23-24 Nisan 2026 tarihlerinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde (GKRY) düzenlenen Avrupa Konseyi (AK) Gayriresmi Liderler Zirvesi, Avrupa Birliği’nin (AB) dış politika yönelimi açısından sıradan bir diplomatik buluşmanın ötesinde anlamlar taşımaktadır. Ukrayna’daki savaşın ve Orta Doğu’daki çok katmanlı krizlerin gölgesinde gerçekleşen bu toplantı, AB’nin uluslararası sistemdeki rolünü yeniden tanımlama arayışının somut bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Nitekim AK Başkanı António Costa tarafından dile getirilen “zorlu jeopolitik çevreye karşı koordineli yanıt”[i] ve “aktif jeopolitik oyuncu rolü”[ii] söylemi, uzun süredir benimsenen normatif ve insani odaklı dış politika yaklaşımından daha stratejik ve güç odaklı bir çizgiye yönelme niyetini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda zirve, yalnızca bir kriz yönetimi toplantısı değil; aynı zamanda AB’nin dış politika kimliğinde yaşanan ontolojik bir kırılma olan “jeopolitik uyanış”ın ifadesi sayılabilir.[iii]
Bu çerçevede AB’nin uzun yıllar boyunca kendisini “normatif güç” olarak konumlandırarak askeri ve sert güç unsurlarından ziyade demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi normları yayma kapasitesi üzerinden uluslararası sistemde etkili olduğu söylenebilir.[iv] Bu anlayış doğrultusunda AB, özellikle Orta Doğu gibi kriz bölgelerinde çoğunlukla insani yardım sağlayan, diplomatik arabuluculuk girişimlerinde bulunan ve çatışma sonrası yeniden inşa süreçlerine katkı sunan bir aktör olarak öne çıkmıştır. Ancak bu rol tanımı, AB’nin güvenlik temelli krizlere müdahale kapasitesinin sınırlı kalmasına ve çoğu zaman reaktif bir dış politika izlemesine yol açmıştır. António Costa tarafından zirve sonrasında dile getirilen rol değişimi, AB’nin yalnızca normatif araçlara değil, aynı zamanda güvenlik, savunma ve ekonomik güç unsurlarına dayalı bir stratejik kapasite geliştirme arayışını yansıtmaktadır. Bu durum, AB’nin tehdit algısını yeniden tanımladığını ve bu doğrultuda “stratejik özerklik”[v] temelinde yeni bir kimlik inşa ettiğini göstermektedir.
Zirvenin GKRY’de gerçekleştirilmesi, sembolik bir tercihin ötesinde “açık bir jeopolitik mesaj” taşımaktadır. Doğu Akdeniz’in merkezinde yer alan GKRY, Avrupa ile Orta Doğu arasında bir geçiş noktası olmasının yanı sıra enerji jeopolitiği, göç rotaları ve güvenlik dinamiklerinin kesişiminde bulunmaktadır. Bu bağlamda AB, zirveyi bu coğrafyada düzenleyerek bölgesel krizlere doğrudan dahil olma iradesini ortaya koymuştur. Aynı zamanda GKRY’nin Türkiye ve Yunanistan arasındaki jeopolitik rekabetin merkezinde yer alması, zirvenin yalnızca dış politika değil, bölgesel güç dengeleri açısından da çok katmanlı bir anlam taşımasına neden olmaktadır. Katılımcı profili de bu çok katmanlılığı doğrulamaktadır. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin zirveye katılımı AB’nin doğu kanadındaki güvenlik taahhüdünü güçlendirirken; Orta Doğu aktörleriyle kurulan temaslar, AB’nin bölgesel krizlerde daha aktif bir rol üstlenme arzusunu ortaya koymuştur.
