Tarih:

Paylaş:

Arnavutluk-İsrail İttifakının Jeopolitik Şifreleri

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Arnavutluk ile İsrail arasında siyasi, ekonomik, teknolojik ve siber güvenlik alanlarını kapsayan Genel İş Birliği Anlaşması’nın 12 Ekim 2026 tarihinde Tiran’da imzalanması, Adriyatik havzasından Orta Asya fay hatlarına uzanan geniş bir coğrafyada “Algoritmik Jeopolitik” ve “Dijital Çevreleme” çağının resmen başladığının ilanıdır. Bu ortaklık, “Yeni Büyük Oyun”un Balkanlar boyutunu asimetrik bir düzleme taşımakta ve bölgeyi fiziki egemenliklerin ötesinde bir veri savaşı cephesine dönüştürmektedir. Bu bağlamda anlaşmanın merkezinde yer alan derin siber istihbarat entegrasyonu ve savunma danışmanlığı gibi maddeler, iki aktörün birbirinin kritik güvenlik ihtiyaçlarını tamamlamaya yönelik proaktif bir hamlesi olarak değerlendirilebilir. Arnavutluk için hibrit tehditlere karşı bir kalkan arayışı olan bu hamle, İsrail için Balkanlar’ın kalbine yerleştirilen bir diplomatik kaldıraç işlevi görmektedir.

Ortadoğu’daki çatışma dinamiklerinin Doğu Akdeniz sınırlarını aşarak Avrupa’nın kapı eşiğine dayandığı bu çok boyutlu ve kritik zamanlama, Balkan coğrafyasının geleneksel askeri unsurlarla değil, siber-istihbarı ağlarla yeniden dizayn edildiği ve “Siber-Proksi Hamilik” doktrininin sahada ilk kez hayata geçirildiği tarihsel bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Bu dönüşüm, küresel aktörlerin Balkanlar üzerinden Avrasya genelinde yürüttüğü hakimiyet mücadelesinin en güncel siber aşaması olarak değerlendirebilir.

Güç Boşluğu ve İsrail’in Balkanlar’a Giriş Stratejisi

Anlaşmanın arka planındaki en büyük itici güçlerden biri, hiç kuşkusuz, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Balkanlar’daki askeri ve siyasi angajmanını kademeli olarak azaltma yönündeki eğilimidir. Washington’ın küresel önceliklerini Asya-Pasifik eksenine kaydırması ve Avrupa ile Ortadoğu’daki yükümlülüklerini yeniden yapılandırma kararı, Balkanlar’da ciddi bir güvenlik ve nüfuz boşluğu doğurmuştur. ABD’nin geri çekilme sinyalleri verdiği bu yeni dönemde İsrail, oluşan boşluğu doldurmak ve kendi dış politika sınırlarını genişletmek adına proaktif bir strateji izlemektedir.

İsrail’in Arnavutluk ile ilişkilerini derinleştirme eğiliminin temelinde, Arnavutluk’un nevi şahsına münhasır demografik yapısı, büyüyen ekonomisi ve bölgesel hırsları yatmaktadır. Adriyatik kıyısındaki jeostratejik konumuyla Arnavutluk, Balkanlar’ın merkezine açılan bir kapıdır. Tiran yönetiminin “Büyük Arnavutluk” idealleri ve bölgedeki Arnavut nüfus üzerindeki doğal hamilik rolü, İsrail için göz ardı edilemeyecek bir potansiyel sunmaktadır. Nitekim Tel Aviv, Arnavutluk’un jeopolitik ve jeoekonomik önemini görerek, bu ülkeyi Balkanlar’da istikrarlı bir üs ve diplomatik ortak olarak konumlandırmayı hedeflemektedir. Böylece İsrail, Avrupa kıtasında kendisine yönelik artan eleştirilere karşı Balkanlar’da güçlü bir destek koridoru inşa etmek peşindedir denilebilir.

Asimetrik İstihbarat Köprüsü: Siber Operasyonlar ve Savunma Yatırımları

İsrail’in Arnavutluk’a yönelik savunma sanayii ve siber istihbarat yatırımları, “Siber-Proksi Hamilik” olarak kavramsallaştırılabilecek yeni bir asimetrik doktrinin ürünüdür. İsrail, Arnavutluk’u sadece savunma yazılımları tedarik etmekle kalmayıp; Pegasus ve türevi gelişmiş sinyal istihbaratı (SIGINT) araçları, yapay zekâ tabanlı erken uyarı algoritmaları ve insansız taktik sistemler entegre ederek bu ülkeyi Balkanlar’ın dijital istihbarat üssüne dönüştürmeyi hedeflemektedir. Bu hamlenin doğrudan ve dolaylı olarak hedef aldığı şu üç aktör ilk etapta karşımıza çıkmaktadır:

  • İran: İsrail, İran’ın Avrupa’nın kapısındaki asimetrik operasyon ve siber casusluk kabiliyetini doğrudan kaynağında felç etmeyi ve Tahran’a karşı Balkanlar üzerinden bir karşı cephe açmayı amaçlamaktadır. Bu hamle, Tahran’ın Balkanlar’daki proksi ağlarını çökertmeyi hedefleyen bir “Siber-Önleyici Savaş” girişimidir. Tel Aviv, Tiran üzerinden kurguladığı dijital kalkanla İran’ın Avrupa’ya sızan istihbarat arterlerini kesecek bir “Asimetrik Felç Doktrini” uygulamaktadır.
  • Türkiye: Balkanlar’da “Bayraktar diplomasisi” ve yerli savunma sanayii ihracatıyla güçlü bir askeri üstünlük ve bağımlılık ilişkisi kuran Türkiye’nin teknolojik etkisini dengelemeyi ve kırmayı hedeflenmektedir. İsrail, Ankara’nın konvensiyonel gücünü yazılımsal mülkiyetle aşındırarak, bölgedeki Türk etkisini görünmez bir “Yazılımsal Ambargo” ile sarmalamaktadır. Gelecek projeksiyonlarında bu durum, Türkiye’nin Balkan savunma pazarındaki lojistik ve teknolojik ağlarını siber bir abluka altına alma potansiyeli taşımaktadır.
  • Rusya: İsrail, bölgedeki Slav-Ortodoks siber koridorlarını ve dezenformasyon kanallarını Adriyatik hattında tıkamak amaçlanmaktadır. Tel Aviv, Balkanlar üzerinden Moskova’nın Avrupa’yı istikrarsızlaştıran hibrit operasyonlarını hedef alan bir “Algoritmik Baraj” kurmaktadır. Bu stratejiyle Rusya’nın bölgedeki dezenformasyon mekanizmaları kaynağında kör edilerek, Kremlin’in Adriyatik’e uzanan geleneksel nüfuz koridorları siber düzeyde bütünüyle izole edilmektedir.

Süreç, İsrail’in bu yatırımlarla geleneksel askeri konuşlanmaya ihtiyaç duymadan bölgedeki siber ağları bütünüyle kendi kontrolüne almayı ve yarının olası bir bölgesel krizinde Balkan devletlerinin komuta-kontrol mekanizmalarını Tel Aviv’in teknolojik onayına bağımlı hale getirmeyi hedeflediğini göstermektedir.

Arnavut Diasporası ve “Bektaşi Vatikanı” Üzerinden Ağ Kurma Çabaları

İsrail’in stratejik vizyonu sadece Arnavutluk’un resmi sınırlarıyla sınırlı değildir; asıl hedef, Balkanlar geneline yayılmış olan Arnavut azınlıklar, Kosova ve geniş Avrupa diasporası üzerinden bölgesel bir etkinlik alanı kurmaktır. Arnavut nüfusunun Kosova, Kuzey Makedonya, Karadağ ve Yunanistan’ın bir bölümündeki tarihsel varlığı, İsrail’e tek bir merkezden çok geniş bir coğrafyayı etkileme kabiliyeti sunmaktadır. İsrail’in bu geniş diasporadan istediği sonucu alıp alamayacağı, Tiran’ın bölgesel liderlik kapasitesine ve azınlıkların yerel dinamiklerine bağlıdır. Ancak, Tel Aviv’in bu network stratejisi üzerinden Balkanlar’daki istihbarat, güvenlik ve ekonomik ağlarını tahkim etmek istediği aşikardır.

