Analiz

Avrupa’da Aşırı Sağ ve Rusya Politikası: Stratejik Parçalanma Riski

Avrupa’daki aşırı sağ partiler, ana akım siyasi partileri etkileyebilen ve bazı durumlarda doğrudan hükümetlerde yer alabilen önemli seçim aktörlerine dönüşmektedir.
Aşırı sağ, Avrupa’nın Rusya’ya karşı geliştirmeye çalıştığı stratejik uzlaşının daha fazla parçalanmasına yol açabilir.
Ulusal çıkarlara yapılan vurgunun artması ve Avrupa’nın uzun vadeli taahhütlerine ilişkin belirsizliğin güçlenmesi, Rusya’ya daha geniş bir manevra alanı sağlayabilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

2026 yılının Eylül ayında Mecklenburg-Batı Pomeranya’da gerçekleştirilen eyalet seçiminde Almanya için Alternatif (AfD), çıkış anketlerine göre yüzde 38,3 oyla birinci sırada yer almıştır.[i] Fransa da 2027 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri öncesinde benzer bir siyasi değişimle karşı karşıyadır. Nitekim, Ulusal Birlik (RN) ülke siyasetinde önemli bir güç olmaya devam ederken; İtalya’daki yeni Futuro Nazionale de kamuoyu yoklamalarında ülkenin önde gelen siyasi partileri arasındaki yerini almıştır. Almanya’nın AfD’sinden Fransa’nın RN’sine, İspanya’nın Vox’undan İtalya’nın Futuro Nazionale’sine kadar aşırı sağ partiler, seçmen tabanlarını genişletmiş ve ulusal siyasi gündemler üzerindeki etkilerini artırmıştır. Ancak bu yükseliş ne homojendir ne de söz konusu partiler tek bir dış politika programı etrafında birleşmektedir. Bununla birlikte ortak özellikleri, Avrupa’nın 2022 sonrası Rusya ve Ukrayna’daki savaşa yönelik yaklaşımının temelini oluşturan varsayımlara giderek daha fazla meydan okumalarıdır. 

Avrupa Birliği (AB), 2022 yılından bu yana Ukrayna’ya destek sağlanması ve Avrupa güvenliğinin güçlendirilmesi amacıyla çeşitli mekanizmalar geliştirmiştir. Temmuz 2026 itibarıyla AB, Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketini kabul etmiştir. Birlik ve üye devletleri, Ukrayna için finansal, ekonomik, askerî ve insani destek kapsamında toplam 224,5 milyar avro seferber etmiştir.[ii] Savaşın hibrit savaşa evrilmesi ve aşırı sağın yükselişi, Avrupa içinde siyasi parçalanmayı derinleştirebileceği için bu yaklaşımın sürdürülebilirliğini sınamaktadır. Bu bağlamda aşırı sağ ve aşırı milliyetçi partiler, Avrupa’nın Rusya politikasını temelden değiştirip değiştirmeyeceği veya Moskova’ya karşı ortak bir yaklaşımı sürdürme kapasitesini kaybedip kaybetmeyeceği konusunda belirleyici bir rol oynayabilir.

Avrupa’daki aşırı sağ partiler, ana akım siyasi partileri etkileyebilen ve bazı durumlarda doğrudan hükümetlerde yer alabilen önemli seçim aktörlerine dönüşmektedir. Söz konusu partilerin siyasi gündemleri; ulusal egemenliğe, katı göç politikalarına, Avrupa bütünleşmesinin derinleştirilmesine karşı çıkışa ve Avrupa’nın üstlendiği taahhütlerin ekonomik ve siyasi maliyeti olarak nitelendirdikleri unsurlara karşı daha güçlü bir tutuma vurgu yapmaktadır. Bu pozisyonlar aynı zamanda Ukrayna, Rusya’ya yönelik yaptırımlar, savunma harcamaları ve Avrupa’nın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkileri konularındaki tartışmalarla da kesişmektedir. 

