Rusya-Ukrayna Krizi’nin başlangıcından bu yana kritik altyapı, çatışmanın önemli unsurlarından biri olmuştur. Enerji tesisleri, petrol rafinerileri, limanlar, demiryolları, depolama merkezleri ve lojistik hatlar farklı dönemlerde karşılıklı saldırıların hedefleri arasında yer almıştır. Ekim 2026 tarihinde yaşanan gelişmeler ise bu listeye yeni ve giderek daha önemli bir unsurun eklendiğini göstermektedir. Veri merkezleri artık savaşın fiziksel hedefleri arasında daha görünür bir konuma gelmektedir.
7-11 Ekim 2026 tarihleri arasında Yandex’in Sasovo, Kaluga ve Vladimir’de bulunan üç veri merkezi insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen saldırılardan etkilenmiştir. Şirket, Sasovo’daki merkezin tamamen devre dışı kaldığını, Kaluga’daki altyapının bir bölümünün çalışamaz hale geldiğini ve 11 Ekim 2026 tarihinde Vladimir’deki tesisin de faaliyetlerini durdurduğunu açıklamıştır. 14 Ekim 2026 tarihinde Sberbank’ın Saratov bölgesindeki Balakovo veri merkezi, 18 Ekim 2026 tarihinde ise VK’nın Leningrad bölgesindeki veri merkezi saldırıya uğramıştır. Böylece yaklaşık on günlük bir süre içerisinde Rusya’nın en önemli teknoloji ve finans şirketlerinin kullandığı beş ayrı veri merkezi saldırıların doğrudan konusu haline gelmiştir.
İlk bakışta veri merkezleri, petrol rafinerileri veya askeri üslerle karşılaştırıldığında savaşın ikincil hedefleri gibi görülebilir. Oysa modern devletlerin işleyişi açısından durum giderek farklılaşmaktadır. Bankacılık hizmetlerinden bulut sistemlerine, navigasyondan çevrim içi ticarete, kamu hizmetlerinden yapay zeka uygulamalarına kadar çok sayıda işlev aynı fiziksel hesaplama altyapısına bağımlıdır. Bu nedenle bir veri merkezinin devre dışı kalmasının etkisi yalnızca binanın veya içerisindeki sunucuların maddi değeriyle sınırlı değildir. Aynı altyapıyı kullanan yüzlerce farklı hizmetin eş zamanlı olarak etkilenmesi, fiziksel hasarın ekonomik ve toplumsal sonuçlarını büyütebilmektedir.
Yandex örneği bu bağımlılığı açık biçimde göstermiştir. Üç veri merkezinin saldırıya uğramasının ardından arama, harita, ulaşım, teslimat, ödeme, e-posta ve bulut hizmetlerinde farklı düzeylerde kesintiler yaşanmıştır. Sorun yalnızca şirketin kendi kullanıcılarıyla da sınırlı kalmamıştır. Yandex Cloud altyapısını kullanan başka işletmeler de kesintilerden etkilenmiştir. Rus basınında yer alan bilgilere göre veri merkezlerindeki hasar, ERP sistemlerinden emlak platformlarına kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin hizmetlerinde sorunlara yol açmıştır.
Bununla birlikte saldırıların etkisini abartmamak da gerekmektedir. Rusya’nın dijital altyapısının çöktüğünden veya Yandex’in uzun süreli biçimde işlevsiz hale geldiğinden söz etmek mümkün değildir. Şirket, hizmetlerini alternatif altyapılara yönlendirerek aşamalı biçimde yeniden devreye almıştır. 19 Ekim 2026 tarihi itibarıyla taksi, teslimat, araç paylaşımı ve bazı kent hizmetleri yeniden çalışmaya başlamıştır. 23 Ekim 2026 tarihinde Yandex Cloud, platformda tutulan verilerin yüzde 90,47’sine erişimin yeniden sağlandığını ve bazı hizmetlerin yeni bir lokasyona taşındığını açıklamıştır.