Bu bağlamda son dönemde gündeme gelen Tiran’da bir “Bektaşi Vatikanı” (Bektaşi Tarikatı Egemen Devleti) kurulması projesi, ittifakın kültürel ve dini boyutuna dair çarpıcı soru işaretleri barındırmaktadır. Tiran merkezli bu mikroskopik dini devlet projesi, sadece Balkanlar’daki değil, Türkiye, Kafkaslar ve Orta Asya hattındaki Bektaşi ve Alevi toplulukları üzerinde bir çekim merkezi oluşturma potansiyeline sahiptir. İsrail’in bu projeyle ilintisi, İslam dünyasındaki heterodoks yapılar üzerinden yumuşak güç tesis etme ve geleneksel dini-siyasi merkezleri dengeleme arayışıyla açıklanabilir. “Balkanlar-Türkiye-Ortadoğu-Türkistan” hattında kültürel bir etki alanı kurma çabası, İsrail’in geleneksel devletler arası diplomasinin ötesine geçerek sivil ve dini networkleri de oyun planına dahil ettiğini göstermektedir.

Türkiye’yi Kuşatma ve Sabote Etme Teorisi

Anlaşmanın en kritik ve tartışmalı boyutlarından biri, şüphesiz Türkiye eksenidir. Tarihsel olarak Türkiye, Balkanlar’da Osmanlı mirasından tevarüs eden köklü bir kültürel, siyasi ve ekonomik nüfuza sahiptir. Arnavutluk ile Türkiye arasındaki stratejik ortaklık ve savunma sanayii iş birliği de üst düzeydedir. Ancak, İsrail-Arnavutluk yakınlaşması, bazı analistler tarafından Türkiye’nin Balkanlar’daki varlığını dengeleme ve hatta sabote etme girişimi olarak okunmaktadır. 2009 yılındaki “One Minute” krizinin ardından dönemin İsrail yönetimlerinin dile getirdiği “Türkiye’yi Kafkaslar, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Balkanlar hattında kuşatma” stratejisinin, bu anlaşma ile yürürlükte kalmaya devam ettiği savunulabilir.

Zira İsrail, Arnavutluk üzerinden geliştirdiği derin askeri ve siber iş birliğiyle, Türkiye’nin en güvendiği bölgesel müttefiklerinden birinin güvenlik mimarisine eklemlenmektedir. Bu durum Türkiye’nin sadece Arnavutluk üzerindeki değil, Kosova ve Kuzey Makedonya’daki Müslüman-Arnavut nüfus üzerindeki yumuşak gücünü de baskı altına almayı hedefliyor olabilir. İsrail’in bu hamlesi, Türkiye’nin tarihsel derinliğini siber alanda bypass etmeyi amaçlayan bir “Yumuşak Kuşatma Operasyonu” olarak da nitelendirilebilir.

Daha somut bir ifadeyle İsrail, Ankara’nın Balkanlar’daki “Gönül Coğrafyası” tahkimatını siber ağlarla sabote ederek, Türkiye’yi kendi yakın havzasında “Teknolojik Güvenlik Kıskacı”na almayı hedeflemektedir. İlerleyen süreçte bu dijital ablukanın, Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki askeri hareket alanını ve Balkanlar’daki savunma diplomasisini doğrudan sınırlayacak bir “Kripto-Stratejik Barikat” oluşturması kaçınılmaz bir gelecek projeksiyonu olarak kendisini göstermektedir. Nitekim Türkiye’nin etki alanını sınırlamak ve onu kendi yakın havzasında meşgul etmek, İsrail’in Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki hareket alanını genişletme stratejisinin doğal bir uzantısı olarak görülmektedir.

Bölgesel Fay Hatları: Çamerya, Yunanistan ve Eski Yugoslavya

İsrail’in Arnavut milliyetçiliği ve azınlıkları üzerinden yürüttüğü politika, Balkanlar’ın kronikleşmiş fay hatlarını da tetikleme potansiyeline sahiptir. Bu fay hatlarının başında Arnavutluk ile Yunanistan arasındaki tarihsel “Çamerya Sorunu” gelmektedir. İsrail’in Arnavut azınlık haklarına veya Tiran’ın bölgesel iddialarına vereceği örtülü siber veya istihbarı destek, Atina ile Tiran arasında yeni bir gerilime yol açabilir. Her ne kadar İsrail’in Yunanistan ile Doğu Akdeniz’de güçlü bir enerji ve güvenlik ortaklığı bulunsa da, Balkanlar’da Arnavut kartını oynaması iki taraflı bir denge oyununu zorunlu kılabilir. Zira, Tel Aviv’in siber mühimmatı Tiran üzerinden etnik azınlıklara yöneltmesi, Balkanlar’ın tarihsel fay hatlarını “Siber-Etnik Sismograf” haline getirmektedir.

