Analiz

Suriye’nin Güvenli Koridor İddiası: Yeni Bir Jeopolitik Rol Arayışı

Şam, bölgesel savaşın açtığı dar alanda kendisine yeni bir jeopolitik rol üretmeye çalışmaktadır.
Şam, bölgeye “beni yeniden hesaba katın” mesajını vermektedir.
Güvenli ve istikrarlı bir Suriye, sınır ticaretinden göç yönetimine kadar uzanan geniş bir alanda yeni fırsatlar doğuracaktır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Ortadoğu’daki savaşın özellikle İran, Körfez, Irak, Lübnan ve İsrail hattında yaydığı baskı, Suriye’yi beklenmedik bir biçimde yeni bir tartışmanın merkezine taşımıştır. Uzun yıllar savaş, yaptırım, göç ve yıkımla anılan Şam, bu kez kendisini güvenli, tarafsız ve işlevsel bir geçiş hattı olarak tanıtmaya çalışmaktadır.[i] Esad sonrası dönemde Ahmed eş-Şara yönetiminin sınır kapılarını canlandırması, Baniyas ve Tartus limanlarını yeniden bölgesel enerji trafiğine açma arayışı ve Körfez sermayesine yönelik temasları, Suriye’nin toparlanmak isteyen bir ülke olarak kalmak istemediğini göstermektedir.

Bu hamle, bölgesel kriz koşullarının yarattığı boşluktan beslenmektedir. Hürmüz’de yaşanan aksama, sigorta maliyetlerinin yükselmesi, Körfez ülkelerinin enerji sevkiyatında alternatif güzergâh arayışına yönelmesi ve Irak üzerinden Akdeniz’e uzanabilecek hatların yeniden gündeme gelmesi, Şam’a yeni bir imkân alanı açmıştır.[ii] Suriye yönetimi bu ortamda kendisini savaşın dışında duran, taraflar arasında askeri çatışmaya sürüklenmeyen ve ticaretin sürekliliğine katkı sunabilecek bir ülke olarak göstermektedir.

Bu iddianın arkasında güçlü bir siyasi sezgi de yatmaktadır. Suriye, yıllarca bölgesel güçlerin rekabet sahası olarak görülmüştür. İran, Rusya, Körfez Ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail farklı başlıklarda ülke içinde etki üretmişlerdir. Bugün yeni yönetim, bu yorgun jeopolitik mirası tersine çevirmeye çalışmaktadır. Eskiden geçişleri kesilen, yolları parçalanan ve limanları riskli görülen ülke, şimdi kendisini malların, yakıtın ve insanların geçebileceği “kontrollü bir ara hat” olarak sunmaktadır.

Ancak bu konumlanma elbette kolay olmayacaktır. Suriye’nin altyapısı ağır hasarlıdır. Liman kapasitesi, kara yolları, demiryolu bağlantıları, depolama tesisleri ve gümrük düzeni uzun savaş yıllarının izlerini taşımaktadır. Nassib kapısındaki yenileme çalışmaları ve Irak sınırındaki geçişlerin canlandırılması önemli işaretler olsa da bölgesel enerji koridoru olmak birkaç kapının açılmasıyla mümkün olmayacaktır.[iii] Bu noktada güvenlik, finansman, sigorta, uluslararası tanınma ve yaptırım risklerinin birlikte yönetilmesi gerekmektedir.

Irak boyutu bu arayışı daha da önemli kılmaktadır. Basra’dan çıkan petrolün kuzeye ve batıya taşınması, Haditha Hattı, Baniyas Limanı ve Ceyhan bağlantısı etrafında konuşulan seçenekler bölgenin enerji haritasında yeni bir akış mantığı doğurabilir. Suriye, burada tek başına merkez ülke olmaktan ziyade tamamlayıcı bir geçiş alanı olarak değer kazanabilir. Böyle bir senaryoda Irak’ın ihracat esnekliği artar, Körfez üzerindeki baskı azalır ve Akdeniz limanlarının stratejik önemi artar. Ancak bu zincirin her halkası güvenliğe, bakıma, mali şeffaflığa ve siyasi mutabakata muhtaçtır.

Burada Rusya faktörü Şam’ın manevra alanını daraltmaktadır. Yeni yönetim, Batı ve Körfez başkentleriyle ilişkilerini onarmaya çalışırken, ülkenin enerji ihtiyacında Rus petrolüne ciddi biçimde bağımlı kalması dikkat çekmektedir. 2026 yılında Rusya kaynaklı petrol sevkiyatının artması, Suriye’nin ekonomik gerçekliğiyle diplomatik yönelimi arasındaki gerilimi de artırmaktadır. Şam bir yandan uluslararası sisteme geri dönmek istemekte, öte yandan da yaptırımlı ağlar, belirsiz deniz taşımacılığı ve eski güvenlik ilişkileriyle bağını hemen koparamamaktadır.

Körfez açısından ise Suriye’nin önerisi hem cazip hem de risklidir. Caziptir, zira Hürmüz’e bağımlılığı azaltacak her güzergâh stratejik bir değer taşımaktadır. Irak’tan Suriye’ye, oradan Akdeniz limanlarına uzanan bir petrol ya da ticaret hattı, özellikle kriz dönemlerinde nefes aldırabilir. Risklidir, çünkü Suriye hâlâ güvenlik kırılganlığı, kurumsal kapasite eksikliği ve dış yaptırım baskısıyla karşı karşıyadır. Körfez sermayesi istikrar, hukuki güvence ve öngörülebilirlik aramaktadır. Şam ise bunları henüz tam olarak sunabilecek noktaya ulaşmamıştır.