Dolayısıyla ekim ayı saldırılarının en önemli sonucu, Rusya’nın dijital ekonomisini tamamen durdurmaları değildir. Daha önemli olan, sistemin hangi noktalarının fiziksel saldırılara karşı kırılgan olduğunu görünür hale getirmeleridir. Siber güvenlik tartışmalarında uzun süre veri merkezlerinin içerisindeki bilgiye nasıl erişildiği, sistemlere nasıl sızıldığı veya ağların nasıl korunduğu üzerinde durulmuştur. Ukrayna Savaşı ise dijital altyapının korunmasının artık yalnızca siber güvenlik meselesi olmadığını göstermektedir. Sunucuların bulunduğu binalar, elektrik bağlantıları, soğutma sistemleri, fiber hatlar ve yedek güç kaynakları da dijital güvenliğin doğrudan parçaları haline gelmiştir.
Bu noktada veri merkezlerinin yapay zeka kapasitesiyle olan ilişkisi ayrıca önem taşımaktadır. Yandex ve Sberbank yalnızca geleneksel internet veya finans şirketleri değildir. Her iki şirket de Rusya’nın yapay zeka ekosisteminin başlıca aktörleri arasında bulunmaktadır. Yandex’in saldırıya uğrayan tesislerinde şirketin önemli süper bilgisayar altyapısının bulunduğu, Balakovo’daki Sberbank tesisinin ise yeni büyük ölçekli hesaplama kapasitesinin geliştirilmesinde kullanılması planlandığı bildirilmektedir. Buna karşılık saldırılarda süper bilgisayarların ne ölçüde zarar gördüğü konusunda kamuoyuna açıklanmış kesin ve kapsamlı bilgiler bulunmamaktadır. Bu nedenle saldırıların Rusya’nın yapay zeka programını kalıcı biçimde sekteye uğrattığını söylemek için henüz erkendir.
Asıl sorun yalnızca mevcut makinelerin zarar görmesi de değildir. Veri merkezi altyapısının yeniden kurulması, sıradan bir ticari binanın onarılmasından daha karmaşık bir süreçtir. Enerji sistemleri, soğutma altyapısı, sunucular, ağ donanımları ve yüksek performanslı işlemcilerin aynı anda yenilenmesi gerekebilir. Rusya açısından Batılı teknolojiye erişim üzerindeki yaptırımlar da bu sürecin maliyetini ve süresini artırabilecek bir değişkendir. Kommersant’ın 23 Ekim 2026 tarihli değerlendirmesine göre saldırılardan etkilenen Yandex kapasitesinin yaklaşık 115 MW seviyesinde olduğu tahmin edilmektedir. Aynı değerlendirmede Rusya’daki veri merkezi sektörünün saldırılardan önce de yaklaşık 150-200 MW karşılanmamış talep sorunuyla karşı karşıya olduğu belirtilmektedir.
Bu tablo saldırıların ekonomik etkisinin doğrudan fiziksel zarardan daha geniş olabileceğini göstermektedir. Kullanılabilir kapasitenin azalması, kalan veri merkezlerine yönelik talebi artırırken şirketleri ek yedekleme sistemleri kurmaya zorlamaktadır. Aynı zamanda fiziki güvenlik için elektronik harp sistemleri, mühendislik korumaları, insansız hava araçlarına karşı çözümler ve alternatif veri merkezlerine yatırım yapılması gerekmektedir. Bunların tamamı Rusya’daki bulut ve veri merkezi hizmetlerinin maliyetini yükseltebilir. Nitekim Rus teknoloji sektöründe saldırılardan sonra tek bir merkez yerine farklı bölgelerde iki veya üç tesise dağıtılmış altyapı ve ayrı yedekleme sistemleri üzerinde daha fazla durulmaya başlandığı görülmektedir.