AB’nin zirvede ortaya koyduğu jeopolitik aktör olma iddiasının en somut test alanı, Rusya-Ukrayna Savaşı’dır. Zirve kapsamında yapılan ortak açıklamalarda Vladimir Zelenski ile kurulan yakın diplomatik temaslar ve Ukrayna’ya yönelik finansal destek paketlerinin onaylanması, AB’nin bu krizi yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değil, Avrupa güvenliğinin merkezinde yer alan bir mesele olarak gördüğünü göstermektedir. Bu durum, AB’nin güvenlik anlayışında önemli bir genişlemeye işaret etmektedir. Artık güvenlik, yalnızca AB sınırlarının korunmasıyla sınırlı değil; komşu coğrafyalarda istikrarın sağlanmasını da içeren daha geniş bir çerçevede ele alınmaktadır. Ancak üyelik perspektifinin temkinli bir şekilde ele alınmasını da göz ardı etmemek gerekmektedir. Nitekim bu yaklaşım, AB’nin stratejik çıkarları ile kurumsal kapasitesi arasındaki dengeyi koruma çabasını yansıtmaktadır.[vi]
AB’nin zirvede ortaya koyduğu dış politika yöneliminin en dikkat çekici boyutu ise Orta Doğu’ya yönelik yaklaşımında gözlemlenen, “koşullu diyalog” olarak tanımlanabilecek dönüşümdür. Zirvede verilen mesajlar, AB’nin bu stratejiyi daha açık ve sistematik bir şekilde benimsediğini ortaya koymaktadır. António Costa tarafından dile getirilen bölgesel ortaklık vurgusu, AB’nin Orta Doğu’daki aktörlerle daha yoğun ve çok boyutlu ilişkiler kurma niyetini göstermektedir. Ancak bu ilişkiler, koşulsuz bir bağlılıktan ziyade belirli siyasi ve güvenlik kriterlerine dayandırılmaktadır. Bu bağlamda AB’nin bölge ülkeleriyle geliştirdiği diyalog, göç yönetimi, sınır güvenliği ve terörle mücadele gibi alanlarda işbirliği beklentileriyle şekillenmektedir.
Bu yaklaşımın somut bir yansıması, Suriye ile diyalog ihtimaline yönelik temkinli açılımlarda görülmektedir. AB, uzun süredir siyasi nedenlerle sınırlı tuttuğu Suriye ile temaslarını, bölgesel istikrar ve göç yönetimi bağlamında yeniden değerlendirmektedir. Benzer şekilde Lübnan’ın ekonomik ve siyasi istikrarı da AB açısından yalnızca bir kalkınma meselesi değil, aynı zamanda Avrupa’ya yönelik düzensiz göç akışlarının kontrol altına alınması açısından stratejik bir öneme sahiptir. Dolayısıyla AB’nin bu ülkelere yönelik politikası, insani yardımın ötesine geçerek güvenlik temelli bir mantıkla yeniden şekillenmektedir.[vii]
Orta Doğu yalnızca krizlerin yönetildiği bir alan değil; aynı zamanda küresel ve bölgesel güçlerin nüfuz mücadelesi yürüttüğü bir jeopolitik sahadır. Bu bağlamda AB’nin daha aktif bir rol üstlenme çabası, Rusya, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi aktörlerin bölgedeki etkisine karşı bir denge oluşturma arayışı olarak da değerlendirilebilir. “Jeopolitik uyanış” söylemi, tam da bu rekabet ortamında AB’nin pasif bir izleyici olmaktan çıkarak daha belirleyici bir aktör haline gelme isteğini yansıtmaktadır.
AB’nin Orta Doğu ile kurduğu bu “koşullu diyalog” modelinin önemli sınırlılıkları da bulunmaktadır. Öncelikle AB’nin bölge ülkeleri üzerindeki etkisi, askeri ve siyasi kapasite eksiklikleri nedeniyle sınırlı kalabilmektedir. Ayrıca üye devletler arasındaki dış politika önceliklerinin farklılığı, AB’nin tutarlı ve sürdürülebilir bir bölgesel strateji geliştirmesini zorlaştırmaktadır. Bu durum, AB’nin söylemsel düzeyde ortaya koyduğu iddialı hedeflerin sahada ne ölçüde karşılık bulacağı sorusunu gündeme getirmektedir.