Türkiye açısından da bu gelişme dikkatle izlenmesi gereken bir dosya niteliğindedir. Suriye’nin yeniden transit ülke hâline gelmesi, Türkiye’nin Irak, Körfez ve Akdeniz bağlantılı enerji ve ticaret planlarıyla doğrudan ilişkilidir.[iv] Şam’ın kendisini güvenli bir koridor olarak konumlandırması, Ankara için büyük fırsatlar barındırmaktadır. Nitekim güvenli ve ekonomik olarak işleyen bir Suriye, sınır ticaretinden göç yönetimine kadar uzanan geniş bir alanda yeni fırsatlar doğurabilir. Özellikle yeniden inşa, enerji güvenliği ve göç yönetimi başlıklarının birbirine bağlanması, Türkiye-Suriye hattında daha gerçekçi, ölçülebilir ve sonuç üretebilecek bir temas zemini oluşturabilir. Bu zemin bölgenin iktisadi toparlanmasını da hızlandırabilir.

Suriye, bölgedeki son gelişmeler ve krizler bağlamında tarafsız kalmaya özen göstermektedir. İsrail-İran gerilimi, Irak’taki milis yapılar, Lübnan’daki Hizbullah dosyası ve ABD’nin bölgesel varlığı, Şam’ın herhangi bir krizde baskı altında kalabileceğini göstermektedir. Yeni yönetim, İran’a mesafeli durmak, İsrail’le doğrudan çatışmadan kaçınmak, Rusya’yla bağlarını koparmadan Batı’ya açılmak ve Körfez’le ekonomik ilişki kurmak arzusundadır. Bu çok yönlü denge arayışı kısa vadede pragmatik görünebilir; ancak kriz anlarında ağır diplomatik maliyetler doğurabilir.

Bir diğer belirleyici husus ise iç politika boyutudur. Mültecilerin dönüşü, sınır kentlerinde ticaretin canlanması, kamu gelirlerinin artması ve hizmetlerin onarılması yeni yönetimin meşruiyetini doğrudan etkilemektedir. Şam’ın dışarıya sunduğu güvenli koridor imajı, içeride vatandaşlara güvenli bir hayat vaadiyle desteklenmediği sürece kalıcı bir karşılık bulmayacaktır. Bir ülke transit merkez olmak istiyorsa öncelikle kendi insanına düzen, hukuk ve geçim imkânı sunması beklenecektir. Suriye’nin jeopolitik iddiası, bu nedenle toplumsal onarım süreciyle yakından ilişkilidir.

Suriye’nin güvenli koridor söylemi, bir başarı ilanından çok stratejik bir davet niteliği taşımaktadır. Şam, bölgeye “beni yeniden hesaba katın” mesajını vermektedir. Bu mesajın karşılık bulması ise sahadaki güvenlik düzeyine, altyapı yatırımlarının hızına, yaptırımların seyrine ve yeni yönetimin içeride düzen kurma becerisine bağlıdır. Ülke içinde kurumsal düzen sağlanmadan dışarıya güvenilir bir geçiş hattı sunmak zordur. Ekonomi toparlanmadan limanlar anlam kazanmayacaktır. Hukuki güvence oluşmadan uluslararası yatırımcı beklemek gerçekçi olmayacaktır.

Sonuç olarak Suriye, bölgesel savaşın açtığı dar alanda kendisine yeni bir rol üretmeye çalışmaktadır. Bu rol başarılı olursa Şam, krizlerin kenarında kalan yorgun bir başkentten Akdeniz’e açılan ticari ve enerji bağlantısına dönüşebilir. Başarısızlık hâlinde ise güvenli koridor iddiası, savaş sonrası dönemin en iddialı diplomatik söylemlerinden biri olarak kalacaktır. Önümüzdeki süreçte belirleyici unsur, Şam’ın tarafsızlık dilini somut güvenlik kapasitesine ve ekonomik işleyişe dönüştürüp dönüştüremeyeceği olacaktır.


[i] Anon Tello, “How Viable Is Syria as a Trade Route to Bypass Blocked Hormuz Strait?”, Arab News,https://www.arabnews.com/node/2641485/amp, (Erişim Tarihi: 30.04.2026).

[ii] “Iraq Reopens Rabia Border Crossing to Boost Fuel Oil Exports via Syria”, Reutershttps://www.reuters.com/world/middle-east/iraq-reopens-rabia-border-crossing-boost-fuel-oil-exports-via-syria-2026-04-20/, (Erişim Tarihi: 30.04.2026).

[iii] Khaled Yacoub Oweis, “‘Potential Is Huge’: Syria Tries to Uphold New Commercial Role amid US-Iran War”, The Nationalhttps://www.thenationalnews.com/news/mena/2026/04/26/syria-tries-to-uphold-new-commercial-role-amid-us-iran-war/, (Erişim Tarihi: 30.04.2026).

[iv] Muhammet Tarhan, “Le rôle de la Türkiye dans le transit énergétique pourrait s’accroître, déclare l’envoyé turc à Damas”, Anadolu Ajansı, https://shorturl.at/cYTAQ, (Erişim Tarihi: 30.04.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler