Kazakistan’ın Demokratikleşme Süreci ve 10 Ocak Parlamento Seçimleri

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan tüm ülkeler, bir değişim ve dönüşüm sürecine girmişlerdir. Bu değişim ve dönüşüm sürecine dair uluslararası kamuoyu tarafından ortaya konulan farklı bakış açıları bulunmaktadır. Batılı ülkeler, yaşanan dönüşüm süreçlerine demokratikleşme penceresinden bakmışlardır. Buna karşılık Rusya ise aynı süreci, Rus toplumunun tarihi ve siyasi değerlerini yeniden kazanması olarak görmüş ve Moskova, yakın çevresindeki nüfuzunu korumaya çalışmıştır. Bu anlamda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kurulan yeni düzende, bazı ülkeler Batılı devletlerin beklentilerine göre dönüşümlerini başarılı bir şekilde tamamlarken; bazı ülkeler de Rus nüfuzu ile Batılılaşma arasındaki ikilemin etkilerini yaşamışlardır.

Estonya, Letonya ve Litvanya gibi Baltık ülkeleri, Avrupa Birliği’ne katılarak Batı Dünyası’nın bir parçası olarak konumlanma süreçlerini başarıyla tamamlamışlardır. Sovyetler Birliği’nden ayrılmış diğer devletlerin ise dönüşüm süreçleri halen devam etmektedir. Hatta bu süreç, çoğu zaman sancılı bir şekilde gerçekleşmektedir. Nitekim bu dönemde Ukrayna, Moldova, Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’da çeşitli krizler ve çatışmalar vuku bulmuştur. Dahası Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan kendi toprak bütünlüklerine yönelik saldırılara da uğramıştır.

Orta Asya’da ise durum biraz daha farklıdır. Tacikistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ın radikal selefi örgütlerin çeşitli faaliyetlerine maruz kalmasının yanı sıra Kırgızistan ve Tacikistan’da iç istikrarın sağlanması hususunda da birtakım sorunlar vardır. Baltık ülkeleri dışında, bu dönüşüm sürecini Orta Asya bölgesinde en başarılı şekilde atlatan devletlerden bir diğeri ise Kazakistan’dır. Sosyoekonomik olarak kendini kalkındırması ve ülkedeki demokrasi mekanizmalarının gün geçtikçe daha da kurumsallaşması, Kazakistan’ın istikrarlı ilerleyişini en iyi gösteren işaretler olarak ifade edilebilir. Kazakistan’ın böylesi güçlü bir dönüşüm sürecini başarıyla atlatmasında ise ülkenin kurucu lideri Nursultan Nazarbayev’in önemli bir rol oynadığı açıktır.

Bağımsızlık sonrasında Kazakistan, her şeyden önce kendi tarihi kimliğini ve kültürünü tekrar kazanmayı amaçlamıştır. Ayrıca demokratik değerlere uyum sağlamaya ve bunu toplumuna entegre etmeye de çalışmıştır. Ancak demokratikleşme ya da bir başka deyişle hem siyasal elitler hem de toplum tarafından demokrasi kültürünün içselleştirilmesi, zaman isteyen bir süreçtir. Üstelik demokratik değerlerin benimsenmesi süreci, her toplumda farklılık göstermektedir. Zira toplumların iç dinamikleri, tarih okumaları ve kültürel kodları farklılıklar barındırmaktadır. Örneğin Batı’yla coğrafi yakınlığa sahip olan ve Avrupa Birliği’nin (AB) desteğine bağlı olarak dönüşüm sürecini başarılı bir şekilde tamamlayan Baltık ülkeleri, hiçbir yönüyle Kazakistan’a benzememektedir.

Kazakistan, yaşadığı dönüşümü kendi koşulları ve ideolojisi çerçevesinde kurduğu yeni devlet üzerinden inşa etmektedir. Bu nedenle Kazakların geçirdikleri dönüşüm, sadece belirli bir süreçten ibaret değildir; aynı zamanda geleneksel kimliğin yeniden inşa edilmesi ve kazanılması yönünde yürütülen bir kalkınma modeli olarak da ön plana çıkan bir evrimleşme halidir. Zira Kazakistan’ın demokratikleşmesi biraz da Sovyet kimliğinin terk edilerek, Kazak kimliğinin öne çıkarıldığı bir model oluşturulması girişimiyle yakından ilişkilidir.

Tüm bunlara ek olarak Kazak karar alıcılar, istikrarlı bir kalkınma modeli oluşturarak; modern devlet teşkilatlanmasını sağlamak yoluyla demokrasiye ulaşma idealini bir hedef şeklinde görmüşlerdir. Dolayısıyla Kazakistan, ilk olarak Sovyet kimliğinden uzaklaşmayı öncelemiştir. Daha sonra da Rusya Çarlığı’nın Kazak coğrafyasında egemenlik kurmasından önceki kimlik algılarına dönmeye yönelik çalışmalar başlatmıştır. Bağımsızlık sonrası yapılan tüm reformlar da bu duruma işaret etmektedir.

