Analiz

ABD’nin Latin Amerika’daki Askerî Varlığını Genişletmesi

ABD, Latin Amerika’daki askerî eğitim ve güvenlik faaliyetlerini genişletmektedir.
Monroe Doktrini, Washington’un bölgesel stratejisinde yeniden öne çıkmaktadır.
Askerî işbirliğinin genişlemesi, egemenlik ve meşruiyet tartışmalarını artırmaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Panama, Honduras ve Kolombiya’da askerî eğitim faaliyetlerini genişletmeye yönelik girişimleri, Washington’un Latin Amerika politikasında güvenlik merkezli yaklaşımın yeniden ağırlık kazandığını göstermektedir. Donald Trump yönetiminin uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele kapsamında yürüttüğü askerî faaliyetler, yalnızca sınır aşan suç örgütlerinin etkisizleştirilmesiyle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda ABD’nin Batı Yarımküre’deki stratejik konumunu güçlendirmeye yönelik daha kapsamlı bir bölgesel güvenlik anlayışıyla ilişkilendirilmektedir. Bu gelişmeler, Monroe Doktrini’nin güncel Amerikan dış politikasındaki yeri, Latin Amerika ülkelerinin egemenlik hakları ve Washington’ın bölgesel hegemonyasının geleceği açısından önem taşımaktadır.

ABD Ordusu’nun 10. Dağ Tümeni bünyesindeki yaklaşık 600 askerin Latin Amerika’daki eğitim faaliyetlerinde görevlendirilmesini öngören planı, Washington’un bölgedeki askerî işbirliğini genişletme eğilimini ortaya koymaktadır. Panama’daki ormanlık alanlarda gerçekleştirilen eğitimlerin ardından Honduras ve Kolombiya ordularıyla ortak faaliyetlerin yürütülmesi planlanmaktadır. Ancak askerî personelin sayısı konusunda farklı açıklamalar bulunmaktadır. ABD’nin Panama Büyükelçiliği, ülkeye aynı anda 600 asker gönderildiği yönündeki iddiaları reddederek mevcut faaliyetlere 120 askerin katıldığını ve iki haftalık eğitimin 25 Ekim 2026 tarihinde tamamlanacağını açıklamıştır. Eski ABD Büyükelçisi John D. Feeley ise toplam 600 askerin 120 kişilik beş ayrı rotasyonla eğitimlere katılacağını belirtmiştir. Dolayısıyla tartışmanın temelinde yalnızca asker sayısı değil, bu eğitimlerin gelecekteki operasyonel faaliyetlerle bağlantısı da bulunmaktadır.[i]

Washington’un söz konusu askerî girişimleri, Trump yönetiminin Monroe Doktrini’ni yeniden dış politika gündemine taşımasıyla birlikte değerlendirilmektedir. İlk kez 1823 yılında ortaya konulan Monroe Doktrini, tarihsel süreçte ABD’nin Amerika kıtasındaki stratejik çıkarlarını koruma ve dış güçlerin bölgesel etkisini sınırlandırma anlayışıyla ilişkilendirilmiştir. Trump döneminde bu yaklaşımın yeniden öne çıkarılması, Latin Amerika’nın ABD ulusal güvenliği açısından öncelikli bir coğrafya olarak konumlandırılmasına işaret etmektedir. Nitekim yönetimin Batı Yarımküre’de Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etme yönündeki söylemi, uyuşturucu kaçakçılığı, organize suç ve bölgesel güvenlik tehditlerinin daha geniş bir jeopolitik çerçeve içerisinde ele alındığını göstermektedir.

Bu çerçevede Trump yönetiminin izlediği politikalar, güvenlik işbirliği ile bölgesel nüfuzun genişletilmesi arasındaki ilişkiyi görünür hâle getirmektedir. Venezuela’ya yönelik askerî müdahale, Karayipler’de uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı ileri sürülen teknelere düzenlenen saldırılar ve Küba üzerindeki ekonomik baskının artırılması, Washington’un farklı dış politika araçlarını eş zamanlı kullanabildiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte askerî müdahaleler, ekonomik yaptırımlar ve diplomatik baskılar arasında hukuki ve siyasi açıdan önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu araçların ortak bir bölgesel stratejinin unsurları olarak değerlendirilmesi mümkün olmakla birlikte her bir uygulamanın uluslararası hukuk ve devlet egemenliği bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

ABD’nin Latin Amerika’daki güvenlik yapılanmasını kurumsallaştırmaya yönelik adımları da dikkat çekmektedir. Mart 2026 tarihinde oluşturulan Amerika Kıtaları Kalkanı, uyuşturucu kartellerine karşı ortak hareket edilmesini ve katılımcı ülkeler arasında askerî işbirliğinin geliştirilmesini amaçlamaktadır. Bu yapılanmayla bağlantılı Amerika Kıtaları Kartellere Karşı Koalisyonu (A3C) ise aralarında Panama, Honduras ve Kolombiya’nın da bulunduğu 18 Latin Amerika ülkesini kapsamaktadır. Ayrıca Miami merkezli yeni bir askerî komuta yapılanmasının gündeme gelmesi ve Pentagon bünyesinde uyuşturucu kartellerine karşı yürütülen faaliyetleri denetleyecek bir birimin oluşturulması, bölgesel güvenlik işbirliğinin kurumsal boyutunu güçlendirmektedir.