Bu durum aynı zamanda Rusya’nın son yıllarda geliştirdiği dijital egemenlik anlayışının yeni bir sınamayla karşı karşıya bulunduğunu göstermektedir. Moskova uzun süredir kritik verilerin ülke içerisinde tutulmasını, yabancı platformlara bağımlılığın azaltılmasını ve yerli dijital ekosistemin geliştirilmesini stratejik özerkliğin parçaları olarak görmektedir. Bu yaklaşımın mantığı özellikle yaptırımlar ve Batılı teknoloji şirketlerinin Rus pazarından çekilmesi sonrasında daha da güçlenmiştir. Fakat verilerin ülke içerisinde tutulması tek başına dayanıklılık yaratmamaktadır. Hesaplama kapasitesinin sınırlı sayıda büyük merkezde yoğunlaşması durumunda dijital egemenlik, dış bağımlılığı azaltırken yeni bir fiziksel yoğunlaşma riski de ortaya çıkarabilmektedir.
Bu nedenle ekim saldırılarının ardından yaşanan tartışma giderek verilerin Rusya’da tutulup tutulmamasından ziyade Rusya içerisinde nerede ve hangi mimariyle tutulacağı meselesine yönelmektedir. Rusya Dijital Kalkınma Bakanlığı, hesaplama kaynaklarının önemli bölümünün Moskova ve çevresinde yoğunlaşmasının yarattığı sorunlara karşı yeni merkezlerin Urallar ve Doğu Sibirya gibi enerji fazlasına sahip bölgelerde geliştirilmesini gündeme getirmiştir. Bu yaklaşımın uygulanması halinde Rusya’nın dijital altyapı haritasında uzun vadede daha dağıtılmış bir yapının ortaya çıkması mümkündür.
18 Ekim 2026 tarihinde VK veri merkezine yönelik saldırı, meselenin Yandex’e özgü bir şirket güvenliği problemi olmadığını daha açık hale getirmiştir. VK saldırıyı doğrularken hizmetlerinin normal şekilde devam ettiğini açıklamıştır. Buna karşılık bağımsız ağ izleme sistemlerinde aynı dönemde kullanıcı şikayetlerinde artış kaydedilmiştir. Nedensellik konusunda kesin bir sonuca ulaşmak güç olsa da olay, saldırıların farklı büyük teknoloji şirketlerine yayılabileceğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir.
Rus devletinin takip eden günlerde attığı adımlar da tehdit algısındaki değişimi ortaya koymaktadır. 21 Ekim 2026 tarihinde Dijital Kalkınma Bakanlığı, iletişim ağlarının ve kritik dijital altyapının dış müdahalelere, özellikle de insansız hava aracı saldırılarına karşı korunmasına yönelik bir sektör merkezi oluşturmuştur. Bakanlık aynı zamanda korunması gereken kritik iletişim tesislerini belirlemeye ve Savunma Bakanlığı’yla koordinasyonu artırmaya başlamıştır. Yedek iletişim hatlarının ve alternatif sistemlerin oluşturulması da bu yaklaşımın temel unsurları arasında yer almıştır.
25 Ekim 2026 tarihinde açıklanan yeni tavsiyeler, meselenin ulaştığı noktayı daha açık biçimde göstermektedir. Rusya’daki veri merkezlerinin stratejik önemlerine göre üç farklı kategoride değerlendirilmesi, kritik tesislerde fiziksel güçlendirme, elektronik koruma, hava tehditlerine karşı savunma ve veri yedekliliğinin geliştirilmesi önerilmektedir. Yeni tesislerin yeraltında kurulması veya mevcut merkezlerin havadan tespit edilmesini zorlaştıracak biçimde düzenlenmesi de tartışılan seçenekler arasındadır. Sektör temsilcileri bu tür önlemlerin veri merkezi hizmetlerinin maliyetini yaklaşık yüzde 10 artırabileceğini değerlendirmektedir.
Dolayısıyla saldırıların Rusya açısından ortaya çıkardığı temel sorun yalnızca daha fazla hava savunma sistemi konuşlandırmak değildir. Asıl mesele, dijital altyapının dayanıklılık ilkesine göre yeniden örgütlenmesidir. Tek bir merkezin kaybının onlarca hizmeti aynı anda etkilemediği, verilerin coğrafi olarak ayrılmış merkezlerde eş zamanlı biçimde yedeklendiği ve kritik sistemlerin kısa sürede başka bir tesise aktarılabildiği bir mimari, daha uzun vadeli bir çözüm sunmaktadır.
Üstelik bu dönüşüm yalnızca Rusya’ya özgü değildir. Rusya da son dönemde Ukrayna’nın telekomünikasyon ve veri altyapısını hedef alan saldırılarını artırmıştır. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretskyi, 23 Ekim 2026 tarihinde yaptığı açıklamada Rus saldırılarının dijital altyapıya yönelik yoğunluğunun enerji altyapısına yönelik saldırılarla karşılaştırılabilecek seviyeye ulaştığını belirtmiştir. Eylül ayında Kyiv’de çok sayıda veri merkezinin zarar görmesi ve ekim ayında farklı teknoloji tesislerinin hedef alınması, dijital altyapının savaşın iki tarafı açısından da giderek daha görünür bir hedef kategorisi haline geldiğini göstermektedir.
Bu nedenle gelişmeleri yalnızca Ukrayna’nın Rusya’nın teknolojik kapasitesine yönelik yeni bir saldırı yöntemi geliştirmesi şeklinde okumak eksik kalacaktır. Ortaya çıkan tablo daha geniş bir dönüşüme işaret etmektedir. Modern ekonomilerin dijitalleşmesi arttıkça savaşın kritik altyapı kavramı da genişlemektedir. Geçmişte elektrik santralleri, köprüler, demiryolları veya yakıt depoları üzerinden tartışılan stratejik bağımlılık, bugün bulut altyapısı, sunucular, veri merkezleri ve yüksek performanslı hesaplama kapasitesi için de geçerlidir.
Bunun önemli sonuçlarından biri savaş ile gündelik hayat arasındaki mesafenin daha da azalmasıdır. Bir rafinerinin zarar görmesinin etkisi tüketiciye çoğu zaman fiyatlar veya yakıt arzı üzerinden dolaylı biçimde ulaşırken, bir veri merkezinin devre dışı kalması taksi çağırma, ödeme yapma, e-postaya erişme veya çevrim içi hizmet kullanma gibi sıradan faaliyetleri doğrudan etkileyebilmektedir. Bu durum veri altyapısını yalnızca ekonomik değil, toplumsal dayanıklılığın da parçası haline getirmektedir.
Netice itibarıyla Ekim 2026 tarihinde Rusya’daki veri merkezlerine yönelik saldırıların önemi, ortaya çıkardıkları anlık hizmet kesintilerinden daha büyüktür. Yandex’in hizmetlerinin önemli bölümünü yeniden çalıştırabilmesi, Rus dijital sisteminin belirli bir yedeklilik ve toparlanma kapasitesine sahip olduğunu göstermiştir. Buna karşılık aynı dönemde Yandex, Sberbank ve VK altyapısının hedef alınabilmesi, fiziksel güvenlik ve coğrafi yoğunlaşma açısından ciddi bir kırılganlığı da görünür hale getirmiştir.
Önümüzdeki dönemde belirleyici mesele, veri merkezlerinin saldırıya uğrayıp uğramayacağından ziyade devletlerin bu saldırıların etkisini ne ölçüde sınırlayabileceği olacaktır. Coğrafi dağılım, enerji erişimi, fiziksel koruma, teknolojik tedarik, veri yedekliliği ve alternatif hesaplama kapasitesi giderek aynı güvenlik denkleminin parçaları haline gelmektedir. Rusya-Ukrayna Krizi bu anlamda yalnızca savaşın dijitalleşmesini değil, dijital dünyanın kendisinin giderek daha fazla fiziksel bir savaş alanına dönüşmesini de göstermektedir.
