Analiz

Libya’da Deniz Yetki Anlaşması’nın Yeni Safhası

Libya’nın doğusu, Ankara’yla aynı haritaya dönerek altı yıllık siyasi engeli kaldırmıştır.
Deniz yetki anlaşmasının yeni safhası, koordinatların ötesinde enerji, yeniden imar, ticaret ve kurumsal yakınlaşma imkânları üzerinden şekillenecektir.
Ankara’nın Libya’nın iki yakasıyla kurduğu dengeli ilişki, mutabakatın iç meşruiyetini güçlendirirken; Doğu Akdeniz diplomasisinde daha geniş hareket alanı sağlayabilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Libya Temsilciler Meclisi, 20 Ekim 2026 tarihinde Türkiye ile 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını oybirliğiyle kabul etmiş, anlaşmayı reddeden ve Ankara’yla siyasi ilişkileri kesen 2020 kararlarını da yürürlükten kaldırmıştır.[i] Bingazi’den çıkan bu karar, bir hukuk metninin geç onayından daha geniş anlam taşımaktadır. Libya’nın doğusunda “Türkiye karşıtlığı” üzerinden kurulan siyasi çizgi değişmekte, deniz yetki haritası Trablus yönetiminin savunduğu belge olmaktan çıkarak ülkenin iki yakasında karşılık bulan ortak çıkar alanına dönüşmektedir.

Değişimin ağırlığı, 2020 yılındaki tutum hatırlandığında daha iyi anlaşılmaktadır. O dönemde Libya’nın doğusundaki kurumlar Ankara’yı karşı cephede görmüş, askerî ve siyasi ilişkileri reddetmişti. Bugün ise aynı çevreler anlaşmanın ekonomi, siyaset ve ulusal güvenlik bakımından stratejik imkanlar üreteceğini savunmaktadır. Trablus’taki yönetimin temsilcileri ile doğunun askerî aktörleri de kararı memnuniyetle karşılamış, deniz haklarının korunması ve uzun vadeli ortaklık vurgusunda buluşmuştur. Böylece mutabakat, taraflardan birine ait dış politika tercihi görünümünü aşmaktadır.[ii]

Bu dönüşümün arkasında ideolojik yakınlıktan çok çıkarların yeniden hesaplanması bulunmaktadır. Libya’nın doğusu, savaş yıllarındaki ittifaklarını korurken Ankara’nın Akdeniz’deki ağırlığını, savunma kapasitesini ve ekonomik imkânlarını daha gerçekçi bir şekilde okumaya başlamıştır. Türkiye de Trablus’la bağlarını sürdürürken Bingazi’deki karar merkezleriyle temaslarını genişletmiştir. Karşılıklı ziyaretler, uçuşların yeniden başlaması ve ticari görüşmeler güven eksikliğini bir anda ortadan kaldırmamış; fakat tarafların birbirini kalıcı gerçeklik olarak kabul ettiği daha sakin bir ilişki zemini kurmuştur.

Anlaşmanın yeni safhası bu nedenle denizde çizilen koordinatlardan önce Libya içindeki meşruiyet alanıyla ilgilidir. 2019 mutabakatına yöneltilen başlıca itirazlardan biri, metnin Trablus’taki hükümet tarafından imzalanmasına rağmen Temsilciler Meclisi’nin onayını almamasıydı. Son karar bu tartışmayı iç dengeler bakımından daraltmaktadır. Ankara’nın resmî değerlendirmesinde, mutabakatın 2019 yılından beri yürürlükte olduğu, uluslararası hukuk ile hakkaniyet ilkeleri temelinde iki ülkenin karşılıklı hak ve menfaatlerini gözettiği belirtilmiştir. Parlamento onayı, bu yaklaşımın Libya’daki kurumsal dayanağını güçlendirmektedir.[iii]

Bununla birlikte siyasi onay, deniz alanındaki uyuşmazlıkları kendiliğinden çözmeyecektir. Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı, adaların deniz yetkisi ve karşılıklı kıyıların nasıl hesaplanacağı konusunda farklı hukuk yorumları bulunmaktadır. Libya’daki uzlaşma, Ankara’nın elini kuvvetlendirebilir; ancak diğer devletlerin itirazları ve örtüşen hak iddiaları sürmektedir. Yeni aşamanın sağlamlığı, kararlı hak savunusuyla teknik diplomasinin birlikte yürütülmesine bağlıdır. Haritanın korunması kadar gerilimi yönetebilecek müzakere kanallarının açık tutulması da iki ülkenin uzun vadeli çıkarlarına hizmet edecektir.

Enerji boyutu beklentiler kadar uygulama şartları üzerinden okunabilir. Deniz yetki alanının belirlenmesi, arama faaliyetleri için hukuki ve siyasi bir zemin oluşturmaktadır. Buna karşılık, sismik araştırma, ruhsatlandırma, finansman ve ticari rezerv tespiti ayrı süreçlerdir. Libya’nın karadaki petrol üretimi deniz sahalarının hızla gelir yaratacağı anlamına gelmemektedir. Bu kazanım, iki ülkenin gelecekteki enerji projeleri için hareket alanını korumasıdır. Ortak ekipler kurulması, saha verilerinin paylaşılması ve yatırım risklerinin açık sözleşmelerle dağıtılması hâlinde anlaşma kâğıt üzerindeki sınırdan ekonomik işbirliğine geçebilir.