Bu hamle, Çamerya üzerinden Yunanistan’ı ve azınlıklar üzerinden eski Yugoslavya bakiyesini sarsacak bir “Jeo-Dijital Fay Operasyonu” olarak nitelendirebilir. İsrail, konvansiyonel sınır ihtilaflarını siber ağlarla manipüle ederek bölgeyi “Algoritmik Mikro-Milliyetçilik” girdabına itebilir. Gelecek projeksiyonlarında bu durum; Belgrad ve Atina’nın Tiran’a yönelik savunma reflekslerini radikalleştirerek, Adriyatik-Slav ekseninde siber sabotaj tabanlı yeni bir “Balkan Hibrit Silahlanma Yarışı” dalgasını tetikleyebilir. Diğer taraftan, eski Yugoslavya coğrafyasındaki devletler, özellikle de Sırbistan, Arnavut nüfusunun güçlenmesini doğrudan bir ulusal güvenlik tehdidi olarak algılamaktadır. Dolayısıyla, Kosova sorununun hala çözülemediği bir atmosferde, Sırbistan bu hamleyi bölgedeki Arnavut yayılmacılığının tescillenmesi ve kendisinin stratejik olarak yalnızlaştırılması olarak yorumlayabilir.

Küresel ve Bölgesel Güçlerin Tepkileri

  • ABD: Geri çekilme sürecinde bölgenin rakip aksların eline geçmesindense, en yakın müttefiki olan İsrail’in kontrolünde yapılandırılmış bir güvenlik ağının kurulmasını örtülü ve lojistik olarak destekleyebilir. Zira Washington, “Vekalet yoluyla Dijital Tahkimat” modeliyle fiziki güç tasarrufu sağlarken, Rus ve Çin etkisini Adriyatik kıyısında kurduğu algoritmik bir sınır hattıyla bloke etmeyi öngörmektedir. Dolayısıyla Pentagon bu hamleyi, NATO’nun doğu kanadını yazılımsal istihbarat üsleriyle donatan asimetrik bir “Maliyet-Etkin Güvenlik Kalkanı” olarak kurgulamakta ve gelecekte bölgedeki operasyonel sorumluluğunu tamamen Tel Aviv’e devretmeyi planlar görünmektedir.
  • Rusya: Kremlin, bu vb. hamleleri Avrasya koridoruna doğrudan bir “Siber-Jeopolitik Sabotaj” olarak kodlamakta ve asimetrik yanıt senaryoları geliştirmektedir. Bu kapsamda Moskova, İsrail’in proaktif siber-askeri adımlarına karşı Sırbistan’ı ileri karakol olarak tahkim etmeyi, bölgedeki geleneksel Slav-Ortodoks direnç hattını yeni nesil elektronik harp mimarisiyle takviye edebilir. Bir diğer ifadeyle, Rus istihbaratı bu siber sızmayı, Batı ittifakının Balkanlar’daki Rus enerji ve nüfuz koridorlarını kalıcı olarak felç etmeye yönelik asimetrik bir “Dijital Kuşatma Doktrini” olarak değerlendirip, karşı yazılım hamleleri başlatabilir.
  • Fransa: Paris, bu girişimi Avrupa güvenlik mimarisine yönelik harici bir “Stratejik Sızma” olarak görüp, AB dışı siber-askeri koridorların kıtadaki otonomiyi felç etme girişimi olarak değerlendirebilir. Akdeniz havzasındaki jeopolitik ağırlığını korumaya çalışan Fransa, Balkanlar’daki istikrarın dış müdahalelerle sabote edilmesini önlemek adına stratejik özerklik kartını oynayabilir. Bu kapsamda Élysée Sarayı, Tel Aviv’in bu ani nüfuz hamlesini AB’nin bölgedeki entegrasyon tekeline indirilmiş teknolojik bir darbe ve “Yazılımsal Bir Müdahale” olarak tanımlayarak karşı diplomatik blokajları gündemine alabilir.
