Tarih:

Paylaş:

Paris’teki Okul Sıralarından Jeopolitik Kırılma Hattına: Avrupa Sokakları Neyi Fısıldıyor?

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Avrupa, tarihsel kodlarında saklı olan kitlesel huzursuzluk dalgalarından bir yenisiyle daha karşı karşıya bulunmaktadır. Fransa’da lise öğrencileriyle başlayan ve kısa sürede Belçika’ya sirayet eden eylemler, kıtanın köklü yapısını derinden sarsmaktadır. İlk bakışta kalabalık sınıflar, bütçe kesintileri, altyapı çöküşü ve artan harç ücretleri gibi mikro eğitim sorunlarına verilen izole bir gençlik reaksiyonu olarak görünen bu dalga, aslında suyun altındaki devasa bir jeopolitik buzdağına işaret etmektedir. Zira, Batı liberalizminin kalesi konumundaki metropollerde yanan barikatlar, sadece yerel birer protesto değil; sosyo-ekonomik sistemin tıkanıklığının, egemenlik krizinin ve küresel güç savaşlarının sokaktaki somut yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.

Süreç, bilindiği üzere, eğitimde tasarruf kesintileri ve genç nesillerde baş gösteren geleceksizlik hissi gibi mikro dinamiklerle tetiklenmiştir. Ancak bu kıvılcım; Ukrayna Savaşı’nın getirdiği devasa maliyetler, savunma bütçesi baskısı ve Rus gazından Amerikan LNG’sine geçişle katlanan enerji faturası gibi makro jeopolitik baskılarla hızla birleşmiştir. Açıkça gündeme getirilmese de, Gazze ve Lübnan çizgisinde büyüyen toplumsal kutuplaşma da sokağın tansiyonunu arka planda artıran faktörler olarak değerlendirilmektedir. Nihai aşamada ise karşımıza, “Yeniden Avrupa” ve “Stratejik Özerklik” arayışlarının sabote edilmesi ile Atlantikçi statüko arasındaki sistemik egemenlik savaşı çıkmaktadır. Kıta Avrupası, küresel dengelerin yeniden dağıtıldığı bu kritik tarihsel eşikte, kendi iç barışı ile Atlantik ötesi statüko arasında sıkışmıştır.

Bu analiz; öğrenci isyanlarının arkasında yatan makro tasarımı, aktörleri, hibrid savaş manipülasyonlarını, entegrasyon krizini ve Avrupa’nın geleceğini inşa edecek kırılma hatlarını tüm boyutlarıyla masaya yatırmaktadır.

Sosyo-Ekonomik Sınırların Ötesi: İç ve Dış Siyasetin Kesişimi

Olayları sırf ekonomik refahın gerilemesi ya da “kamusal tasarruf tedbirleri” parantezinde okumak eksik bir analiz olacaktır. Olayların iç siyasete bakan yönü, Avrupa’daki merkez siyasetin meşruiyet krizidir. Hükümetlerin halk tabanından kopması, radikal sağ ve radikal sol hareketlerin zeminini beslemektedir.

Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) enflasyonu dizginlemek adına uyguladığı faiz politikaları ile eğitim ve sağlık gibi kamusal alanların tasfiyesi arasında doğrudan bir bağ bulunmaktadır. ECB’nin enflasyonu dizginlemek adına uzun süre yüksek tuttuğu faiz oranları, üye devletlerin borçlanma maliyetlerini sürdürülemez seviyelere ulaştırmıştır. Devletler, devasa borç faizlerini ödeyebilmek ve bütçe açıklarını kapatabilmek için en kolay feda edilebilir alanlara yönelmiş; yani eğitim, sağlık ve sosyal yardımlarda radikal tasfiyelere gitmiştir. Dolayısıyla gençliğin öfkesi, yapısal finans kapital sisteminin faturasının doğrudan okullara ve geleceğe kesilmesine duyulan bir isyan olarak kendisini göstermektedir.

Dış siyasette ise durum çok daha çarpıcı bir denkleme açılmaktadır: Kıta Avrupası, dış dinamiklerin ve küresel aktörlerin açık müdahale ve manipülasyon alanına dönüşmüştür. Bu kapsamda iki temel husus karşımıza çıkmaktadır:

  • Avrupa Ordusu ve Sarı Yelekliler Paradoksu: Geçmişte Fransa ne zaman NATO’dan bağımsız bir “Avrupa Ordusu” fikrini yüksek sesle dillendirdiyse, birdenbire kendisini “Sarı Yelekliler” kriziyle sokaklarda bulmuştu. Bugün de Paris ve Brüksel hattında Washington eksenli Atlantikçi statükoya karşı çıkıp “Stratejik Özerklik” arayan, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda daha itidalli veya bağımsız bir diplomasi yürütmeye yeltenen Fransa’nın eş zamanlı bir kaos sarmalına sürüklenmesi rastlantısal bir kronolojiyle açıklanamaz.
  • “Cezalandırılan” Bağımsız Çizgi: Rusya-Ukrayna krizinde angajman seviyesini tartmaya çalışan, İsrail’in Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’daki saldırganlığına karşı Filistin devletini tanıma alternatifini masaya koyan, iki devletli çözümü zorlayan bir Avrupa/AB vizyonu, hegemonik odaklar tarafından istikrarsızlaştırma kartı ile terbiye edilmek istenmektedir. Sosyal medya algoritlamalarından sokaktaki marjinal grupların fonlanmasına kadar uzanan hibrid müdahale araçları, bağımsızlık iddiasındaki “Yeniden Avrupa” arayışına net bir uyarı niteliğindedir.

Hibrid Savaş, Algoritmalar ve Siber Dezenformasyon

Bu protestoların yayılma hızını incelediğimizde dijital gözetim toplumu araçları ve yeni nesil sosyal medya algoritmalarının etkisi açıkça görülmektedir. Siber dezenformasyon ve sosyal medya manipülasyonları, organik halk tepkilerini jeopolitik birer silaha dönüştürmüştür. TikTok, X ve Telegram algoritmaları, doğrulanmamış dezenformasyon içeriklerini ve polis şiddeti videolarını öne çıkararak kitlesel öfkeyi körüklemektedir. Hibrid savaş doktrinleri doğrultusunda, kıta dışı aktörlerin siber bot çiftlikleri üzerinden koordinasyon sağladığı ve toplumsal fay hatlarını kaşıdığı tespit edilmektedir. Yapay zekâ destekli derin sahte (deepfake) içerikler ve manipülatif anlatılar, sokaktaki gençleri manipüle ederken ulus-devletleri güvenlik krizine sokmaktadır. Diğer taraftan devletlerin yapay zekalı gözetim sistemleri de kitleleri fişlemek ve bastırmak için kullanılmaktadır. Sosyal medya, dış aktörler için hibrid bir manipülasyon alanı yaratırken, ulus-devletler için otoriter bir kontrol mekanizmasına dönüşmektedir.

Aktörlerin Çıkar Çatışması, İttifaklar ve Seçim Stratejileri

Bu kaos iklimi hem küresel hem de yerel düzeyde belirli aktörlerin işine yaramaktadır:

  1. Anglosakson/Atlantikçi Blok: Avrupa’nın askeri, ekonomik ve diplomatik olarak Washington’a tamamen bağımlı kalmasını, enerji krizinde ABD’ye mahkûm olmasını ve savunma sanayi ihalelerini Atlantik ötesine kaptırmasını arzulamaktadır. Kuşkusuz, Avrupa’nın içe dönmesi, stratejik özerklik iddialarını rafa kaldıracak ya da en azından uzun bir süreliğine sekteye uğratacaktır.
  2. Rusya: Avrupa’nın kendi iç meseleleriyle felç olması, Ukrayna’ya giden finansal ve askeri desteğin kesilmesi Moskova’nın jeopolitik elini güçlendirmektedir. Protestolarda gençlerin “Bütçeler silahlanmaya değil, eğitime harcansın” sloganları atması bu açıdan manidardır.
  3. Kıta İçi Radikal Odaklar: Avrupa içinde sistem karşıtı marjinal sol gruplar ve düzensiz göçmen karşıtlığı üzerinden konsolide olan aşırı sağ partiler, dış güçlerin hibrid operasyonlarıyla doğrudan ya da dolaylı olarak aynı çizgide buluşmaktadır. Bu gruplar mevcut AB yapılarını çökertmek isteyen dış dinamiklerden lojistik, medya ve finansman desteği devşirmektedir.