Doğunun yaklaşımındaki değişiklik, enerji dışındaki alanlara da kapı açmaktadır. Bingazi çevresindeki yeniden imar ihtiyacı Türk müteahhitleri için pazar oluştururken; doğu yönetimi liman, havalimanı, sağlık ve ulaşım yatırımlarında ortaklıklar aramaktadır. Türkiye açısından Libya’nın doğusuna erişmek, siyasi değişimler karşısında ekonomik varlığı daha dayanıklı hâle getirebilir. Böylece deniz mutabakatı bir sektör anlaşması olarak kalmayacak; ticaret, ulaştırma ve altyapıyı kapsayan kapsamlı ilişkinin siyasi güvencesine dönüşecektir.

Güvenlik alanında da benzer bir denge görülmektedir. Ankara’nın batıdaki askerî ve kurumsal varlığı sürerken; doğudaki yapılar Rusya, Mısır ve Körfez Ülkeleriyle bağlarını korumaktadır. Temsilciler Meclisi’nin kararı bu ilişkilerden kopuş işaretinden çok ortaklıkları çeşitlendirme arayışını göstermektedir. Türkiye bakımından önemli olan, doğuyla geliştirilen temasların batıdaki ortaklarda güvensizlik üretmeden ilerlemesidir. Ülkenin iki tarafıyla konuşabilen Ankara, Libya siyasetindeki ani kırılmalardan daha az etkilenebilir ve ulusal kurumların birleşmesine yapıcı katkı sunabilir.

Bölgesel tepki, anlaşmanın önündeki diplomatik sınavı hatırlatmaktadır. Yunanistan ve Mısır, onayın ardından deniz yetki iddialarını yinelemiş, 22 Ekim 2026 tarihinde mevcut sınır düzenlemelerini Kıbrıs yönüne genişletme ihtimalini görüştüklerini açıklamıştır.[iv] Bu gelişme Doğu Akdeniz’de blokların yeniden sertleşmesi riskini taşımaktadır. Ankara ile Libya’nın kazanımı, cepheleşme üretmekten çok kendi tezlerini düzenli teknik görüşmelerde savunabildikleri ölçüde kalıcı olacaktır. Enerji şirketleri de hukuki belirsizliğin sınırlı, siyasi gerilimin yönetilebilir olduğu sahalara daha rahat yatırım yapmaktadır.

Kararın Libya siyasetine etkisi de önemlidir. Doğu ve batıdaki kurumlar; Merkez Bankası, bütçe, güvenlik yapıları ve seçim takvimi gibi temel konularda anlaşmazlık yaşamaktadır. Deniz mutabakatı bu bölünmeyi sona erdirmese de ortak ekonomik çıkarın rakip merkezleri buluşturabileceğini göstermektedir. Benzer yaklaşım petrol gelirlerinin paylaşımı, altyapı bütçeleri ve dış yatırımlar için kurulabilirse dış politika uzlaşması kurumsal yakınlaşmayı besleyebilir. Bunun için kararların yönetici çevrelerin pazarlığı olarak kalmaması, Libya toplumuna gelir ve istihdam şeklinde yansıması gerekmektedir.

Önümüzdeki dönemde en belirleyici unsur uygulama olacaktır. Ortak deniz komisyonunun işlerlik kazanması, teknik koordinatların resmî kayıtlarda uyumlaştırılması, muhtemel arama ruhsatlarının şeffaf biçimde hazırlanması ve doğudaki ekonomik projelerin somut takvime bağlanması kararın değerini gösterecektir. Ankara’nın hem Trablus hem de Bingazi ile kurduğu ilişkiler arasında ölçülü bir denge gözetmesi de önem taşımaktadır. Taraflardan birinin geçici üstünlüğüne yaslanan politika kırılgan kalırken; bütün Libya’yı muhatap alan yaklaşım daha kalıcı bir ortaklık üretebilir.

Libya’nın doğusu, Ankara’yla aynı haritaya dönerek altı yıllık siyasi engeli kaldırmıştır. Kararın anlamı, deniz yetki anlaşmasının ulusal ölçekte sahiplenilmesinde yatmaktadır. Yeni safha Türkiye’ye Doğu Akdeniz’deki haklarını daha geniş Libya desteğiyle savunma imkânı sunarken; Libya’ya deniz alanını enerji, yatırım ve kurumsal yakınlaşma aracına dönüştürme fırsatı vermektedir. Aktif ve ihtiyatlı bir diplomasiyle bu mutabakat, iki hükümet arasındaki belgeden ortak stratejik zemine geçebilir.


[i] “House of Representatives Approves Maritime Memorandum of Understanding with Turkey and Repeals Decisions Rejecting It and Severing Relations,” Libyan News Agency, https://lana.gov.ly/post.php?id=368105&lang=en, (Erişim Tarihi: 22.10.2026).

[ii] “Libya Approves Contentious Turkey Deal Over Mediterranean Waters,” Associated Press, https://apnews.com/article/c734515393b2eb9a9b66e69c21467831, (Erişim Tarihi: 22.10.2026).

[iii] “No: 202, Türkiye ile Libya Arasındaki Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası Hk.,” T.C. Dışişleri Bakanlığı, https://www.mfa.gov.tr/no_-202_-turkiye-ile-libya-arasindaki-deniz-yetki-alanlarinin-sinirlandirilmasina-iliskin-mutabakat-muhtirasi-hk.tr.mfa, (Erişim Tarihi: 22.10.2026).

[iv] “Greece, Egypt in Talks to Extend Maritime Zone Further East”, Reuters, https://www.reuters.com/world/greece-egypt-talks-extend-maritime-zone-further-east-2026-10-22/, (Erişim Tarihi: 22.10.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler