Tarih:

Paylaş:

Küresel Kopuştan Kolektif Dirence: Türkiye-Kanada Stratejik Ekseni ve Avrasya Denklemi

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Yirmi birinci yüzyılın ikinci çeyreği, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen kurumsal, normatif ve tek kutuplu dünya düzeninin resmen çözüldüğü bir “Tektonik Jeopolitik Kırılma” dönemine sahne oluyor. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin ifadesiyle, “eski dünya düzeninin yok olduğu” ve merhametsiz ticaret savaşlarının egemenlik haklarını doğrudan tehdit ettiği bu yeni konjonktürde, Ottava geleneksel Washington bağımlılığını esnetmek adına proaktif, radikal ve çok yönlü bir dış politika izlemektedir. Kanada’nın bu yeni stratejik açılım sürecinde etkili olan temel faktörler; ABD’nin gümrük tarifeleriyle tırmandırdığı korumacı ekonomi politikaları, Brexit sonrası İngiltere ve içe kapanan Avrupa Birliği (AB) ekseninin yarattığı pazar darlıklarından sıyrılmaktır.

Bu küresel altüst oluşun ortasında Carney’nin literatüre kazandırdığı “Değerler Tabanlı Realizm” doktrini, uzaktan parmak sallayan didaktik dış politika döneminin kapandığını ilan etmektedir. Ottava artık kendi ekonomik ve jeopolitik güvenliğini tahkim etmek amacıyla, müttefikleriyle ilişkilerinde “Kolektif Direnç” ve “Dosttan Tedarik” ağları inşa etme gayesindedir. Bu stratejik yaklaşım kapsamında, Avrasya ve özellikle Türkiye, Kanada’nın küresel tedarik zincirlerini ve stratejik sektörlerini korumak için seçtiği en kritik “güvenilir ortak” cephesi olarak ön plana çıkmaktadır. Ottava, tek taraflı bağımlılıkların kırılganlığını azaltmak adına Ankara ile kurduğu bu bağı, Atlantik ve Avrasya havzalarını birbirine bağlayan hibrit bir jeopolitik köprü, küresel statükonun korumacı dayatmalarına ve küresel aktörlerin “Çoklu Kutup Baskılarına” karşı çok taraflı bir asimetrik kalkan olarak kurgulamaktadır.

Bölgesel ve Küresel Öncelikler: İngiltere ve AB Sonrası Yeni Rotalar

Kanada’nın Atlantik ötesine sıkışmış geleneksel pazarlarını Asya-Pasifik ve Ortadoğu hatlarına bağlama stratejisinde, bölgesel öncelikler yeniden tanımlanmaktadır. Bu kapsamda, Türkiye savunma sanayii, kritik mineraller ve nükleer enerji alanındaki potansiyeliyle Avrasya’ya açılan lojistik, askeri ve endüstriyel ana kapı konumundadır. Rusya-Çin hegemonyasına karşı alternatif tedarik zincirleri oluşturmak isteyen Ottava için Avrasya (Kafkasya ve Orta Asya merkezli), enerji çeşitliliği ile sürdürülebilir madencilik alanlarında hayati bir öneme sahiptir. Euro-Atlantik güvenliğinin doğu sınırını tahkim etme mecburiyeti ise Hazar’ı da içine alan “Genişletilmiş Karadeniz” bölgesini deniz güvenliği ve istikrar arayışlarında öncelikli bir gündem maddesi haline getirmektedir.

Ottava, bu süreçte “Jeo-Ekonomik Makas Değişimi” stratejisini devreye sokmaktadır. İngiltere’nin Brexit sonrası küresel denklemde tek başına ağırlık oluşturamaması ve AB’nin tescilli regülasyon hantallığı, Kanada’yı bir “Atlantik Mahkûmu” olmaktan çıkarıp “Kuşakların Kesişim Noktası” olan makro-havzalara yöneltmiş bulunmaktadır. Ottava’nın yeni haritasında Ankara, sadece bir terminal değil; korumacı tedarik şoklarını sönümleyen bir “Stratejik Tampon Depo” ve Akdeniz-Avrasya hattındaki lojistik omurganın kurucu kilit taşı olarak ön plana çıkmaktadır.

Kanada Açısından Avrasya Neden Bir Zorunluluk?

İngiltere’nin Brexit travması sonrası yönünü bulmakta zorlanması ve AB’nin hantal yapısal krizleri, Kanada’nın küresel ekonomideki manevra alanını daraltmış bulunmaktadır. Bu bağlamda Avrasya, sadece devasa bir pazar değil, aynı zamanda dünya enerji arzının, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) hatlarının ve yapay zekadan havacılığa kadar kritik ham maddelerin merkez üssüdür. Kanada, Avrasya ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmek zorundadır; çünkü ABD ile yaşanan ticaret savaşlarında tek taraflı bir ambargo dalgası Ottava’yı ekonomik olarak felç edebilir. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Kafkasya, kritik mineraller ve sürdürülebilir madencilik alanında Kanada’nın dünya lideri teknolojik birikimi için birer cazibe merkezidir. Dolayısıyla bu bölgelerde Çin’in “Kuşak ve Yol” inisiyatifinin tekelleşmesine karşı Kanada, alternatif bir “güvenilir liman ortaklığı” hedeflemektedir. Bu zorunluluk, “Kritik Ham Madde Güvencesi” paradigmasıyla doğrudan ilişkilidir. Küresel çip, yarı iletken ve batarya üretim pazarının %70’ine hükmeden Çin tekeline karşı Avrasya, alternatif arzın son kalesidir. Küresel GSYİH’nin %60’ını ve dünya nüfusunun %75’ini barındıran bu devasa coğrafya, Kanada için bir lüks değil; borçluluk krizleri ve Amerikan gümrük duvarları kıskacındaki 1,8 trilyon dolarlık Kanada ekonomisinin pazar çeşitlendirmesi yoluyla hayatta kalma formülüdür.

İstisnai Ortak Türkiye: Uzun Süren Kopukluğun Sonu ve Yeni Dönem

Başbakan Carney’nin Ankara’ya gerçekleştirdiği tarihi ziyaret, iki ülke arasındaki ilişkilerde yıllardır süregelen siyasi-askeri kopukluğu resmen sona erdirmiştir. Kanada’nın geçmişte Suriye ve Karabağ operasyonlarını gerekçe göstererek Türkiye’ye uyguladığı savunma sanayii ambargoları, yerini reelpolitikgerçeklerin dayattığı “Stratejik Ortaklık” düzeyine bırakmıştır. Bu geri dönüş, sıradan bir diplomatik normalleşmenin ötesinde, iki ülkeyi “Asimetrik Koruyucu Kalkan” kavramı etrafında birleştirmektedir. Ankara ve Ottava arasındaki tarihsel durağanlık, Batı merkezli “blok sadakati” yanılsamasının çöküşüyle kırılmıştır. Yeni dönem, iki ülkeyi birbirinin jeopolitik kör noktalarını kapatan hibrit birer kaldıraç haline getirmektedir. Türkiye’nin trans-kontinental operasyonel derinliği, Kanada’nın tek taraflı bağımlılıklara karşı geliştirdiği “Çok Katmanlı Güvence” doktrini için kusursuz bir zemin sunmaktadır. Bu yakınlaşma, iki aktörü küresel tedarik zinciri krizlerinde yaptırımlardan etkilenmeyen bağımsız birer “Sistemik Sigorta Kutusu” haline getirebilir ve müttefiklik hukukuna pragmatik bir “stratejik otonomi” aşısı yapabilir.

Ottava’nın Ankara Perspektifi: Ortak Projeler ve Finansal Zemin

  • Savunma Sanayiinde Simbiyotik İlişki (MX-20D ve KAAN Entegrasyonu): Kanada’nın geçmişte ambargoya konu ettiği L3Harris Wescam üretimi elektro-optik keşif ve gözetleme sistemleri (MX-20D/MX-15D serisi), Türkiye’nin Bayraktar TB3, AKINCI TİHA ve ANKA-3 gibi insansız platformlarında ortak kalifikasyon testleriyle kalıcı hale getirilmektedir. Daha da önemlisi, Türkiye’nin 5. nesil milli muharip uçağı KAAN’ın alt sistem bileşenleri ve gelişmiş kompozit gövde yapıları için Kanada’nın havacılık devleri (Bombardier ve CAE iş birliği altyapısıyla) yeni nesil simülasyon ve test mühendisliği tedariki sağlamaktadır. Bu ekosistemi finanse etmek amacıyla kurulan Savunma Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası, ilk etapta 1,5 milyar dolarlık bir fon havuzu oluşturmuştur.
  • Enerji ve Nükleer İş Birliği (CANDU Reaktörleri): Türkiye’nin Sinop’ta inşa etmeyi planladığı ikinci nükleer santral projesinde, Kanada’nın tescilli CANDU (Canada Deuterium Uranium) ağır su reaktör teknolojisi yeniden masaya gelmiştir. Doğal uranyumla çalışabilme esnekliğine sahip bu teknoloji, Türkiye’nin nükleer yakıt tedarikinde tek bir aktöre bağımlı kalmasını önleyecek stratejik bir çeşitlilik sunmaktadır.
  • 3. Ülkelerde Ortak Yatırımlar (Afrika ve Orta Asya): Türk Eximbank ve Kanada İhracatı Geliştirme Kurumu (EDC) arasında imzalanan 500 milyon dolarlık ortak garanti fonu, Sahra Altı Afrika ve Orta Asya’da altyapı, ulaştırma ve sürdürülebilir madencilik projelerini üstlenen Türk-Kanada konsorsiyumlarına doğrudan finansman sağlamaktadır.