  • İngiltere: Londra, bu ittifakı “İstihbari Kaldraç” olarak değerlendirip, Beş Göz Ağı’nın siber erişim kapasitesini Adriyatik içlerine genişletecek sivil-askeri entegrasyon fırsatına dönüştürebilir. Brexit sonrası küresel siyasi ağlarını genişletmek isteyen Londra, siber güvenlik odaklı bu anlaşmayı Rusya ve Çin nüfuzunu sınırlayacak stratejik bir bariyer olarak destekleyebilir. Bu kapsamda MI6, örneğin, Tiran’da kurulan bu dijital istihbarat istasyonunu Britanya’nın Balkanlar-Doğu Akdeniz aksındaki Asimetrik Gözetleme Ağı’na eklemlemek için siber danışmanlık kanallarını devreye sokabilir.
  • Almanya: Berlin, bu ortaklığı Avrupa’nın yumuşak karnına yöneltilmiş bir “Algoritmik Müdahale” olarak algılayıp, AB genişleme vizyonunun Brüksel dışı bir istihbarat odağı tarafından esir alınmasından endişe edebilir. Zira Almanya, siber güvenlik egemenliğinin devrini kıtanın bütünlüğüne tehdit sayarak, Tiran’ın üyelik müzakerelerinde “Dijital Akreditasyon ve Güvenlik Filtreleri” uygulamayı planlayabilir. Dolayısıyla Berlin, siber altyapıların harici güçlerce yönetilmesini AB egemenliğine çekilmiş dijital bir “Demir Perde” olarak kodlayıp, Tiran’a yönelik mali fonları dondurma tehdidini öne sürebilir.
  • İtalya: Roma, İsrail’in Adriyatik’teki bu sıçramasını tarihsel “Mare Nostrum” (Bizim Deniz) nüfuz sahasına yapılmış asimetrik bir tecavüz olarak değerlendirebilir. Adriyatik hegemonyasının siber-askeri bir üstünlükle bypass edilmesinden sarsılan İtalya, Balkanlar’daki iktisadi ağırlığını korumak adına Tiran hattına karşı “Siber Savunma Kordonu” inşasını gündeme getirebilir. Bu kapsamda, örneğin İtalyan kurmaylar, bu anlaşmayı Roma’nın bölgedeki tarihsel koruyuculuk rolünü teknolojik olarak felç eden bir “Jeo-Stratejik İkamet” girişimi olarak değerlendirip, Adriyatik savunma bütçesini radikal bir şekilde artırma yoluna gidebilir.
  • Yunanistan: Atina, Tel Aviv’in Balkanlar’da Arnavut kartını oynamasını kuzey sınırlarında bir “Stratejik Güvenlik Paradoksu” olarak kodlayıp, Doğu Akdeniz’deki İsrail ortaklığı ile Balkanlardaki ulusal bütünlük endişesi arasında sıkışabilir. Yunanistan, bu dijital tahkimatın Çamerya iddialarını besleyeceğini öngörerek ittifak içi “Asimetrik Dengeleme” arayışına girebilir. Bu kapsamda, örneğin, Yunan diplomasisi, İsrail’in Tiran’ı dijital mühimmatla donatmasını kendi arka bahçesinde büyüyen asimetrik bir “Etnik-Teknolojik Tehdit” olarak değerlendirip, buna göre sürpriz hamleler yapabilir.
  • Sırbistan: Belgrad, siber mühimmatın Tiran-Priştine aksına entegre edilmesini kendisine yönelik topyekûn bir “Varoluşsal Kuşatma Operasyonu” olarak okumaktadır. Müslüman-Arnavut blokunun algoritmik üstünlük kazanmasını askeri dengelerin imhası sayan Sırbistan, karşı hamle olarak Avrasya eksenli siber-taktik savunma hatlarını devreye sokmayı planlayabilir. Örneğin Belgrad yönetimi, bu siber tahkimatı Kosova sorununu tamamen çözümsüzlüğe iten ve Sırp egemenliğini yazılımlarla rehin alan teknolojik bir “İşgal Öncesi Kuşatma” olarak tanımlayıp, Çin’den yeni nesil radar ve savunma sistemleri talep edebilir.

Yeni Büyük Oyun’un Adriyatik Cephesi

Bu hamle, Avrasya hakimiyetini hedefleyen Yeni Büyük Oyun’un merkez üssünü Orta Asya’dan Adriyatik-Balkan koridoruna kaydıran tarihsel bir kırılmadır. Küresel güçlerin bu coğrafyadaki nüfuz yarışında Yeni Büyük Oyun’un Balkanlar boyutu, fiziksel askeri tahkimatların yerini yazılımsal mülkiyetlerin aldığı sofistike bir evreye geçmiştir. Geleneksel analizlerin göz ardı ettiği en radikal bulgu; İsrail’in fiziki coğrafyaya bağımlı kalmadan, siber altyapı mülkiyeti üzerinden bölgede kurduğu “Kripto-Egemenlik” alanıdır. Bu anlaşma ile Tiran, İsrail’in Avrupa içlerine sızan istihbari “arka kapısı” haline gelmektedir. Gelecek projeksiyonlarında bu durum, Balkanlar’ı küresel veri savaşlarının ve hibrit operasyonların ilk sıcak çatışma sahasına dönüştürecek gibi görünmektedir. İsrail’in bölgedeki temel niyet ve hedefi, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nin Avrupa giriş kapısını, Rusya’nın enerji hatlarını ve Türkiye’nin insani diplomasisini aynı anda felç edebilecek çok boyutlu bir “Siber Tampon Bölge” inşa etmek olarak ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda Balkanlar, Yeni Büyük Oyun’da artık yalnızca jeopolitik bir geçiş koridoru değil, Avrasya-Avrupa aksındaki veri akışını manipüle eden “Algoritmik bir Filtre” işlevi görmektedir. Kısa vadede bu durum, bölge devletlerini Brüksel veya Washington yerine dijital anahtarı elinde tutan Tel Aviv’e stratejik olarak bağımlı kılabilir. Balkanlar; etnik sınırların değil, siber frekansların ve veri ağlarının çarpıştığı, küresel güçlerin proksileri vasıtasıyla hesaplaştığı yeni bir asimetrik cepheye dönüşebilir.

Sonuç

Tiran odaklı bu stratejik hamle, fiziki coğrafyanın sınırlarını siber kodlarla aşan “Kripto-Jeopolitik” bir devrimin tescili olup, Yeni Büyük Oyun’un Balkanlar boyutunu denklemin merkezine oturtmaktadır. İsrail; sofistike savunma yatırımları, siber istihbarat ağları ve hibrit doktrinlerle ördüğü bu yeni mimari vasıtasıyla hem ABD’den boşalan nüfuz koridorunu tahkim etmekte hem de Türkiye ve İran gibi bölgesel güçlerin tarihsel etki alanlarını asimetrik bir biçimde baskılamaktadır. İngiltere, Fransa ve Rusya gibi küresel aktörlerin de ağırlıklarını koyduğu bu çok katmanlı denklemde Balkanlar, artık etnik gerilimlerin ötesinde küresel veri savaşlarının ve siber proksilerin ana muharebe alanına dönüşmüştür.

Tiran-Tel Aviv ekseni üzerinden yükselen “Siber Tampon Bölge” stratejisi, Yeni Büyük Oyun’un Avrasya genelindeki güç dengelerini Adriyatik hattından sarsarak bölge devletlerinin ulusal komuta-kontrol mekanizmalarını dijital bir bağımlılık sarmalına sürükleme potansiyeli taşımaktadır. Yakın gelecekte bu asimetrik bağımlılık, klasik egemenlik tanımlarını hükümsüz kılacak ve geleneksel ittifak modellerini siber ağların rızasına mahkûm edecektir. Önümüzdeki süreçte, dijital anahtarların ve algoritmik üstünlüğün belirleyeceği bu asimetrik dengeler, Balkanlar’ın kırılgan fay hatlarını siber sarsıntılarla derinlemesine test etmeye devam edecek görünmektedir. Küresel güçlerin proksileri vasıtasıyla Adriyatik hattında yürüttüğü bu yeni nesil kuşatma, bölgedeki tüm aktörleri savunma paradigmalarını kökten değiştirmeye zorlamaktadır.