AB’nin zirvede ortaya koyduğu jeopolitik aktör olma iddiası, yalnızca dış politika söylemi ve güvenlik stratejileriyle sınırlı değildir. Bu iddianın sürdürülebilirliği, büyük ölçüde AB’nin ekonomik kapasitesini ne ölçüde jeopolitik hedeflerle uyumlu hale getirebildiğine bağlıdır. Nitekim zirve kapsamında öne çıkan “Tek Avrupa, Tek Pazar” girişimi, AB’nin ekonomik bütünleşmeyi derinleştirerek stratejik özerklik hedefini güçlendirme çabasının somut bir yansıması olarak değerlendirilebilir.[viii] AK tarafından açıklanan yol haritası, özellikle savunma sanayii, enerji güvenliği ve kritik tedarik zincirleri gibi alanlarda daha koordineli ve bütünleşik bir yapı oluşturulmasını öngörmektedir. Bu durum, ekonomik politikanın giderek daha fazla güvenlik ve jeopolitik boyutlarla iç içe geçtiğini göstermektedir.
Bu ekonomik dönüşüm süreci de çeşitli zorlukları beraberinde getirmektedir. Öncelikle üye devletler arasındaki ekonomik farklılıklar ve öncelik ayrışmaları, ortak bir stratejik vizyonun uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesi, siyasi entegrasyonun da güçlendirilmesini gerektirmekte; bu durum ise egemenlik tartışmalarını yeniden gündeme getirmektedir. Dolayısıyla AB’nin ekonomik kapasitesini jeopolitik bir güce dönüştürme çabası da yalnızca teknik değil, aynı zamanda siyasi bir süreçtir.
Sonuç olarak Avrupa Konseyi Gayriresmi Liderler Zirvesi, AB’nin küresel sistemdeki rolünü yeniden tanımlama girişiminin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Doğu Akdeniz’in merkezinde yer alan GKRY’nin tercih edilmesi, AB’nin Orta Doğu’ya yönelik stratejik bağlılığını mekânsal olarak derinleştirme iradesini ortaya koyarken; Ukrayna’ya verilen destek, “koşullu diyalog” yaklaşımı ve ekonomik bütünleşme girişimleri de bu dönüşümün çok boyutlu yapısını öne çıkarmaktadır. Ancak bu dönüşümün somut bir güç yansımasına dönüşüp dönüşmeyeceği, AB’nin ekonomik, askeri ve siyasi kapasitesini ne ölçüde bütüncül bir şekilde mobilize edebileceğine bağlıdır.
[i] COSTA, António, “Remarks by President António Costa at the Press Conference Following the Informal Meeting of Heads of State or Government of 23-24 April 2026”, European Council, https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2026/04/24/remarks-by-president-antonio-costa-at-the-press-conference-following-the-informal-meeting-of-heads-of-state-or-government-of-23-24-april-2026/, (Erişim Tarihi: 26.04.2026).
[ii] Aynı yer.
[iii] EUROPEAN EXTERNAL ACTION SERVICE (EEAS), The Year That War Returned to Europe: Annual Report on CFSP Activities in 2022, 2023, https://www.eeas.europa.eu/sites/default/files/documents/2023/20230369_PDF_OF0323029ENN_002.pdf, (Erişim Tarihi: 26.04.2026).
[iv] MANNERS, Ian. (2002). “Normative Power Europe: A Contradiction in Terms?”, Journal of Common Market Studies, 40(2), 235-258.
[v] EUROPEAN EXTERNAL ACTION SERVICE (EEAS), A Strategic Compass for Security and Defence: For a European Union that protects its citizens, values and interests and contributes to international peace and security, 2022, https://www.eeas.europa.eu/sites/default/files/documents/strategic_compass_en3_web.pdf, (Erişim Tarihi: 26.04.2026).
[vi] COSTA, António, VON DER LEYEN, Ursula ve ZELENSKYY, Volodymyr, “Joint Statement by President of the European Council António Costa, President of the European Commission Ursula von der Leyen, and President of Ukraine Volodymyr Zelenskyy”, European Council, https://shorturl.at/HxmZe, (Erişim Tarihi: 26.04.2026).
[vii] COSTA, António, “Statement by President António Costa Following the Meeting with Regional Partners”, European Council, https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2026/04/24/statement-by-president-antonio-costa-following-the-meeting-with-regional-partners/, (Erişim Tarihi: 26.04.2026).
[viii] EUROPEAN COUNCIL, “European Institutions Agree Roadmap to Achieve One Europe, One Market by End of 2027”, European Council, https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2026/04/24/european-institutions-agree-roadmap-to-achieve-one-europe-one-market-by-end-of-2027/, (Erişim Tarihi: 26.04.2026).