Küresel Aktörlerin Yaklaşımları: Reaksiyon ve Direnç Hatları

Kanada’nın bu otonom hamleleri, küresel sermaye ve güç merkezlerinde “Stratejik Çatlak Endişesi” yaratmaktadır. ABD, Ottava’nın bu hamlesini Kuzey Amerika entegrasyonuna (USMCA) karşı bir “Arka Bahçeden Firar” ve Washington’ın yaptırım tekeline karşı bir bypass girişimi olarak kodlamakta, müttefik bağımlılığını sürdürmek için tarife baskısını artırmaktadır. Rusya, Kanada’nın Arktik sınırdaşlığından sıyrılıp kendi arka bahçesi olan Orta Asya ve Karadeniz’de Türkiye vasıtasıyla bir “Kutup Ötesi Sızma” gerçekleştirmesini jeopolitik bir tehdit olarak görmekte, enerji kartıyla bu ekseni sabote etmeye çalışmaktadır. AB, hantal kurumsal yapısıyla bu dinamik ortaklığı uzaktan izlerken, Türkiye’nin stratejik değerinin tescillenmesini kendi genişleme krizleri açısından bir “Çeper Otonomisi” olarak endişeyle karşılamaktadır. Son olarak İsrail, Ortadoğu denkleminde Türkiye’nin Kanada gibi bir G7 gücüyle kurduğu bu derin ve asimetrik askeri-teknolojik entegrasyonu, bölgesel caydırıcılık dengelerini kendi aleyhine bozabilecek bir “Jeo-Stratejik Kaldıraç” olarak okumakta ve alarm durumuna geçmektedir.

Bölgesel-Küresel Denklemde Yeni Dengeler ve Sonuçlar

Kanada’nın Türkiye’ye yanaşması ve iki ülkenin ilişkileri stratejik ortaklığa yükseltmesi, küresel jeopolitik mimaride çok önemli sonuçlar doğuracaktır:

  1. NATO İçi Yeni Bir Akıllı Güç Bloğu: ABD’nin dışlayıcı politikalarına karşı, NATO’nun iki kanat ülkesi (Kanada ve Türkiye) kendi aralarında bağımsız bir stratejik direnç hattı kurmaktadır. Bu hatta ilerleyen süreçte İngiltere ve AB’nin (ya da AB ülkelerinin bir kısmının) katılması kuvvetle muhtemeldir.
  2. Korumacılığa Karşı Çok Taraflı Ticaret: İki ülke arasında müzakereleri hızlandırılan Serbest Ticaret Anlaşması (STA) ile 3 milyar dolarlık mevcut ikili ticaret hacminin, orta vadede gümrük duvarlarından arındırılarak 10 milyar dolara çıkarılması hedeflenmektedir.
  3. Kriz Yönetiminde Tamamlayıcı Rol: Ukrayna, Gazze ve Karadeniz güvenliği gibi çetrefilli dosyalarda, Türkiye’nin sahadaki arabulucu gücü ile Kanada’nın küresel finansal/diplomatik itibarı birleşerek istikrara katkı sunabilir.

Bu ittifak, küresel sistemde “Çok-Merkezli Dengeleyici Ağlar” dönemini tetikleyecektir. Kanada-Türkiye ekseni, küresel güney ile küresel kuzeyin mekanik ayrışmasını engelleyen çok taraflı bir “Kuvvet Çarpanı Köprüsü” işlevi görecektir. İki ülkenin attığı adımlar, G7’nin finansal gücüyle bölgesel askeri otonominin sentezlenebileceğini kanıtlamış, Washington ve diğer küresel kutupların dayattığı “Kör Sadakat” zorunluluğunu kırarak orta ölçekli devletlere yeni bir “Otonom Manivela” alanı sunmuştur.

Gelecek Projeksiyonu ve Stratejik Ufuk

Önümüzdeki on yıllık vadede Kanada-Türkiye ilişkileri, salt ikili bir ticaret ortaklığının ötesine geçerek Avrasya’nın tedarik istikrarını sağlayan ana omurgalardan biri olmaya adaydır. Bu eksende şu güçlü jeopolitik ve ekonomik kırılımlar yaşanabilir:

  • Havacılık ve İnsansız Sistemlerde Küresel Tekel Kırılımı: Savunma sanayisindeki kısıtlamaların tamamen kalkması, Kanada’nın ileri optik/sensör teknolojileri ile Türkiye’nin dünya markası haline gelen insansız hava araçlarının (İHA/SİHA) tam entegrasyonunu sağlayabilir. Bu ortaklık, iki ülkeyi küresel havacılık pazarında geleneksel devlerin hegemonyasını sarsacak birer ortak üretici konumuna yükseltebilir.
  • Kritik Mineraller ve Enerji Koridoru Güvencesi: Kanada’nın madencilikteki teknolojik üstünlüğü ile Türkiye’nin Orta Asya ve Afrika’daki derin diplomatik nüfuzu birleşebilir. Bu durum, nadir toprak elementleri ve kritik mineraller üzerindeki tekelleri kıracak alternatif bir “Yeşil Koridor” lojistik hattının doğmasını tetikleyebilir.
  • Finansal ve Dijital Entegrasyon: Ticaret konseyleriyle başlayacak süreç, uzun vadede iki ülkenin siber güvenlik ve yapay zekâ altyapılarını birbirine bağlayabilir. Atlantik ve Avrasya finans piyasaları arasında kurulacak bu yeni dijital köprü, olası küresel finansal şoklara karşı her iki aktörü de korunaklı birer güvenli liman haline getirebilir.

Sonuç

Ankara ve Ottava hattında kurulan bu yeni stratejik senkronizasyon, süper güçlerin ve bölgesel aktörlerin tüm direnç stratejilerine rağmen uluslararası ilişkiler literatüründe “Çok Boyutlu Dengecilik” mimarisinin ilk somut prototipidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” vizyonunu modern bir reelpolitik enstrüman olarak yeniden yorumlayan Carney liderliğindeki Kanada, Türkiye’yi küresel kriz fırtınalarına ve küresel aktörlerin dayattığı çoklu baskı hatlarına karşı bir “Vazgeçilmez İstisnai Ortak” olarak tescillemiştir.

Bu ittifak, iki orta ölçekli gücün süper güç kutuplarına boyun eğmeden, ABD’nin korumacı ambargolarını, Rusya’nın nüfuz alanlarını ve diğer aktörlerin tedarik tekellerini aşarak kendi stratejik otonomi alanlarını tahkim edebileceğini çarpıcı bir biçimde kanıtlamaktadır.

İki ülkenin savunma mimarisinden kritik emtia zincirlerine, sivil nükleer enerjiden dijital finans altyapılarına uzanan derin entegrasyon modeli, geleceğin çok merkezli küresel hiyerarşisinde belirleyici bir rol oynayabilir. Blok içi kör sadakat dayatmalarının yerini alan bu “Esnek İttifak Ağları”, tek kutupluluğun küllerinden doğan yeni dünyada korumacılığın ve küresel güç reaksiyonlarının yarattığı dalgaları sönümleyen bir “Sistemik Amortisör” vazifesi görebilir.

Son tahlilde Kanada-Türkiye ekseni, sadece iki başkent arasındaki pragmatik kazançların çok ötesinde, Avrasya ve Atlantik’in kesişim kümesinde sarsılmaz, öngörülebilir ve barışçıl yeni bir küresel istikrar adası inşa etme yönünde literatüre kalıcı bir çentik atmıştır denilebilir.

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
1969 Dörtyol-Hatay doğumlu olan Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 1993 yılında mezun oldu. BÜ’de 1995 yılında Yüksek Lisans çalışmasını tamamlayan Erol, aynı yıl BÜ’de doktora programına kabul edildi. Ankara Üniversitesi’nde doktorasını 2005’de tamamlayan Erol, 2009 yılında “Uluslararası İlişkiler” alanında doçent ve 2014 yılında da Profesörlük unvanlarını aldı. 2000-2006 tarihleri arasında Avrasya Stratejik Araştırmaları Merkezi (ASAM)’nde görev yapan Erol, ASAM’ın Genel Koordinatörlük görevini de bir dönemliğine yürütmüştür. 2009 yılında Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün (SDE) Kurucu Başkanlığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (USGAM)’nin de kurucu başkanı olan Prof. Erol, Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi (YTSAM) Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Başkanlığını da yürütmektedir. Prof. Erol, Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (GAZİSAM) Müdürlüğü görevinde de bulunmuştur. 2007 yılında Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyası Hizmet Ödülü”nü alan Prof. Erol, akademik anlamdaki çalışmaları ve medyadaki faaliyetlerinden dolayı çok sayıda ödüle layık görülmüştür. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir: 2013 yılında Çağdaş Demokratlar Birliği Derneği tarafından “Yılın Yazılı Medya Ödülü”, 2015 yılında “APM 10. Yıl Hizmet Ödülü”, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından “2015 Yılın Basın-Fikir Ödülü”, Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri “2016 Gönül Elçileri Medya Onur Ödülü”, Yörük Türkmen Federasyonları tarafından verilen “2016 Türkiye Onur Ödülü”. Prof. Erol’un 15 kitap çalışması bulunmaktadır. Bunlardan bazılarının isimleri şu şekildedir: “Hayalden Gerçeğe Türk Birleşik Devletleri”, “Türkiye-AB İlişkileri: Dış Politika ve İç Yapı Sorunsalları”, “Avrasya’da Yeni Büyük Oyun”, “Türk Dış Politikasında Strateji Arayışları”, “Türk Dış Politikasında Güvenlik Arayışları”, “Türkiye Cumhuriyeti-Rusya Federasyonu İlişkileri”, “Sıcak Barışın Soğuk Örgütü Yeni NATO”, “Dış Politika Analizinde Teorik Yaklaşımlar: Türk Dış Politikası Örneği”, “Krizler ve Kriz Yönetimi: Aktörler ve Örnek Olaylar”, “Kazakistan” ve “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”. 2002’den bu yana TRT Türkiye’nin sesi ve TRT Radyo 1 (Ankara Radyosu) “Avrasya Gündemi”, “Stratejik Bakış”, “Küresel Bakış”, “Analiz”, “Dosya”, “Haber Masası”, “Gündemin Öteki Yüzü” gibi radyo programlarını gerçekleştirmiş olan Prof. Erol, TRT INT televizyonunda 2004-2007 yılları arasında “Arayış”, 2007-2010 yılları arasında Kanal A televizyonunda “Sınır Ötesi” ve 2020-2021’de de BBN TÜRK televizyonunda “Dış Politika Gündemi” programlarını yapmıştır. 2012-2018 yılları arasında Millî Gazete’de “Arayış” adlı köşesinde dış politika yazıları yayımlanan Prof. Erol’un ulusal-uluslararası medyada çok sayıda televizyon, radyo, gazete, haber siteleri ve dergide uzmanlığı dahilinde görüşlerine de başvurulmaktadır. 2006-2018 yılları arasında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ve Ankara Üniversitesi Latin Amerika Araştırmaları Merkezi’nde (LAMER) de dersler veren Prof. Erol, 2018’den bu yana Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak akademik kariyerini devam ettirmektedir. Prof. Erol, 2006 yılından itibaren Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de dersler vermiştir. Prof. Erol’un başlıca ilgi ve uzmanlık alanları ve bu kapsamda lisans, master ve doktora seviyesinde verdiği derslerin başlıcaları şu şekilde sıralanabilir: “Jeopolitik”, “Güvenlik”, “İstihbarat”, “Kriz Yönetimi”, “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”, “Türk Dış Politikası”, “Rus Dış Politikası”, “ABD Dış Politikası”, “Orta Asya ve Güney Asya”. Çok sayıda dergi ve gazetede yazıları-değerlendirmeleri yayımlanan Prof. Erol’un; “Avrasya Dosyası”, “Stratejik Analiz”, “Stratejik Düşünce”, “Gazi Bölgesel Çalışmalar”, “The Journal of SSPS”, “Karadeniz Araştırmaları gibi” akademik dergilerde editörlük faaliyetlerinde bulunan Prof. Erol, “Bölgesel Araştırmalar”, “Uluslararası Kriz ve Siyaset Araştırmaları”, “Gazi Akademik Bakış”, “Ege Üniversitesi Türk Dünyası İncelemeleri”, “Ankara Uluslararası Sosyal Bilimler”, “Demokrasi Platformu” dergilerinin editörlüklerini hali hazırda yürütmekte, editör kurullarında yer almaktadır. 2016’dan bu yana Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Kurucu Başkanı olarak çalışmalarını devam ettiren Prof. Erol, evli ve üç çocuk babasıdır.