Analiz

NATO’nun Hürmüz ve Tayvan Boğazı Yaklaşımları Farklı Olabilir mi? 

Her iki boğaz da küresel sistem üzerinde yüksek etki doğurma kapasitesine sahiptir.
Son yıllarda NATO, Rusya ile Çin’i birlikte değerlendirme eğilimindedir.
Tayvan merkezli bir kesinti yalnızca belirli bölgeleri değil, küresel üretim ağlarının tamamını sekteye uğratma potansiyeline sahiptir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan saldırıları sonrası İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel ekonomiyi, enerji ve tedarik zincirlerini doğrudan etkileyen bir krizin başlangıcı olmuştur. İran’ın hem Orta Doğu’daki Amerikan üslerine saldırması hem de Hürmüz Boğazı’nı kapatması, ABD Başkanı Donald Trump’ın beklemediği ve deyimi yerindeyse onu “şaşırtan” bir hamle olmuştur. Orta Doğu’ya yayılan bu krizi çözebilmek adına Trump, savaşın ilk günlerinde Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini kendilerinin sağlayacağını ve açık kalacağını söylemiş, bunun pek mümkün olmadığını görünce ise müttefiklerinden ve özellikle de Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üye ülkelerinden bu konuda yardım istemiştir. Birleşik Krallık ve Fransa dahil olmak üzere NATO’daki müttefiklerinden bu konuda destek göremeyen Trump, onlara “Gidin kendi petrolünüzü alın” şeklinde rest çekmiş,[i]devamında ise NATO’ya yüz milyarlarca dolar harcadıklarını, ama onların kendilerine yardım etmediğini ve dolayısıyla NATO’ya katkıda bulunmanın da anlamsız olduğunu vurgulamıştır.[ii]

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, konuyla ilgili olarak 1 Nisan 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, İran’a karşı yürütülen söz konusu savaşın “kendi savaşları” olmadığını, dolayısıyla Birleşik Krallık’ın bu savaşın içine çekilemeyeceğini özellikle vurgulamış ve bu sözlerle savaşın dışında kalacaklarını açıkça ifade etmiştir.[iii] Yine aylarca süren tartışmalarda Birleşik Krallık, ABD’yle ortak askeri üslerinin bulunduğu Chagos Adaları’nın Mauritus’a devri konusunda bir anlaşma yapılmasını önermiş, bu anlaşma kapsamında adadaki üslerin İran’a karşı savaşta kullanılmaması konusunda ön şartlar koymuş, öne sürdüğü bu ön şartlar nedeniyle Trump yönetimi ise Chagos Adaları Anlaşması’na desteğini çekmiştir.[iv] Avrupa’daki en büyük stratejik ortağı olan Birleşik Krallık’tan beklediği desteği alamayan ve bu savaşta yalnız kalan Trump yönetimi, Hürmüz Boğazı’yla ilgili sorunu da kendisi çözmek durumunda kalmıştır.  

2022 yılından beri NATO’nun yönünü Asya-Pasifik’e doğru çevirmeye çalışan ABD ve Birleşik Krallık’ın henüz Orta Doğu konusunda ortak bir tutum geliştiremedikleri ve açık bir görüş ayrılığına düştükleri görülmüştür. Halbuki 2021-2022 yıllarından itibaren Birleşik Krallık’ta Muhafazakar parti hükümeti, NATO’nun Ukrayna örneğinden yola çıkarak Asya-Pasifik’te Tayvan Krizi’ne hazırlık yapması gerektiğini ısrarla savunmuş[v] ve ABD’yle birlikte NATO’nun Çin’e odaklanması için çalışmalar yürütmüştür. Bu çabaların sonucunda NATO, yeni Stratejik Konsepti’nde “sistemik meydan okuma” olarak Rusya ile birlikte Çin’e de yer vermiştir.[vi] Bu anlamda Tayvan Boğazı’nda çıkabilecek bir kriz, aynı zamanda “küresel güvenliği tehdit edebilecek bir sorun” olarak etiketlenmiş ve NATO’nun bu meseleyle ilgilenebilmesi için daha küresel bir vizyon belgesi hazırlanmak istenmiştir. Bu tarihten itibaren NATO’nun küreselleşmesi ve dünyanın tüm sorunlarıyla ilgilenebilmesi için ABD ve Birleşik Krallık öncülüğünde yürütülen diplomatik çabalar dikkat çekmiştir.  

Hürmüz Boğazı, dünya enerji ticaretinin dörtte birinin geçtiği kritik su yollarından biri olup buranın güvenliği de küresel bir mesele halini almaktadır. Tayvan ise dünyadaki en büyük mikroçip (yarıiletken) üreticisi konumunda olup küresel ekonomi piyasaları açısından kritik öneme sahiptir. Küresel etki düzeyleri benzer olmakla birlikte Hürmüz ve Tayvan’la ilgili sırasıyla mevcut ve potansiyel krizlerin yayılım alanları ve hangi kıtaları/ülkeleri daha fazla etkileyeceği değişiklik arz edebilir. Ayrıca bu krizlere dahil olan/olabilecek aktörlerin kimler olduğu da büyük öneme sahiptir. Örneğin Hürmüz’deki kriz, bu boğazdan büyük miktarda enerji ithal eden ve dolayısıyla enerjide bu boğaza büyük oranda bağımlı olan Uzak Doğu ülkelerini daha fazla etkilemiştir. Yine bu krizdeki başlıca aktörler İran, İsrail ve ABD’dir. Diğer yandan Tayvan Boğazı’ndaki potansiyel bir kriz ise mikroçiplere bağımlı olan tüm dünyadaki teknoloji üretimini doğrudan etkileyebilecektir. Bu meseledeki temel aktörler ise Tayvan, Çin ve muhtemel şekilde ABD olabilir. Dolayısıyla bu meselelerle ilgili NATO ülkelerinin yaklaşımları da farklılık arz edebilir. Nitekim son yıllarda NATO, Rusya ile Çin’i birlikte değerlendirme eğilimindedir. Bu bağlamda NATO, her ikisini de “sistemik rakip” olarak kategorize etmiş durumdadır. Dolayısıyla NATO’nun Avrupalı üyelerinin özellikle Çin’e karşı yaklaşımları ve onunla ilişkileri büyük öneme sahiptir. 

Özetle, her iki boğaz da küresel sistem üzerinde yüksek etki doğurma kapasitesine sahiptir. Bununla birlikte Hürmüz’deki kriz, daha ziyade küresel enerji arzı üzerinden etkisini göstermektedir. Bu durum başta Japonya, Güney Kore ve Çin gibi enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı Asya ekonomilerini doğrudan etkilerken, dolaylı olarak Avrupa ekonomileri üzerinde de baskı yaratmaktadır. Bu bağlamda krizin etkisi daha çok enerji arz şokları ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar üzerinden hissedilmektedir. Buna karşılık Tayvan Boğazı’nda ortaya çıkabilecek bir kriz, küresel ekonomiyi daha yapısal ve uzun vadeli bir şekilde etkileyebilir. Yarıiletkenler, savunma sanayinden tüketici elektroniğine kadar geniş bir alanda kritik bir girdi olduğundan, Tayvan merkezli bir kesinti yalnızca belirli bölgeleri değil, küresel üretim ağlarının tamamını sekteye uğratma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle Tayvan krizi, enerji krizlerine kıyasla daha geniş kapsamlı ve sistemik sonuçlar doğurabilecek bir nitelik taşımaktadır.

NATO’nun Avrupalı üyelerinin Çin’le olan ekonomik bağları, Tayvan konusunda daha temkinli ve dengeli bir yaklaşımı beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla Avrupalı aktörler, ABD’nin Tayvan’la ilgili Çin’le açık bir anlaşmazlığa düşmemesini ve bu meselesinin daha da büyüyüp küresel bir krize/çatışmaya dönüşmemesini isteyeceklerdir. Bu süreçte Çin’in Avrupalı aktörlerle son derece yapıcı ilişkiler kurmasının çok büyük olumlu etkileri olmaktadır. Hürmüz’le ilgili yaklaşımlarına benzer şekilde Avrupa ülkeleri, Çin’le olan derin ticari bağları sebebiyle Tayvan konusunda da sert bir pozisyon almayı maliyetli göreceklerdir. Avrupa’daki büyük ekonomiler, tedarik zincirleri ve ihracat pazarları nedeniyle Tayvan Boğazı’nda doğrudan bir çatışma riskini tırmandırmaktan kaçınma eğiliminde olacaklardır.


[i] “Trump’tan Hürmüz Boğazı mesajı: Gidin kendi petrolünüzü alın”, TRT Haber, https://www.trthaber.com/haber/dunya/trumptan-hurmuz-bogazi-mesaji-gidin-kendi-petrolunuzu-alin-939807.html, (Erişim Tarihi: 18.04.2026). 

[ii] “Leaving NATO—Even for the Wrong Reasons—Is Good Policy”, CATO, https://www.cato.org/blog/leaving-nato-even-wrong-reasons-good-policy, (Erişim Tarihi: 18.04.2026).  

[iii] “UK’s Starmer says Iran conflict ‘not our war,’ as Trump weighs NATO withdrawal”, AA, https://www.aa.com.tr/en/europe/uks-starmer-says-iran-conflict-not-our-war-as-trump-weighs-nato-withdrawal/3888086, (Erişim Tarihi: 18.04.2026).   

[iv] “UK forced to shelve Chagos Islands legislation after US dropped support”, The Guardian, https://www.theguardian.com/world/2026/apr/11/uk-forced-to-shelve-legislation-to-return-chagos-islands-to-mauritius, (Erişim Tarihi: 18.04.2026); “What the Chagos deal reversal tells us about the UK’s diplomatic weakness”, Prospect Magazine, https://www.prospectmagazine.co.uk/ideas/law/the-weekly-constitutional/73040/trump-chagos-deal-reversal-uk-diplomatic-weakness, (Erişim Tarihi: 18.04.2026).    

[v] “Learn Ukraine lessons and apply them to Taiwan, Britain says”, Reuters, https://www.reuters.com/world/uk/uk-must-avoid-becoming-dependent-china-truss-2022-06-30/, (Erişim Tarihi: 18.04.2026).

[vi] “NATO declares China a security challenge for the first time”, Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/news/2022/6/30/nato-names-china-a-strategic-priority-for-the-first-time, (Erişim Tarihi: 18.04.2026).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Benzer İçerikler