Gerçekleştirdiği reformlarla evrensel değer kalıplarını kendi bünyesinde toplamaya çalışan Kazakistan, toplumun siyasi sürece katılımı noktasında belirlediği demokratikleşme çalışmalarını da tüm hızıyla sürdürmektedir. Ancak demokratikleşme çalışmaları, ülkenin istikrarlı kalkınmasına zarar vermeyecek şekilde ya da bir başka deyişle, belli başlı dinamiklere uyum sağlayacak biçimde yapılmaktadır. Bu noktada Batılı ülkelerin demokrasi vurgusunu kullanarak Nur-Sultan yönetimine yönelttikleri eleştirilerin son derece yersiz olduğu ifade edilmelidir. Fakat buna rağmen Kazakistan’a ilişkin iki temel eleştiriyi de açıklamak gerekmektedir.

İlk eleştiri, zayıflatılmış muhalefet ve etkisiz parlamento üzerinden gelmektedir. Ancak Kazakistan gibi 70 yıl totaliter rejim altında kalmış bir ülkede, kurucu liderin güçlü olması şaşırılacak bir durum değildir. Nitekim Nazarbayev, devletin siyasi tarihinin en önemli dönüm noktalarında aldığı belirleyici kararlarla halkın güvenini ve sevgisini kazanmıştır. Kazak toplumu, tüm bunları yaşayarak görmüş ve hissetmiştir. Bu sebepten ötürü kurucu lidere olan derin güven, devlet yönetiminde Nazarbayev’i daha da etkin kılmıştır. Aslında onu siyaseten güçlü yapan şey halkın kendisidir. Aynı zamanda Bozkır siyasi geleneklerine sahip olan Türk milletlerinde tarihten gelen aktarımlar çerçevesinde karizmatik lidere olan güvenin sistemden çok daha kuvvetli olduğu gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla Batılı ülkelerden gelen ilk tenkit, konjonktürel koşullar altında geçersiz ve yetersiz kalmaktadır.

İkinci eleştiri ise Kazakistan’daki siyasi partilerinin bir kısmının aslında iktidar partisinin direktifleri doğrultusunda çalıştığı iddiasıdır. Vurgulamak gerekir ki; Kazakistan henüz çok yeni bir devlettir. Dolayısıyla demokratik geleneklerin Kazak toplumunda tam anlamıyla içselleştirilmesi için 30 yıl gibi bir zaman dilimi yeterli değildir. Bu sebeple de kurulan yeni partiler, ilk bakışta gerçekçi görünmeyerek dışarıdan kurgusal bulunabilir. Burada ihtiyaç duyulan en önemli faktör ise zamandır. Muhalefet partilerine eleştiri oklarını çeviren Avrupalı devletler, muhalefet partilerinin tek işinin sadece iktidara karşı çıkmak olmadığını da unutmamalıdır. Çünkü yeri geldiğinde ülkenin menfaatleri doğrultusunda iktidarla beraber hareket etmek de muhalefet partilerinin görevlerinden biridir.

Batılı devletlerin yaptıkları eleştirilerin yersiz olduğunu gösteren başka nedenler de vardır. Sistem olarak demokrasi; herhangi bir topluma tepeden ya da dışarıdan gelip empoze edilebileceği gibi, hiç uygulanamaz bir vaziyette de bulunabilmektedir. Toplumun kendi ulusal değerlerinin, kültürünün, inanışının ve yaşam tarzlarının bu uygulanabilirlik açısından çok önemli bir turnusol olabileceği açıktır. Ayrıca Batı Avrupa demokrasisi, yüzyıllarla ifade edilen bir mücadelenin ürünüdür. Yani Avrupa demokrasisinin Kazakistan’dan aynı sonuçları 30 yıl gibi kısa bir süre içerisinde beklemesi tarih felsefesine aykırıdır. Ancak mevcut durum itibarıyla, Kazakların gelecek yıllarda bu anlamda daha büyük ilerlemeler gerçekleştireceği de ortadadır. Özellikle de son zamanlarda yapılan kadro değişiklikleri ve uygulanan yapısal reformlar bu ilerlemenin habercisidir.

Ülkedeki demokratik atılımın bir parçası olarak Kazakistan Cumhurbaşkanı Kassym-Jomart Tokayev, 02.01.2021 tarihinde idam cezasını kaldıran yasayı imzalamıştır. Bu gelişmeden de anlaşılacağı üzere Kazakistan, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından belirlenen uluslararası hukuk kriterlerine uyum sağlamaya çalışan ve bu alanda reformlar yapan bir ülke konumundadır. Çünkü bu tarz reformlar, ülkenin dönüşüm sürecinde çok önemlidir. Ancak demokratik sistemin en önemli ve somut göstergeleri demokratik kurumlar, halk iradesini ortaya koyan siyasi partiler ve seçimlerdir. Parlamentonun varlığı da bu anlamda oldukça değerlidir.

Kazakistan, bağımsızlığını elde ettikten hemen sonra Parlamento’yu kurmuş ve ilk Parlamento seçimlerini 1993 yılında gerçekleştirmiştir. Geçtiğimiz yıla kadar ülkede Parlamento görevini Sovyet sisteminin bir ürünü olan Kazakistan Yüksek Konseyi yerine getirmiştir. Kazakistan Hükümeti’nin oluşturduğu yeni sistemde ise Kazakistan Parlamentosu, Senato ve Meclis adı altında iki kamaralı bir yapıya sahiptir. Yılda bir kez Parlamento’nun alt kanadına milletvekili seçimleri düzenlenmektedir. Bu seçimlerin sekizincisi ise 10 Ocak 2021 tarihinde yapılacaktır. 2014 yılında yapılan seçimleri Nazarbayev’in liderliğindeki Nur Otan Partisi kazanmıştır. Parti, 107 milletvekili bulunan mecliste 84 koltuğa sahiptir. Diğer partilerden Ak Jol Demokratik Partisi ve Komünist Halk Partisi’nin ise 7’şer sandalyesi vardır. Aynı zamanda Avul Partisi, Birlik ve Sosyal Demokrat Partisi gibi topluluklar da Kazakistan’ın siyasi yaşamında önemli partiler olarak dikkat çekmektedir.

Parlamento’nun üst kanadı olan Senato seçimleri ise geçtiğimiz yıl yapılmıştır. Senato vekilleri, ülke genelinde her bölgeden iki kişinin seçilmesiyle belirlenmektedir. 10 Ocak 2021 tarihinde gerçekleştirilecek seçimde ise Parlamento’nun alt kanadına girecek 107 vekil seçilecektir. Ancak seçimlerdeki 9 vekili, başkanlığını Nazarbayev’in yürüttüğü Kazakistan Halk Asamblesi seçmektedir. Bu vekillerin görev süreleri 5 yıldır.

Ülkede resmi olarak kayıtlı 6 parti bulunmaktadır. Kazakistan’ın Parlamento seçimlerine katılım sağlamak için Nur Otan Partisi, Ak Jol Demokratik Partisi, Kazakistan Komünist Halk Partisi, Avul Halk Demokratik Yurtsever Partisi, Birlik Siyasi Partisi ve Ulusal Sosyal Demokrat Partisi kayıt yaptırmıştır. Seçimlerin favorisi olarak yine Nur Otan Partisi ön plana çıkmaktadır. Söz konusu partinin sahip olduğu yüksek popülarite ise Batılı ülkeler tarafından eleştirilmektedir. Lakin bu partinin böylesi büyük bir başarıya sahip olmasının en önemli nedeni Nazarbayev’in imajıdır.

Seçimlerin salgın koşullarında yapılacak olması, hazırlıkların da belirli önlemler çerçevesinde gerçekleştirilmesine sebebiyet vermektedir. Alınan tedbirler arasında özellikle seçmenlerin sağlık durumlarının Covid-19 açısından tespiti önemlidir. Oy kullanımı öncesinde yapılacak olan ölçümde yüksek ateş tespit edilen seçmenlere, ayrı bir bölmede oy kullandırılacaktır. Seçmenlerde başka semptomlara rastlanılması durumunda ise sağlık ekiplerinin kontrolünde daha farklı bir oy kullanma süreci uygulanacaktır. Ağır hastalara ve evde hasta bakmak zorunda olan seçmenlere ise yerinde oy kullanımı kolaylığı getirilecektir.

Sonuç olarak Kazakistan’ın demokratik gelişim süreci; jeopolitik ve jeostratejik konumuyla, tarihsel süreciyle ve iç ve dış gelişmelerden etkilenen dinamikleriyle ele alındığında, Kazakistan’ın takdire şayan bir noktada olduğu söylenebilir. Demokratik kültürün bu denli çabuk kabul görüp hazmedilmesi konusundaki başarının en büyük payı ise hiç kuşkusuz Nazarbayev’e aittir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Tuğrul ÇAMAŞ
Tuğrul ÇAMAŞ
Tuğrul ÇAMAŞ, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü’nü 2003 yılında bitirdi. Lisans bitirme tezini “Sovyet Sonrası Özbekistan’da Sosyo-Ekonomik Yapı” başlığı ile yazdıktan sonra Saint Petersburg’da iki yıl Rusça eğitim aldı. Akabinde Ural Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde “21 yy. Başlarında Gürcistan ve Ukrayna’da Renkli Devrimler ve Karşılaştırmalı Analiz” adlı Yüksek Lisans Tezi’ni yazarak Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Dış ticaret başta olmak üzere özel sektörde çalışmakla beraber bağımsız araştırmacı olarak Sovyet sonrası coğrafya hakkında çalışmalar yapmaktadır. Doğu Avrupa Türk Tarihi ile ilgili yayımları bulunan yazarın Sovyet sonrası coğrafyada yaşanan gelişmeler hakkında analizleri de bulunmaktadır. Aynı zamanda Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tarih Bölümü Doktora öğrencisidir.

SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz