Tarih:

Paylaş:

ABD’nin Yeni Stratejik Yaklaşımı: Karasal Çevrelemeden Deniz Ablukasına Geçiş

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Uluslararası ilişkiler, gelecekteki siyasi tarih kitaplarına yeni güç mücadelesinin başlama anı olarak geçecek bir döneme ve güç geçişlerine şahitlik yapmaktadır. Her ne kadar uluslararası politikada gücün tam tanımı ve ölçümü yapılamamış olsa da stabil bir yapısının olmadığı ve her zaman değişim içinde olduğu aşikardır. Gücün farklı parametreleri tarafından etkilenen jeopolitik ve jeostratejik de bu bağlamda sürekli bir dönüşüm geçirmekte ve yeni şekiller almaktadır.

Küresel hakimiyet mücadelesini doğrudan etkileyen ve şekillendiren Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonrasında beliren yeni düzende Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kıta Avrupası’nın yerini almıştır ve hem ekonomik hem kültürel hem de askerî açıdan öncü devlet olarak görülmüştür. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından başlayan Soğuk Savaş’ın da kazananı olan ABD, küresel düzlemde başat aktör haline gelmiş ve tek kutuplu bir dünya düzeni kurmuştur. Söz konusu dönemde ABD; mağlubiyete uğrattığı aktörleri kontrol etmek ve tek kutuplu sistemin devamını sağlamak için geniş Avrasya coğrafyasının kontrolü stratejisini uygulamıştır.

Tek kutuplu dünyayı kurana kadar geçen sürede Washington yönetiminin uyguladığı stratejik angajman ve bunun uygulanması sürecinin başarıya ulaştığını söylemek yanlış olmayacaktır. Lakin kurulan sistemin devamı için başlatılan kuşatma projesinin aynı başarıya ulaştığı söylenemez. Avrasya’nın kalbi olan Afganistan’a askeri müdahalede bulunan ve Avrasya’nın bütün kesişim noktalarını kontrol etmeyi amaçlayan Washington’un mevcut durumda başarısız olduğu iddia edilebilir.  

ABD; Orta Asya’yı kontrol etme, Çin’in ticaret yollarını denetleme, Rusya’nın boru hatlarını Avrasya’nın her köşesine götürmesini engelleme ve Güney Asya’yı baskılama gibi hedeflerle gittiği Afganistan’da başarısızlığa uğramış ve söz konusu durumun ekonomik, askeri, sosyolojik ve psikolojik maliyetine katlanmak durumunda kalmıştır. 2001 yılında gerçekleşen ABD’nin Afganistan müdahalesi, yirmi sene sürmüştür. Savaşın Washington’a maliyeti, 2,2 trilyon dolar olmuştur.[1] Üstelik Afganistan’da birçok asker ölmüş ve bunun ABD içinde psikolojik yansımaları da yıkıcı olmuştur. Afganistan’dan çekilme sürecinde yaşanan ve kayda alınan görüntüler de ABD’nin imajını sarmıştır.

Washington yönetiminin başta Afganistan olmak üzere, Irak ve diğer bölgelerde gerçekleştirdiği konvansiyonel ve özel askeri operasyonların büyük resimde başarısız olması, ABD’ye yönelik eleştirileri arttırmakta ve bu ülkenin artık hegemon güç olmadığı yorumlarına sebebiyet vermektedir. Her ne kadar mevzubahis eleştirilerin haklılık payı bulunsa da Washington yönetiminin küresel liderliğinin bittiğini iddia eden yaklaşımlar tartışmaya açıktır. Zira ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi, mutlak bir yenilgiden ziyade; yeni bir jeopolitiğe geçişin habercisidir.

İkici Dünya Savaşı’nda ABD’yi zafere ulaştıran ve rakiplerine karşı yıkıcı etki yaratan hava ve deniz gücüne rağmen Washington, hakimiyetini sürdürmek için kara savaşlarına başvurmuştur. Teknolojik gelişmişliğinin daha belirleyici olduğu deniz ve hava muharebelerinin aksine; kara savaşlarındaki zafer; demografi, liderlik, lojistik, coğrafya ve zaman tarafından belirlenmektedir. Üstelik ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlattığı savaşların hepsi deniz aşırı harekatlardır. Bu da büyük bir dezavantajdır.

İşte bu ortamda ABD, uzun yıllar süren dezavantajlı durumu, 2021 yılında Afganistan’dan çekilerek bitirme kararı almış ve radikal bir değişikliğe gitmiştir. Üzerindeki karasal yükleri atan Washington, en güçlü olduğu alan olan denizler üzerinden bir çevreleme stratejisine odaklanmıştır. Özellikle de Donald Trump dönemiyle birlikte giderek vurgulanan Hint-Pasifik söylemi ve “Özgür ve Açık Hint-Pasifik Stratejisi” bir paradigma değişikliğine işaret etmektedir. Nitekim, Trump ve sonrasında Biden tarafından duyurulan Hint-Pasifik Strateji belgelerine son dönemde; “Arktik Bölgesi Ulusal Stratejisi”[2] ve ilk defa açıklanan “Pasifik Ortaklığı Stratejisi”[3] eklenmiştir. 12 Ekim 2022 tarihinde yayınlanan ve Washington’un gelecek döneme ilişkin politikalarını içeren “Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi”[4] ise Washington yönetiminin deniz koridorlarına verdiği önemi göstermektedir.

Bilindiği üzere, Çin’in son dönemde Pasifik Adaları’na olan ilgisi, bölgenin ana gündemlerindendir. 19 Nisan 2022 tarihinde Çin ve Solomon Adası arasında imzalanan güvenlik anlaşması ve sonrasında Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin 26 Mayıs-4 Haziran 2022 tarihleri arasında Solomon Adaları, Kiribati, Samoa, Fiji, Tonga, Vanuatu, Papua Yeni Gine ve Doğu Timor’u kapsayan gezisi,[5] bir zamanlar “ABD Gölü”[6] olarak anılan Pasifik Okyanusu’nda Çin’in etkisinin arttığının en açık kanıtı olarak değerlendirilmiştir.

Çin’in bölgede artan gücü ve mevcut statükonun değişmekte olduğu gerçeği Washington’da alarm zillerinin çalmasına yol açmıştır. Bu sebeple ABD, ilk defa açıkladığı Pasifik raporunda önemli bir stratejik yaklaşım ortaya koymuştur. Ayrıca 28-29 Eylül 2022 tarihlerinde Washington’da gerçekleşen ABD-Pasifik Ada Ülkeleri Zirvesi’nde Biden’ın Önümüzdeki on yıl içinde Hint-Pasifik coğrafyasında dünyamızın tarihi yazılacak ve Pasifik Adaları geleceği şekillendirmede kritik bir konumda olacak.” demesi de mühimdir. Zira bu açıklama, küçük ada ülkelerinin küresel güç mücadelesinde oynayacağı rolün habercisidir.[7]  

ABD’nin denizlere yönelişinin bir diğer ayağı da Arktik jeopolitiği; yani Kuzey Kutbu üzerinde gerçekleşmektedir. Küresel ısınmanın etkisini arttırmasıyla daha çok gündeme gelen Arktik; enerji potansiyeliyle ve ticari açıdan sunduğu kısa mesafe avantajıyla her geçen gün jeopolitik rekabetin ana coğrafyalarından biri haline gelmektedir. Özellikle de Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerin gelişmesine neden olan Kuzey Deniz Rotası, ABD’nin küresel çıkarlarına tehdit oluşturmaktadır. Bu yüzden de Washington yönetimi, 2013 yılında açıkladığı Arktik Stratejisi’ni güncelleyerek, 2022 senesinde; yani denizlere döndüğü bir zamanda yeni bir belge yayınlamıştır.

24 Şubat 2022 tarihinde başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ardından Arktik’e komşu olan ve bu hat üzerinde bulunan ülkelerinin güvenlik alanında ABD’ye bağımlılığı artmış; dolayısıyla yaşanan gelişmeler Washington’a mühim bir fırsat yaratmıştır. Finlandiya ve İsveç’in Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) başvurma süreçlerinin yanı sıra ABD’nin Rus tehdidini kullanarak tatbikatlar, işbirliği anlaşmaları ve askeri üsler yoluyla bölgeye yavaş yavaş yerleşmesi, denizlerde başlattığı çevreleme stratejisinin bir ayağını oluşturmaktadır. Kuşkusuz NATO’nun Arktik Açılımı, bu konuda büyük önem arz etmektedir.

Söz konusu stratejinin başlıca hedefi; 2018 yılında kendisini “Yakın Arktik Ülkesi” olarak tanımlayan ve bölgede bulunan Kuzey Kutbu deniz taşımacılığı rotalarına “Polar İpek Yolu” adıyla atıf yapan Çin’in ekonomik, diplomatik, bilimsel ve askeri faaliyetlerini engellemektir.[8]

ABD, uzun süredir Hint-Pasifik coğrafyasında başlattığı geniş kuşatma projesiyle güneyi, başat aktör olan ülkeye önemli bir coğrafi ve lojistik avantaj sağlayacak olan Pasifik Adaları stratejisiyle doğuyu ve Arktik rotası üzerinden Batı Avrupa’ya kadar uzanan hatta kurulacak yeni güvenlik şemsiyesiyle de kuzeyi ve kuzeybatıyı kontrol etmeye çalışmaktadır. Söz konusu kuşatmanın ana hedefinin ise Çin ve Rusya olduğu açıktır. Nitekim yeni Ulusal Güvenlik Strateji belgesinde de bu husus, şu ifadeler vesilesiyle açıkça vurgulanmıştır:[9]

“Tehlikeli Rusya’yı engellerken; uluslararası düzeni yeniden şekillendirme niyetine ve kabiliyetine sahip tek rakip olan Çin’le etkin bir şekilde rekabet edeceğiz”

Sonuç olarak uluslararası ilişkiler, yeni bir döneme girerken, jeopolitik rekabetin unsurları ve coğrafyaları değişirken ve sıcak çatışma noktaları geniş alanlara yayılırken, tarihin son hegemon gücü ABD, yeni bir stratejiye geçiş yapmaktadır. Geçmiş dönemlerde geniş Avrasya kıtasını merkezden-karadan kuşatmayı deneyen Washington yönetimi, artık kenar kuşaktaki güney, doğu ve kuzey deniz yolları üzerinden bir politika yürüteceğini göstermektedir. Dolayısıyla dünyadaki çatışma alanları, kenar coğrafyalara yayılırken; merkez bölgenin önemi, istikrarı ve belirleyiciliği de artmaktadır.


[1] “US Costs to Date for the War in Afghanistan”, Watson Institute, https://watson.brown.edu/costsofwar/figures/2021/human-and-budgetary-costs-date-us-war-afghanistan-2001-2021, (Erişim Tarihi: 16.10.2022).

[2] “National Strategy for the Arctic Region”, The White House, https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2022/10/National-Strategy-for-the-Arctic-Region.pdf, (Erişim Tarihi: 16.10.2022).

[3] “Fact Sheet: President Biden Unveils First-Ever Pacific Partnership Strategy”, The White House, https://www.whitehouse.gov/briefing-room/statements-releases/2022/09/29/fact-sheet-president-biden-unveils-first-ever-pacific-partnership-strategy/, (Erişim Tarihi: 16.10.2022).

[4] “National Security Strategy 2022”, The White House, https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2022/10/Biden-Harris-Administrations-National-Security-Strategy-10.2022.pdf, (Erişim Tarihi: 16.10.2022).

[5] “State Councilor and Foreign Minister Wang Yi to Visit South Pacific Island Countries and Timor-Leste and Host the Second China-Pacific Island Countries Foreign Ministers’ Meeting”, Ministry of Foreign Affairs, the People’s Republic of China, https://www.fmprc.gov.cn/mfa_eng/zxxx_662805/202205/t20220524_10692076.html, (Erişim Tarihi: 16.10.2022).

[6] Eleanor Lattimore, “Pacific Ocean or American Lake?”, Far Eastern Survey, (14)22, 1945, s. 313.

[7] “A Great Deal of World’s History Will be Written in Indo-Pacific: Biden”, Business-Standart, https://www.business-standard.com/article/international/a-great-deal-of-world-s-history-will-be-written-in-indo-pacific-biden-122093000087_1.html, (Erişim Tarihi: 16.10.2022).

[8] “China’s Arctic Policy”, The State Council Information Office of the People’s Republic of China, http://english.www.gov.cn/archive/white_paper/2018/01/26/content_281476026660336.htm, (Erişim Tarihi: 16.10.2022).

[9] National Security Strategy 2022, s.23.

Mustafa Cem KOYUNCU
Mustafa Cem KOYUNCU
Mustafa Cem Koyuncu, Karabük Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler bölümünde Master öğrencisi olup Hint-Pasifik Bölgesi, ABD-Çin Rekabeti, uluslararası güvenlik, jeopolitik ve stratejik araştırmalar alanları üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Karabük Üniversitesi’nde eğitimine başlamadan önce, Boğaziçi Üniversitesinde Lisans eğitimini tamamlamıştır. Özel sektörde yöneticilik tecrübesi kazanmasının ardından Koyuncu, kariyerine ANKASAM’da devam etmektedir. Koyuncu, ileri seviyede İngilizce bilmektedir.