler ve yerel topluluklarla da bağlantı kurmayı hedeflemektedir.
Çalışkan, Türkiye’nin “stratejik özerklik” modeli sunduğunu vurgulamakta ve askeri akademiler, polis reformu ve teknoloji transferi yoluyla kapasite inşasına odaklanmasının, Afrika güvenlik güçlerini kendi savunmalarını yönetebilen egemen aktörler olarak ele alması nedeniyle karşılık bulduğunu belirtmektedir.
Sahel bölgesindeki bazı cunta yönetimleri güvenlik amacıyla Rusya’nın paramiliter Afrika Kolordusu’na yönelmiş olsa da, bu unsurların sivillere yönelik ihlallerde bulunduğu ve güvenliği kalıcı biçimde iyileştirmediği yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır. Buna karşılık Çalışkan, Türkiye’nin NATO üyesi kimliğini korurken Küresel Güney ile uyumlu bir diplomatik dil kullanabilen özgün bir aktör olarak ayrıştığını yinelemektedir.
Son olarak Çalışkan, Batı Afrika’dan gelen öğrencilerin Türk üniversitelerinde eğitilmesi ve sağlık hizmetlerinin doğrudan dezavantajlı topluluklara ulaştırılması yoluyla Ankara’nın bölgede “önemli bir iyi niyet birikimi” oluşturduğunu vurgulamaktadır. Artan yabancı karşıtlığının gözlendiği bir bağlamda, Türk bayrağının büyük ölçüde dayanışma ile özdeşleştiğini ve bu taban meşruiyetinin güvenlik iş birliği ile toplumsal kalkınma arasında karşılıklı besleyici bir ilişki yarattığını ifade etmektedir.