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
1969 Dörtyol-Hatay doğumlu olan Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 1993 yılında mezun oldu. BÜ’de 1995 yılında Yüksek Lisans çalışmasını tamamlayan Erol, aynı yıl BÜ’de doktora programına kabul edildi. Ankara Üniversitesi’nde doktorasını 2005’de tamamlayan Erol, 2009 yılında “Uluslararası İlişkiler” alanında doçent ve 2014 yılında da Profesörlük unvanlarını aldı. 2000-2006 tarihleri arasında Avrasya Stratejik Araştırmaları Merkezi (ASAM)’nde görev yapan Erol, ASAM’ın Genel Koordinatörlük görevini de bir dönemliğine yürütmüştür. 2009 yılında Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün (SDE) Kurucu Başkanlığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (USGAM)’nin de kurucu başkanı olan Prof. Erol, Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi (YTSAM) Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Başkanlığını da yürütmektedir. Prof. Erol, Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (GAZİSAM) Müdürlüğü görevinde de bulunmuştur. 2007 yılında Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyası Hizmet Ödülü”nü alan Prof. Erol, akademik anlamdaki çalışmaları ve medyadaki faaliyetlerinden dolayı çok sayıda ödüle layık görülmüştür. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir: 2013 yılında Çağdaş Demokratlar Birliği Derneği tarafından “Yılın Yazılı Medya Ödülü”, 2015 yılında “APM 10. Yıl Hizmet Ödülü”, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından “2015 Yılın Basın-Fikir Ödülü”, Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri “2016 Gönül Elçileri Medya Onur Ödülü”, Yörük Türkmen Federasyonları tarafından verilen “2016 Türkiye Onur Ödülü”. Prof. Erol’un 15 kitap çalışması bulunmaktadır. Bunlardan bazılarının isimleri şu şekildedir: “Hayalden Gerçeğe Türk Birleşik Devletleri”, “Türkiye-AB İlişkileri: Dış Politika ve İç Yapı Sorunsalları”, “Avrasya’da Yeni Büyük Oyun”, “Türk Dış Politikasında Strateji Arayışları”, “Türk Dış Politikasında Güvenlik Arayışları”, “Türkiye Cumhuriyeti-Rusya Federasyonu İlişkileri”, “Sıcak Barışın Soğuk Örgütü Yeni NATO”, “Dış Politika Analizinde Teorik Yaklaşımlar: Türk Dış Politikası Örneği”, “Krizler ve Kriz Yönetimi: Aktörler ve Örnek Olaylar”, “Kazakistan” ve “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”. 2002’den bu yana TRT Türkiye’nin sesi ve TRT Radyo 1 (Ankara Radyosu) “Avrasya Gündemi”, “Stratejik Bakış”, “Küresel Bakış”, “Analiz”, “Dosya”, “Haber Masası”, “Gündemin Öteki Yüzü” gibi radyo programlarını gerçekleştirmiş olan Prof. Erol, TRT INT televizyonunda 2004-2007 yılları arasında “Arayış”, 2007-2010 yılları arasında Kanal A televizyonunda “Sınır Ötesi” ve 2020-2021’de de BBN TÜRK televizyonunda “Dış Politika Gündemi” programlarını yapmıştır. 2012-2018 yılları arasında Millî Gazete’de “Arayış” adlı köşesinde dış politika yazıları yayımlanan Prof. Erol’un ulusal-uluslararası medyada çok sayıda televizyon, radyo, gazete, haber siteleri ve dergide uzmanlığı dahilinde görüşlerine de başvurulmaktadır. 2006-2018 yılları arasında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ve Ankara Üniversitesi Latin Amerika Araştırmaları Merkezi’nde (LAMER) de dersler veren Prof. Erol, 2018’den bu yana Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak akademik kariyerini devam ettirmektedir. Prof. Erol, 2006 yılından itibaren Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de dersler vermiştir. Prof. Erol’un başlıca ilgi ve uzmanlık alanları ve bu kapsamda lisans, master ve doktora seviyesinde verdiği derslerin başlıcaları şu şekilde sıralanabilir: “Jeopolitik”, “Güvenlik”, “İstihbarat”, “Kriz Yönetimi”, “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”, “Türk Dış Politikası”, “Rus Dış Politikası”, “ABD Dış Politikası”, “Orta Asya ve Güney Asya”. Çok sayıda dergi ve gazetede yazıları-değerlendirmeleri yayımlanan Prof. Erol’un; “Avrasya Dosyası”, “Stratejik Analiz”, “Stratejik Düşünce”, “Gazi Bölgesel Çalışmalar”, “The Journal of SSPS”, “Karadeniz Araştırmaları gibi” akademik dergilerde editörlük faaliyetlerinde bulunan Prof. Erol, “Bölgesel Araştırmalar”, “Uluslararası Kriz ve Siyaset Araştırmaları”, “Gazi Akademik Bakış”, “Ege Üniversitesi Türk Dünyası İncelemeleri”, “Ankara Uluslararası Sosyal Bilimler”, “Demokrasi Platformu” dergilerinin editörlüklerini hali hazırda yürütmekte, editör kurullarında yer almaktadır. 2016’dan bu yana Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Kurucu Başkanı olarak çalışmalarını devam ettiren Prof. Erol, evli ve üç çocuk babasıdır.