Aşırı sağ partiler, sokaktaki bu kriz ortamını ve öğrenci eylemlerini yaklaşan seçimler için stratejik bir sermayeye dönüştürmektedir. Fransa’da Ulusal Birlik (RN) ve Belçika’da Vlaams Belang gibi yapılar, sol eğilimli gençlerin protestolarını “mevcut liberal elitlerin ve kontrolsüz küreselleşmenin iflası” olarak nitelendirerek popülist bir retorik geliştirmektedir. Güvenlik ve düzen temalarını işleyen bu partiler, merkez hükümetlerin kamu düzenini sağlayamadığını savunarak orta sınıf seçmenin elitlere olan güvensizliğini sandığa tahvil etmeyi hedeflemektedir. Sol marjinal grupların vandalizmini öne çıkaran aşırı sağ, kendisini istikrarın tek güvencesi olarak sunarak siyasi yelpazedeki yükselişini kalıcı hale getirmeye çalışmaktadır.

Burada gözden kaçırılmaması gereken bir diğer yapısal soru, Kıta Avrupası’nın enerji bağımlılığında eksen değiştirmesinin (Rus gazından Amerikan LNG’sine geçiş) bu toplumsal maliyetlere etkisidir. Ucuz Rus gazının kesilmesiyle sanayisi daralan ve enerji maliyetleri katlanan Avrupa, Amerikan LNG’sine bağımlı hale gelmiştir. Bu durum, Avrupa ekonomisinin rekabet gücünü eritmiş, devasa bir bütçe açığı yaratmış ve hükümetleri eğitim bütçelerini kısmaya zorlamıştır. Sokaktaki öğrencilerin yaşadığı yoksullaşma, aslında Avrupa’nın enerji savaşlarında kaybettiği bağımsızlığın doğrudan bir faturasıdır.

Krizin Kesişen Fay Hatları: Göç ve Entegrasyon

Gençlik hareketlerinin ulaştığı bu kitlesellik, Avrupa’nın kronikleşen göç politikaları ve entegrasyon kriziyle de doğrudan göbekten bağlıdır. Protestolara katılan varoşlardaki ikinci ve üçüncü nesil göçmen kökenli gençler, eğitimdeki fırsat eşitsizliği ve bütçe kesintilerinden en ağır darbeyi alan kesimi oluşturmaktadır. Kurumsal ırkçılık, gettolaşma ve istihdam piyasasından dışlanma gibi yapısal sorunlar, eğitim hakkı savunuculuğu üzerinden sokağa yansıyan öfkeyi daha da radikalleştirmektedir. Hükümetlerin entegrasyon politikalarındaki başarısızlığı, bütçe kısıtlamalarıyla birleştiğinde bu gençlerde sisteme karşı derin bir yabancılaşma yaratmaktadır. Dolayısıyla öğrenci eylemleri, sadece akademik taleplerin ötesinde, Avrupa’nın çok kültürlülük vaadinin çöküşüne ve çevreye itilmiş toplumsal sınıfların sisteme karşı biriken yapısal patlamasına ayna tutmaktadır.

Domino Etkisi: Almanya ve İtalya’ya Sıçrama Potansiyeli

Fransa ve Belçika ekseninde gelişen bu olayların, AB’nin diğer iki lokomotifi olan Almanya ve İtalya’ya sıçrama potansiyeli oldukça yüksektir. Almanya, bütçe krizleri, sanayisizleşme korkusu ve kemer sıkma politikaları nedeniyle toplumsal açıdan zaten patlamaya hazır bir barut fıçısı görünümündedir. Eğitim altyapısının alarm verdiği ve bütçe disiplini tartışmalarının hükümeti sarstığı Berlin’de, benzer lise boykotlarının tetiklenmesi an meselesidir. İtalya ise yüksek genç işsizliği, güvencesiz çalışma koşulları ve Başbakan Giorgia Meloni hükümetinin bütçe kısıtlamaları nedeniyle bu dalgaya karşı son derece kırılgandır. Roma ve Milano gibi metropollerdeki üniversite ve lise gençliği, Fransa’daki kıvılcımı kendi hak arayışları için bir esin kaynağı olarak görmektedir. Ekonomik daralma ve sosyal devletin tasfiyesi, bu domino etkisini kaçınılmaz kılmaktadır.

1848 Devrimleri ile Benzeşim Ne Kadar Doğru?

Sokak hareketlerinin Avrupa metropollerine sıçrama eğilimi, akıllara 1848 “Halkların Baharı Devrimleri”ni getirmektedir. Bu iki tarihsel dönemi belirli boyutlar üzerinden kıyaslamak mümkündür:

Öncelikle, 1848 Devrimleri’nde ana itici güç endüstrileşme, mutlakıyet karşıtlığı, milliyetçilik ve açlık iken; günümüz Avrupa olaylarında post-endüstriyel çöküş, refah devleti krizi ve güvencesizlik olarak öne çıkmaktadır. Yayılım dinamiği açısından bakıldığında ise, 1848’de kulaktan kulağa ve dönemin kısıtlı basınıyla aylar süren bir dalga söz konusuyken; günümüzde sosyal medya ağları ve siber manipülasyonlarla gün içinde sınır aşımı gerçekleşmektedir. Son olarak hedef boyutu incelendiğinde, 1848 Devrimleri eski rejimi yıkıp ulus-devletler kurmayı amaçlarken; günümüz olayları küresel oligarşiye karşı kamusal hakları korumayı ve mevcut elitleri devirmeyi hedeflemektedir.

Dolayısıyla bu olayları 1848 ile özdeşleştirmek sosyolojik olarak kısmen doğrudur; çünkü her iki dönemde de mevcut sistem yeni neslin taleplerini karşılayamaz hale gelmiştir. Ancak günümüzdeki fark, sokakların vekalet savaşlarının hibrid bir cephesi haline getirilmiş olmasıdır. 1848 tabandan tavana organik bir patlamayken, mevcut gelişmeler organik bir hoşnutsuzluğun inorganik aktörlerce manipüle edilme riskini bağrında taşımaktadır.

Ufuktaki Senaryolar ve Stratejik Özerkliğin Geleceği

Gelişmeler, AB’den yükselen küresel çıkışları derinden sarsacaktır. Bu bağlamda, Avrupa’nın küresel bir aktör olma iddiasını simgeleyen “Stratejik Özerklik” kavramı, bu iç çalkantılar ve jeopolitik raporların analizleri ışığında tamamen rafa kalkma riskiyle karşı karşıyadır. Brüksel merkezli düşünce kuruluşlarının raporları, iç istikrarını koruyamayan ve bütçesi sokak olaylarıyla sarsılan bir Avrupa’nın, küresel güç rekabetinde bağımsız bir kutup olamayacağını net biçimde ortaya koymaktadır. Güvenlik harcamalarını artırmak zorunda kalan üye devletler, sosyal bütçeleri kıstıkça sokağı kaybetmekte; sokağı yatıştırmak için harcama yaptıklarında ise savunma vizyonlarından ödün vermektedir. Paris ve Brüksel, iç barışı sağlamak adına savunma ve enerji bağımsızlığı yatırımlarını ertelemek zorunda kalabilirler. Bu durum, stratejik özerklik vizyonunu entelektüel bir temenniden öteye geçiremeyecek ve kıtayı yeniden tamamen Atlantik şemsiyesine sığınmaya zorlayacaktır.

Bu kapsamda, önümüzdeki süreçte iki temel makro senaryo öne çıkacak gibi görünmektedir:

  • Senaryo A (Geri Adım ve Uydulaşma): Avrupa liderleri, sokak baskısına, yapay hibrid istikrarsızlaştırmalara ve ekonomik yıpratmaya dayanamayarak bağımsızlık iddialarından vazgeçerler. Dış politikada Gazze, Ortadoğu ve Rusya hususunda tamamen Atlantikçi çizgiye teslim olan, içeride ise protestoları bastırmak adına sert güvenlikçi politikalara kayan, küresel vizyonunu kaybetmiş bir “Uydulaşmış Avrupa” dizayn edilir.
  • Senaryo B (Kutuplaşmış Radikalizm ve Çöküş): Devletler sokaktaki gösterileri bastırmak için özgürlükleri kısıtladıkça liberal demokrasi miti çöker. Bu durum iç politikada sokağın yarattığı güvenlik kaygısını arkasına alan aşırı sağın iktidara yürüyüşünü hızlandırır. Sonuç; stratejik özerkliğini tamamen kaybetmiş, sınırların içeride yeniden örüldüğü ve jeopolitik iddialardan tamamen arındırılmış, uysal ve parçalı bir birliktir.

Sonuç: Küresel Dizayn Laboratuvarında Avrupa

Nihayetinde, Fransa ve Belçika sokaklarında yanan çöp konteynerleri ve yükselen barikatlar, salt lokal bütçe kesintilerine duyulan yüzeysel bir öfkenin ifadesi değildir. Bu sarsıntı, küresel sisteme tek kutuplu yön vermek ve kendi hegemonik çıkarlarını dayatmak isteyen Atlantikçi odakların, dış politikada bağımsızlık ve stratejik özerklik arayışındaki Brüksel ve Paris eksenine kestiği hibrid bir jeopolitik faturadır. Kıta Avrupası, sosyolojik olarak 1848 ruhunu andıran bu kitlesel ve organik kırılmayı ya köklü bir sosyo-ekonomik restorasyonla aşarak kendi özgün refah devleti modeline ve bağımsız dış politika çizgisine dönecek ya da dış güçlerin siber dezenformasyon ağlarıyla beslenen hibrid dizayn laboratuvarında parçalanan edilgen bir coğrafyaya dönüşecektir. Eğitimi feda eden, gençliğini gettolara iterek entegrasyon krizini derinleştiren ve kendi jeopolitik geleceğini siber manipülasyonlara kaptıran vizyonsuz Avrupalı merkez elitler için zaman hızla daralmaktadır. Almanya ve İtalya gibi diğer lokomotif ülkelerin de bu domino etkisinin menziline girmesiyle birlikte, kriz artık tüm kıtanın ortak beka meselesi haline gelmiştir. Avrupa sokaklarından yükselen bu isyan çığlığı, küresel hegemon güçlerin çizdiği teslimiyetçi sınırları uysalca kabullenmek ile kendi kaderini hür iradesiyle tayin etmek arasında verilecek olan o son büyük, kaçınılmaz tarihsel ve stratejik medeniyet kavgasının en net habercisidir. Kıta, ya bu sinsi vesayet zincirlerini tamamen sarsıp kıracak ya da küresel sistemin marjinal bir kenar mahallesi olmaya mahkûm kalacaktır.

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
1969 Dörtyol-Hatay doğumlu olan Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 1993 yılında mezun oldu. BÜ’de 1995 yılında Yüksek Lisans çalışmasını tamamlayan Erol, aynı yıl BÜ’de doktora programına kabul edildi. Ankara Üniversitesi’nde doktorasını 2005’de tamamlayan Erol, 2009 yılında “Uluslararası İlişkiler” alanında doçent ve 2014 yılında da Profesörlük unvanlarını aldı. 2000-2006 tarihleri arasında Avrasya Stratejik Araştırmaları Merkezi (ASAM)’nde görev yapan Erol, ASAM’ın Genel Koordinatörlük görevini de bir dönemliğine yürütmüştür. 2009 yılında Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün (SDE) Kurucu Başkanlığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (USGAM)’nin de kurucu başkanı olan Prof. Erol, Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi (YTSAM) Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Başkanlığını da yürütmektedir. Prof. Erol, Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (GAZİSAM) Müdürlüğü görevinde de bulunmuştur. 2007 yılında Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyası Hizmet Ödülü”nü alan Prof. Erol, akademik anlamdaki çalışmaları ve medyadaki faaliyetlerinden dolayı çok sayıda ödüle layık görülmüştür. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir: 2013 yılında Çağdaş Demokratlar Birliği Derneği tarafından “Yılın Yazılı Medya Ödülü”, 2015 yılında “APM 10. Yıl Hizmet Ödülü”, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından “2015 Yılın Basın-Fikir Ödülü”, Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri “2016 Gönül Elçileri Medya Onur Ödülü”, Yörük Türkmen Federasyonları tarafından verilen “2016 Türkiye Onur Ödülü”. Prof. Erol’un 15 kitap çalışması bulunmaktadır. Bunlardan bazılarının isimleri şu şekildedir: “Hayalden Gerçeğe Türk Birleşik Devletleri”, “Türkiye-AB İlişkileri: Dış Politika ve İç Yapı Sorunsalları”, “Avrasya’da Yeni Büyük Oyun”, “Türk Dış Politikasında Strateji Arayışları”, “Türk Dış Politikasında Güvenlik Arayışları”, “Türkiye Cumhuriyeti-Rusya Federasyonu İlişkileri”, “Sıcak Barışın Soğuk Örgütü Yeni NATO”, “Dış Politika Analizinde Teorik Yaklaşımlar: Türk Dış Politikası Örneği”, “Krizler ve Kriz Yönetimi: Aktörler ve Örnek Olaylar”, “Kazakistan” ve “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”. 2002’den bu yana TRT Türkiye’nin sesi ve TRT Radyo 1 (Ankara Radyosu) “Avrasya Gündemi”, “Stratejik Bakış”, “Küresel Bakış”, “Analiz”, “Dosya”, “Haber Masası”, “Gündemin Öteki Yüzü” gibi radyo programlarını gerçekleştirmiş olan Prof. Erol, TRT INT televizyonunda 2004-2007 yılları arasında “Arayış”, 2007-2010 yılları arasında Kanal A televizyonunda “Sınır Ötesi” ve 2020-2021’de de BBN TÜRK televizyonunda “Dış Politika Gündemi” programlarını yapmıştır. 2012-2018 yılları arasında Millî Gazete’de “Arayış” adlı köşesinde dış politika yazıları yayımlanan Prof. Erol’un ulusal-uluslararası medyada çok sayıda televizyon, radyo, gazete, haber siteleri ve dergide uzmanlığı dahilinde görüşlerine de başvurulmaktadır. 2006-2018 yılları arasında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ve Ankara Üniversitesi Latin Amerika Araştırmaları Merkezi’nde (LAMER) de dersler veren Prof. Erol, 2018’den bu yana Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak akademik kariyerini devam ettirmektedir. Prof. Erol, 2006 yılından itibaren Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de dersler vermiştir. Prof. Erol’un başlıca ilgi ve uzmanlık alanları ve bu kapsamda lisans, master ve doktora seviyesinde verdiği derslerin başlıcaları şu şekilde sıralanabilir: “Jeopolitik”, “Güvenlik”, “İstihbarat”, “Kriz Yönetimi”, “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”, “Türk Dış Politikası”, “Rus Dış Politikası”, “ABD Dış Politikası”, “Orta Asya ve Güney Asya”. Çok sayıda dergi ve gazetede yazıları-değerlendirmeleri yayımlanan Prof. Erol’un; “Avrasya Dosyası”, “Stratejik Analiz”, “Stratejik Düşünce”, “Gazi Bölgesel Çalışmalar”, “The Journal of SSPS”, “Karadeniz Araştırmaları gibi” akademik dergilerde editörlük faaliyetlerinde bulunan Prof. Erol, “Bölgesel Araştırmalar”, “Uluslararası Kriz ve Siyaset Araştırmaları”, “Gazi Akademik Bakış”, “Ege Üniversitesi Türk Dünyası İncelemeleri”, “Ankara Uluslararası Sosyal Bilimler”, “Demokrasi Platformu” dergilerinin editörlüklerini hali hazırda yürütmekte, editör kurullarında yer almaktadır. 2016’dan bu yana Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Kurucu Başkanı olarak çalışmalarını devam ettiren Prof. Erol, evli ve üç çocuk babasıdır.