Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, 16 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı kararnameyle Rusya’ya yönelik yeni ekonomik yaptırımların ve ek gümrük tarifelerinin önemli bölümünü yürürlüğe girmeden muafiyet kapsamına almıştır. Karar, 18 Eylül 2026 tarihinde kabul edilen Lindsey O. Graham Sanctioning Russia and Iran Act çerçevesinde öngörülen önlemleri kapsamaktadır. Rus enerji ürünlerinin başlıca alıcılarına ve yaptırımların aşılmasını kolaylaştıran ülkelere uygulanması planlanan ek tarifeler muafiyet kapsamına alınmıştır.[i] Mevcut yaptırım rejimi yürürlükte kalırken yeni önlemlerin uygulanmaması, Washington’ın Rusya üzerindeki ekonomik baskıyı artırma kapasitesi ile bu politikanın doğurabileceği maliyetler arasındaki gerilimi görünür kılmıştır.
Kararın kurumsal boyutu, ABD’nin yaptırım politikasındaki belirsizliğin anlaşılması açısından önem taşımaktadır. Kongre tarafından kabul edilen yasa, Rusya’dan ithal edilen ürünlere %500, Rus enerji ürünlerinin en büyük beş ithalatçısına ve yaptırımları aşmaya yardımcı olan başlıca beş ülkeye ise %100 oranında ek tarife uygulanmasını öngörmektedir. Bununla birlikte yasanın 115. maddesi, Başkan’a ulusal çıkar gerekçesiyle muafiyet tanıma yetkisi vermektedir. Trump yönetiminin bu yetkiyi kullanması, ekonomik yaptırımların hukuki olarak mümkün olmasının siyasi olarak uygulanacakları anlamına gelmediğini göstermektedir. Dolayısıyla yaptırım tehdidinin güvenilirliği, devletin ekonomik kapasitesinin ötesinde karar alıcıların bu kapasiteyi kullanma iradesine bağlıdır.
Bu gelişme, jeoekonomik zorlamanın temel ikilemlerinden birini ortaya çıkarmaktadır. Ekonomik yaptırımlar, hedef devletin davranışını değiştirmek amacıyla ticari ve finansal ilişkilerin baskı aracına dönüştürülmesine dayanmaktadır. Ancak küresel ekonomideki karşılıklı bağımlılık, yaptırım uygulayan devletin de doğrudan veya dolaylı maliyetlerle karşılaşmasına yol açabilmektedir. Rusya’nın enerji ihracatı bu ilişkinin somut örneklerinden biridir. Eylül 2026 verilerine göre Çin ve Hindistan, Rus fosil yakıtlarının başlıca alıcıları arasında yer almaktadır. Hindistan’ın aynı ay Rusya’dan gerçekleştirdiği yaklaşık 4,1 milyar avroluk fosil yakıt ithalatının 3,6 milyar avrosunu ham petrol oluşturmuştur.[ii] Bu ticaret ağı, Moskova’nın enerji gelirlerini sınırlamaya yönelik girişimlerin üçüncü ülkelerin ekonomik tercihleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Washington’ın muafiyetleri sürdürmesi hâlinde ilk senaryo, Rusya üzerindeki ilave ekonomik baskının sınırlı kalmasıdır. Bu durumda Moskova mevcut yaptırımların yarattığı maliyetlerle karşılaşmayı sürdürecek, ancak yeni tarifelerin Rus enerjisine yönelik talebi azaltma potansiyeli doğrudan uygulama yoluyla sınanamayacaktır. Bunun Rusya’nın savaş ekonomisine ne ölçüde katkı sağlayacağı, petrol fiyatlarına, ihracat hacmine ve alternatif alıcıların tercihlerine bağlı olacaktır. Eylül 2026 tarihinde Rusya’nın deniz yoluyla ham petrol ihracatının bir önceki aya göre %8 artması, yaptırımlara rağmen enerji akışının devam edebildiğini gösteren bir örnektir.[iii] Bununla birlikte ihracat hacmindeki artış, doğrudan gelir artışı anlamına gelmemektedir. Fiyat indirimleri, taşımacılık maliyetleri ve finansal kısıtlamalar da yaptırımların etkinliğini belirlemektedir.
İkinci senaryo, ABD’nin muafiyetleri yeniden değerlendirerek ikincil yaptırımları uygulamaya koymasıdır. Bu seçenek Rusya’nın enerji gelirleri üzerinde ek baskı oluştururken Çin ve Hindistan gibi büyük ekonomilerle ticari gerilim riskini de artırabilir. Özellikle Hindistan örneği, yaptırım politikasının diplomatik pazarlıkla nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir. Washington, Şubat 2026 tarihinde Yeni Delhi’nin Rus petrolü ithalatını durdurma taahhütlerini gerekçe göstererek Hindistan’a yönelik %25’lik ek tarifeyi kaldırmıştır.[iv] Bu uygulama, ekonomik baskının davranış değişikliğini teşvik etmek amacıyla esnetilebildiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ekim ayındaki muafiyet kararı, ABD’nin ikincil yaptırım araçlarından tamamen vazgeçtiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Washington, bu araçları gelecekteki müzakerelerde yeniden kullanılabilecek bir baskı unsuru olarak muhafaza etmektedir.
Bununla birlikte yaptırımların yeniden devreye alınması, enerji piyasalarındaki kırılganlık nedeniyle daha geniş ekonomik sonuçlar doğurabilir. Uluslararası Enerji Ajansı’nın Ekim 2026 raporuna göre Orta Doğu’daki çatışmaların arz üzerindeki etkisiyle North Sea Dated ham petrolünün ortalama fiyatı eylül ayında varil başına 116,89 dolara ulaşmıştır. Aynı dönemde küresel dizel ihracatı yıllık bazda günlük 700 bin varil azalmıştır.[v] Bu koşullarda Rus enerji ihracatına yönelik ilave kısıtlamalar, alternatif tedarik kaynaklarının yetersiz kalması durumunda fiyat baskısını artırabilir. Enerji maliyetlerinin enflasyon ve ekonomik faaliyet üzerindeki etkileri dikkate alındığında Washington’ın Rusya politikasını iç ekonomik önceliklerinden bağımsız değerlendirmesi güçleşmektedir. Bu durum, yaptırım uygulayan devletin kendi ekonomik kırılganlıklarının dış politika tercihlerini nasıl sınırlandırabildiğini göstermektedir.
Üçüncü senaryo ise ABD ile Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’ya yönelik ekonomik baskı politikalarının farklılaşmasıdır. AB, 12 Ekim 2026 tarihinde Rusya’nın askerî-sanayi kompleksinde faaliyet gösteren 826 şirket ve bu şirketlerin yöneticisi olan 743 kişiyi kapsayan yeni yaptırımlar kabul etmiştir.[vi] Özellikle füze, insansız hava aracı ve diğer askerî sistemlerin üretiminde kullanılan bileşenlerin tedarik zincirlerini hedef alan bu karar, Brüksel’in Rusya’nın savaş kapasitesi üzerindeki baskıyı artırma yaklaşımını yansıtmaktadır. Washington’ın yeni yaptırımlara muafiyet tanıması ise transatlantik koordinasyon açısından farklı bir eğilime işaret etmektedir. Avrupa’nın kısıtlamaları genişlettiği, ABD’nin ise enerji piyasalarını ve üçüncü ülkelerle ilişkilerini öncelediği bir senaryoda Rusya’ya yönelik ortak baskının bütünlüğü zayıflayabilir. Bununla birlikte Avrupa’nın Rus enerji ürünleriyle devam eden ticari bağlantıları, Brüksel’in de ekonomik bağımlılıklardan tamamen bağımsız hareket edemediğini göstermektedir. Dolayısıyla olası bir transatlantik ayrışma, tarafların ekonomik maliyetleri üstlenme kapasitelerindeki farklılıklarla da açıklanabilir.
Ukrayna açısından bu senaryoların ortak sonucu, ekonomik yaptırımların diplomatik pazarlık gücü üzerindeki etkisine ilişkin belirsizliktir. Kiev yönetimi, Washington’ın kararının Moskova üzerindeki baskıyı azaltabileceğini savunmaktadır.[vii] Ancak yaptırım tehdidinin sürdürülmesi ile uygulanması farklı sonuçlar doğurmaktadır. ABD’nin muafiyetleri gelecekteki müzakerelere bağlı olarak yeniden değerlendirmesi, ekonomik baskıyı koşullu bir diplomatik araca dönüştürebilir. Buna karşılık muafiyetlerin uzun süre devam etmesi, Rusya’nın yeni yaptırım tehdidini daha az caydırıcı görmesine neden olabilir. Her iki ihtimalde de yaptırımların etkinliği, ekonomik maliyetlerin büyüklüğü kadar Washington’ın gelecekteki kararlarının öngörülebilirliğine bağlı olacaktır.
Sonuç olarak ABD’nin Rusya’ya yönelik yeni yaptırımları uygulamaktan vazgeçmesi, ekonomik zorlamanın uluslararası sistemde karşılaştığı sınırları değerlendirmek için önemli bir örnek sunmaktadır. Çin ve Hindistan’ın enerji talebi, küresel arz koşulları, ABD’nin iç ekonomik öncelikleri ve Avrupa’nın güvenlik politikaları birbirinden bağımsız değildir. Bu çerçevede Ekim 2026 kararı; ABD’nin ekonomik baskı araçlarından yoksun olduğunu değil, bu araçları kullanma kapasitesinin uluslararası karşılıklı bağımlılık ilişkileri tarafından sınırlandırılabildiğini göstermektedir. Yaptırımların gelecekteki etkinliği ise Washington’ın ekonomik maliyetleri üstlenme iradesine, üçüncü ülkelerin tepkilerine ve transatlantik koordinasyonun sürdürülebilirliğine bağlı olacaktır.
[i] “Implementing the Lindsey O. Graham Sanctioning Russia and Iran Act of 2026”, The White House, https://www.whitehouse.gov/presidential-actions/2026/10/implementing-the-lindsey-o-graham-sanctioning-russia-and-iran-act-of-2026/, (Erişim Tarihi: 17.10.2026).
[ii] “September 2026 — Monthly Analysis of Russian Fossil Fuel Exports and Sanctions”, Centre for Research on Energy and Clean Air, https://energyandcleanair.org/september-2026-monthly-analysis-of-russian-fossil-fuel-exports-and-sanctions/, (Erişim Tarihi: 17.10.2026).
[iii] “Russia September Crude Exports Rise 8% on Month, Despite Fresh Sanctions”, S&P Global, https://www.spglobal.com/energy/en/news-research/latest-news/refined-products/100526-russia-september-crude-exports-rise-8-on-month-despite-fresh-sanctions, (Erişim Tarihi: 17.10.2026).
[iv] “Modifying Duties to Address Threats to the United States by the Government of the Russian Federation”, The White House, https://www.whitehouse.gov/presidential-actions/2026/02/modifying-duties-to-address-threats-to-the-united-states-by-the-government-of-the-russian-federation-04b2/, (Erişim Tarihi: 17.10.2026).
[v] “Oil Market Report – October 2026”, International Energy Agency, https://www.iea.org/reports/oil-market-report-october-2026, (Erişim Tarihi: 17.10.2026).
[vi] “EU Adopts Largest-Ever Package of Listings Against Russia”, European Commission, https://finance.ec.europa.eu/news/eu-adopts-largest-ever-package-listings-against-russia-2026-10-12_en, (Erişim Tarihi: 17.10.2026).
[vii] “Trump Waives Key Russia-Related Sanctions, Tariffs Before They Take Effect Under New Law”, Reuters, https://www.reuters.com/world/europe/trump-waives-many-russia-related-sanctions-tariffs-before-they-were-take-effect-2026-10-17/, (Erişim Tarihi: 17.10.2026).