Avrupa’daki aşırı sağın yükselişi, çoğu zaman Moskova ile ilişkileri üzerinden yorumlanmakta ve temel tehlikenin Rusya’nın çıkarlarını ilerletmek isteyen Rusya yanlısı partilerin ortaya çıkması olduğu varsayılmaktadır. Ancak Avrupa’daki aşırı sağ partilerin tek bir jeopolitik blok oluşturmadığı bir gerçektir. Bu partilerin Rusya, Ukrayna, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), ABD ve AB’ye yönelik tutumları önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Bazıları Rusya ile yakınlaşmayı veya Ukrayna’ya verilen desteğin azaltılmasını savunurken, diğerleri Kremlin’e karşı daha eleştirel bir tutum benimsemiştir. AfD, Rusya’ya karşı çok daha uzlaşmacı bir yaklaşımı sürdürmüş ve Almanya’nın Ukrayna’ya destek politikasının önemli unsurlarına karşı çıkmıştır. Buna karşılık Ulusal Birlik, son yıllarda Vladimir Putin ile geçmişteki ilişkilerinden ve bağlantılarından uzaklaşmaya çalışmıştır. 2026 yılının Eylül ayında Marine Le Pen ve Jordan Bardella, Rusya’nın eylemlerini kamuoyu önünde kınamış ve Rusya kaynaklı hibrit faaliyetlerin Avrupa’da oluşturduğu tehdit konusunda uyarıda bulunmuştur.[iii] Bununla birlikte RN, üst düzey parti yetkililerinin mali kısıtlamalara atıfta bulunmasıyla birlikte Fransa’nın Ukrayna’ya yönelik yardımının azaltılması gerektiğini savunmayı sürdürmüştür.[iv]

Aşırı sağın yükselişi, Avrupa hükümetlerinin Rusya politikalarını aniden tersine çevireceği anlamına gelmemektedir. Siyasi partiler muhalefetten hükümete geçtiklerinde önemli ölçüde değişebilirler. Bu süreçte koalisyon ortakları, kurumsal kısıtlamalar, ekonomik çıkarlar, askerî taahhütler ve uluslararası ittifaklarla karşı karşıya kalırlar. Giorgia Meloni’nin İtalya’daki deneyimi bu gerilimin somut bir örneğini sunmaktadır. Partisi milliyetçi ve geleneksel olarak şüpheci bir siyasi ortamdan hükümete gelmiş, ancak hükümeti daha sonra Ukrayna’nın güçlü bir destekçisi olmuş ve NATO ile yakın ilişkilerini sürdürmüştür. 

Aşırı sağın yükselişinin önemi, tek tek partilerin Rusya’yı destekleyip desteklemediği sorusunun ötesine geçmektedir. Daha derin sonuç, Avrupa’nın Rusya politikasının şekillendirildiği siyasi ortamın dönüşümü olabilir. Aşırı sağ partiler ulusal egemenliği, göçü, ekonomik baskıları ve yerleşik Avrupa elitlerine yönelik muhalefeti seçim rekabetinin merkezine taşıyabilir. Böylelikle değişen seçmen yapısına ana akım siyasi güçlerin tepki vermesini zorunlu kılabilirler. Bir aşırı sağ partinin dış politikayı etkileyebilmesi için dışişleri bakanlığını kontrol etmesi gerekmeyebilir. Belirli bir politikanın siyasi maliyetini yeterince yükseltmesi dahi etkili olması için yeterli olabilir. 

Dolayısıyla daha önemli gelişme, Avrupa’nın tek bir siyasi hamleyle Rusya yanlısı bir bloğa dönüşmesi değildir. Asıl mesele, aşırı sağın Avrupa’nın Rusya’ya karşı geliştirmeye çalıştığı stratejik uzlaşıyı daha fazla parçalayabilmesidir. AB’nin kurumsal yapısı bu sorunu daha da önemli hâle getirmektedir. AB’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası büyük ölçüde oybirliği ilkesine dayanmaktadır. Örneğin yaptırımlar, AB Konseyi tarafından oybirliğiyle kabul edilmekte ve bu durum her bir üye devlete kısıtlayıcı tedbirlerin sürdürülmesi konusunda fiilî bir veto yetkisi vermektedir. Daha genel anlamda dış ve güvenlik politikası da oybirliğinin hâlen temel kural olduğu alanlardan biridir. Bu nedenle Avrupa’nın Rusya politikasının zayıflatılması için büyük ölçekli bir siyasi dönüşüm yaşanması şart değildir. Söz konusu politika, engelleme, geciktirme veya ulusal istisnalar talep edilmesi yoluyla da aşındırılabilir.

Bu durum, stratejik parçalanma olarak adlandırılabilecek bir ihtimali ortaya çıkarmaktadır. Parçalanmış bir Rusya politikası, Avrupa devletlerinden bir grubunun açık biçimde Rusya yanlısı hâle gelmesi, diğerlerinin ise kesin biçimde Rusya karşıtı çizgide kalması anlamına gelmemektedir. Bir hükümet mali baskılar nedeniyle Ukrayna’ya yönelik askerî yardımı sorgulayabilir. Bir başka hükümet, ekonomik sonuçları nedeniyle yeni yaptırımlara karşı çıkabilir. Üçüncü bir hükümet, Avrupa savunma işbirliğinin derinleştirilmesi yerine Washington’la ikili ilişkileri önceliklendirebilir. Dördüncü bir hükümet ise çatışmaların azalmasının ardından Rusya’yla ticari ilişkilerin yeniden tesis edilmesini savunabilir. Bu tutumların hiçbiri zorunlu olarak Moskova’ya duyulan sempatiyle açıklanamaz. Ancak bunların tümü, ortak ve sürdürülebilir bir eylemin gerçekleştirilmesini daha güç hâle getirebilir.

Rusya açısından Avrupa’daki aşırı sağın yükselişi, ideolojik sadakatten ziyade stratejik fırsat yaratması bakımından önem taşımaktadır. Moskova’nın Avrupa’daki milliyetçi partilerin ortak bir Rusya yanlısı tutum benimsemesine ihtiyacı olmayabilir. Rusya açısından daha önemli fırsat, hükümetlerin Rusya’yla karşı karşıya gelmenin maliyetleri ve AB’nin güvenlik politikasındaki rolü konusunda farklılaştığı bir Avrupa’nın ortaya çıkması olabilir. Bu durum, Kremlin’e Avrupa devletleriyle ayrı ayrı ilişki kurmak ve milliyetçi partilerin maliyetli veya istenmeyen olarak nitelendirdiği politikaların karşısında Moskova’yla işbirliğini bir alternatif olarak sunmak için daha geniş bir hareket alanı sağlayabilir. Birleşik bir Avrupa, üye devletler taktikler konusunda farklı görüşlere sahip olsalar dahi karşı tarafa maliyet yükleyebilir. Ancak parçalanmış bir Avrupa, dışarıdan gelen bir meydan okumayla karşı karşıya kalmadan önce kendi içinde uzlaşmak zorunda kalır. Jeopolitik rekabette ise birlikte hareket edebilme kapasitesi, devletlerin resmî olarak benimsediği politikalar kadar önemli olabilir. 

Sonuç olarak Avrupa’daki aşırı sağın yükselişinin 2022 yılından bu yana izlenen Rusya politikasında tek ve köklü bir kırılmaya yol açması kaçınılmaz değildir. Avrupa, Rusya politikasını biçimsel olarak korurken, bu politikayı sürdürebilmek için gerekli siyasi tutarlılığı zaman içinde kaybedebilir. Moskova açısından bu durum, açık biçimde Rusya yanlısı hükümetler ortaya çıkmasa dahi yeni fırsatlar yaratmaktadır. Ulusal çıkarların daha fazla önceliklendirilmesi ve Avrupa’nın uzun vadeli taahhütlerine ilişkin belirsizliğin artması, Rusya’ya daha geniş bir manevra alanı sağlayabilir. Bu nedenle Avrupa açısından stratejik risk, Moskova’ya yönelik dramatik bir yön değişikliğinden ziyade ortak güvenlik kaygılarını sürdürülebilir bir kolektif politikaya dönüştürme kapasitesinin kademeli olarak zayıflamasıdır.


[i] “AfD leads as Merz rues ‘disaster’ in worst state election results in postwar Germany”, Reuters, https://www.reuters.com/world/europe/merz-under-pressure-two-more-german-states-go-polls-2026-09-20/, (Erişim Tarihi: 25.09.2026).

[ii] “EU solidarity with Ukraine”, European Council, https://www.consilium.europa.eu/en/policies/eu-solidarity-ukraine/, (Erişim Tarihi: 25.09.2026).

[iii] “France’s National Rally criticizes Russia in rare rebuke”, Politico, https://www.politico.eu/article/france-national-rally-russia-rebuke/, (Erişim Tarihi: 25.09.2026).

[iv] “France’s Le Pen rules out more money for Ukraine”, Politico, https://www.politico.eu/article/france-marine-le-pen-ukraine-military-aid-financial-support/, (Erişim Tarihi: 25.09.2026).

Nodirjon MURODOV
Nodirjon MURODOV
Nodirjon Murodov, İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimine devam etmektedir. Aynı zamanda Türkiye Bursları programının bursiyeridir. Çalışmaları; Orta Asya, Rusya ve Avrasya başta olmak üzere dış politika, göç politikaları, bölgesel işbirliği, güvenlik ve ekonomik diplomasi alanlarına yoğunlaşmaktadır. Nodirjon, Özbekçe, Türkçe, Rusça ve İngilizce dillerini bilmektedir.

Benzer İçerikler