Bu girişimler, Latin Amerika ülkelerinin Washington’la ilişkilerinde farklı güvenlik ve egemenlik tercihlerini gündeme getirmektedir. ABD açısından ortak eğitimler, istihbarat paylaşımı ve operasyonel koordinasyon, sınır aşan suç örgütleriyle mücadelede askerî kapasitenin geliştirilmesine katkı sağlayabilecek araçlar olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık yabancı askerî personelin bölgesel faaliyetlerinin genişlemesi, ev sahibi ülkelerde karar alma yetkisinin sınırları ve dış politika özerkliği konusunda tartışmalara neden olmaktadır. Özellikle askerî eğitim ile doğrudan operasyonlara katılım arasındaki ayrım, güvenlik işbirliğinin hukuki niteliğini belirleyen temel unsurlardan birini oluşturmaktadır.

Kolombiya örneği, söz konusu ayrımın anayasal ve siyasi boyutlarını göstermektedir. Ülkede yabancı askerî personelin danışmanlık ve eğitim faaliyetlerine katılması belirli koşullar altında mümkün olurken, doğrudan operasyonel faaliyetler ve yabancı birliklerin ülkedeki statüsü daha kapsamlı hukuki değerlendirmeleri gerektirmektedir. Kolombiya Danıştayı’nın önceki kararları, yabancı askerlerin silah taşımadan, komuta yetkisi kullanmadan ve operasyonlara katılmadan gerçekleştirdiği geçici eğitim faaliyetleriyle askerî birliklerin ülkeye girişinin aynı hukuki kapsamda değerlendirilemeyeceğini ortaya koymuştur. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Kolombiya yönetiminin ortak operasyonlara izin verdiği yönündeki açıklamaları ise yasama organının yetkileri konusunda yeni tartışmalar doğurmuştur. Bu nedenle askerî işbirliğinin kapsamı kadar faaliyetlerin hangi hukuki yetkilendirmeye dayandığı da önem taşımaktadır.[ii]

Gelişmelerin bir diğer boyutu, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede askerî araçların giderek daha fazla kullanılmasıdır. Kolombiya ve Ekvador’a yönelik Reaper tipi insansız hava aracı konuşlandırmaları ile ormanlık alanlarda özel operasyon kabiliyetlerinin geliştirilmesi, Washington’un suç örgütleriyle mücadelede askerî kapasiteye verdiği önemi göstermektedir. Bununla birlikte uyuşturucu ticareti yalnızca askerî yöntemlerle ele alınabilecek bir güvenlik sorunu değildir. Sınır aşan finansal ağlar, kara para aklama faaliyetleri, kurumsal kapasite sorunları ve uyuşturucuya yönelik uluslararası talep de bu yapının devamlılığında rol oynamaktadır. Dolayısıyla askerî operasyonların etkinliği, hukuki işbirliği, finansal denetim ve organize suçla mücadele politikalarıyla ne ölçüde bütünleştirilebildiğine bağlı bulunmaktadır.

Washington’un bölgesel güvenlik faaliyetlerinin genişlemesi, Latin Amerika’da hegemonya ve meşruiyet arasındaki ilişkiyi de yeniden gündeme taşımaktadır. ABD’nin askerî kapasitesinin güçlendirilmesi, bölgesel düzen üzerindeki etkisini artırabilecek bir unsur olmakla birlikte bu etkinin siyasi meşruiyete dönüşmesi bölge ülkelerinin rızasına, kurumsal işbirliğine ve egemenlik haklarına gösterilen saygıya bağlıdır. Bu açıdan bakıldığında askerî kapasite ile meşruiyet üretimi birbirinden farklı süreçler olarak değerlendirilmektedir. Güvenlik işbirliği, katılımcı ülkelerin ortak çıkarlarına dayanması hâlinde kurumsal ilişkileri güçlendirebilirken, tek taraflı müdahale algısının yaygınlaşması durumunda diplomatik gerilimleri de beraberinde getirebilmektedir.

Sonuç olarak ABD’nin Panama, Honduras ve Kolombiya merkezli askerî eğitim girişimleri, Trump yönetiminin Latin Amerika’yı yeniden Amerikan dış politikasının öncelikli stratejik alanlarından biri olarak değerlendirdiğini göstermektedir. Monroe Doktrini’nin güncel güvenlik politikalarıyla ilişkilendirilmesi, bölgesel askerî işbirliklerinin genişletilmesi ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede operasyonel kapasitenin artırılması, Washington’un Batı Yarımküre’deki konumunu pekiştirme arayışının farklı boyutlarını oluşturmaktadır. Bununla birlikte bu yaklaşımın bölgesel düzene etkisi, yalnızca ABD’nin askerî faaliyetlerinin kapsamıyla değil, Latin Amerika ülkelerinin bu faaliyetlere verdiği siyasi ve hukuki karşılıklarla da şekillenmektedir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde temel mesele, Washington’un askerî varlığını ne ölçüde artıracağından ziyade genişleyen güvenlik işbirliğinin bölgesel egemenlik, kurumsal meşruiyet ve devletler arası ilişkiler üzerindeki etkileri olacaktır.


[i] González, Jesús Sérvulo, and Juan Esteban Lewin. “Estados Unidos aumenta su presencia militar en América Latina con entrenamientos en Panamá, Honduras y Colombia”, El País, https://elpais.com/america-colombia/2026-10-17/estados-unidos-aumenta-su-presencia-militar-en-america-latina-con-entrenamientos-en-panama-honduras-y-colombia.html, (Erişim Tarihi: 18.10.2026).

[ii] Aynı yer.

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir. 2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır. Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler