Analiz

BM Genel Kurulu’nun Görünmeyen Ekonomi Zirvesi: New York Temasları Türk-Amerikan İş Birliğini Yatırıma Dönüştürebilir mi?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu haftası, Türkiye açısından yalnızca diplomatik temasların değil; yatırımcı görüşmelerinin, enerji müzakerelerinin ve büyük ticari anlaşmaların yürütüldüğü paralel bir ekonomi zirvesine dönüşmüştür.
Türk Hava Yolları–Boeing anlaşması ve küçük modüler reaktör iş birliği, New York temaslarının iki somut çıktısıdır. Ancak bu gelişmelerin stratejik değeri, Türkiye’nin ortak üretim, teknoloji transferi ve küresel tedarik zincirlerine katılım düzeyiyle belirlenecektir.
Türk-Amerikan ekonomik diplomasisinin başarısı, toplantılara katılan şirketlerin sayısıyla değil; bu toplantılardan doğan yatırımlar, ortak girişimler, nitelikli istihdam ve üçüncü ülke gelirleriyle ölçülmelidir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) denildiğinde akla öncelikle devlet ve hükümet başkanlarının konuşmaları, küresel krizlere ilişkin diplomatik temaslar ve ülkeler arasındaki siyasi görüşmeler gelmektedir. Ancak her yıl eylül ayında New York’ta ortaya çıkan yoğunluk, yalnızca uluslararası diplomasinin değil, küresel sermaye ve iş dünyasının da en önemli buluşma noktalarından birini oluşturmaktadır.

Devlet yetkilileri, merkez bankası başkanları, küresel şirket yöneticileri, yatırım fonları, bankalar ve iş dünyası kuruluşları aynı hafta içerisinde New York’ta bir araya gelmektedir. Böylece BMGK’nın yanında, resmî programda yer almayan ancak küresel ekonomik ilişkiler bakımından giderek önem kazanan bir “görünmeyen ekonomi zirvesi” meydana gelmektedir.

Türkiye’nin 81. BMGK kapsamında 21-23 Eylül 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği New York temasları, bu dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biri olmuştur. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ten Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’a, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’tan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’a ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a kadar Türkiye’nin ekonomi yönetiminin önde gelen isimleri aynı hafta içerisinde Amerikan yatırımcıları ve şirket yöneticileriyle görüşmüştür.

Bununla birlikte bu temasların önemi, yalnızca katılımın üst düzey olmasından kaynaklanmamaktadır. New York haftasında Türk Hava Yolları (THY) ile Boeing arasında büyük bir uçak anlaşması imzalanmış; Türkiye ile ABD arasında küçük modüler nükleer reaktörlere yönelik teknik iş birliği başlatılmış ve yaklaşık 20 büyük Amerikan şirketinin yöneticileri Türkiye’nin yatırım gündemini değerlendirmek üzere Türk yetkililerle bir araya gelmiştir. Dolayısıyla asıl soru, New York’ta ekonomik bir hareketlilik yaşanıp yaşanmadığı değildir. Asıl soru, oluşan bu siyasi ve ticari yoğunluğun kalıcı yatırıma, ortak üretime ve teknoloji transferine dönüşüp dönüşmeyeceğidir.

New York’taki Ekonomik Temasların Haritası

DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi tarafından düzenlenen 19. Türkiye Yatırım Konferansı, farklı ekonomik ihtiyaçlara yönelik birden fazla toplantıyı aynı program içerisinde bir araya getirmiştir.

PlatformTemel gündemEkonomik olgunluk düzeyi
Citi yatırımcı toplantısıMakroekonomik görünüm, para politikası, Orta Vadeli Program ve yatırım ortamıYatırımcı güveni ve proje geliştirme aşaması
Sanayi ve Yüksek Teknoloji Yuvarlak MasasıYarı iletkenler, mobilite, yeşil enerji, ileri imalat, iletişim ve uzaySektörel iş birliği ve yatırım fırsatı geliştirme aşaması
Enerji Yuvarlak MasasıLNG, yenilenebilir enerji, SMR, kritik mineraller, batarya ve akıllı şebekelerTeknik ve finansal proje oluşturma aşaması
Cumhurbaşkanlığı Yuvarlak Masa ToplantısıEnerji, finans, teknoloji, havacılık, otomotiv ve tüketici ürünleriÜst düzey yatırım ve iş birliği görüşmeleri
THY–Boeing anlaşmasıTicari uçak tedarikiİmzalanmış ticari işlem
TÜNAŞ–USTDA anlaşmasıKüçük modüler ve dördüncü nesil reaktörlerTeknik yardım ve uygulanabilirlik aşaması

Konferansın ilk gününde Mehmet Şimşek ve Fatih Karahan, Citi iş birliğinde Amerikalı kurumsal yatırımcılar, fon yöneticileri ve finans kuruluşlarıyla bir araya gelmiştir. Görüşmelerde kısa vadeli piyasa hareketlerinin ötesinde Türkiye ekonomisinin orta ve uzun vadeli görünümü, dezenflasyon programı, mali disiplin, rezervler, verimlilik artışı ve yatırım ortamı ele alınmıştır.

Mehmet Fatih Kacır’ın katıldığı Sanayi ve Yüksek Teknoloji Yuvarlak Masa Toplantısı’nda ise Türkiye’nin yarı iletkenler, mobilite, ileri imalat, dijital teknolojiler, iletişim ve uzay alanlarındaki potansiyeli değerlendirilmiş; Amerikan şirketleri Türkiye’de birlikte üretmeye, yenilik geliştirmeye ve büyümeye davet edilmiştir.

Enerji Yuvarlak Masa Toplantısı’nda yenilenebilir enerji, sıvılaştırılmış doğal gaz, küçük modüler reaktörler, kritik mineraller, batarya sistemleri ve akıllı şebekeler görüşülmüştür. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı toplantıda ise Mastercard, Uber, Honeywell, P&G, Google, Zynga, GE Aerospace, Citi, Ford, PepsiCo ve Boeing’in de aralarında bulunduğu yaklaşık 20 Amerikan şirketinin yöneticileri yer almıştır.

New York Halk Kütüphanesi’nde düzenlenen resepsiyon, 400’den fazla Türk ve Amerikalı iş dünyası temsilcisini bir araya getirmiştir. ASKON tarafından düzenlenen Türk-Amerikan İş Dünyası Buluşması ile TABA-AmCham Küresel İş Zirvesi de iş dünyası temaslarının kapsamını genişletmiştir.

Bütün bu toplantılar önemli bir ekonomik diplomasi yoğunluğu oluşturmuştur. Ancak yatırım analizinde temas sayısı ile sonuç arasında net bir ayrım yapılmalıdır. Toplantı yapılması bir çıktı değil, ekonomik çıktı üretme sürecinin başlangıcıdır.

Güven Anlatısından Yatırım Tezine

Mehmet Şimşek’in Amerikalı yatırımcılara verdiği temel mesaj, Türkiye ekonomisinin küresel ve bölgesel şoklara karşı dayanıklılığının arttığı yönündedir. Şimşek; toplam borçluluk oranının düşüklüğünü, kamu maliyesindeki hareket alanını, dış kırılganlıkların azalmasını, uluslararası rezervlerdeki artışı, Kur Korumalı Mevduat sisteminden çıkışı ve son iki yılda kaydedilen verimlilik artışını öne çıkarmıştır. Ayrıca yeşil ve dijital dönüşüm, sanayinin teknolojik dönüşümü ve üretken altyapı yatırımları, Türkiye’nin orta vadeli büyüme stratejisinin temel unsurları olarak sunulmuştur. Savunma sanayisi, sağlık turizmi, televizyon dizileri, mobil oyunlar ve dijital hizmet ihracatı ise yatırımcılara sunulan fırsat alanları arasında sayılmıştır.

Bu mesajların temel amacı, Türkiye’nin risk algısını düşürmek ve ekonomik programın sürekliliği konusunda yatırımcılara güven vermektir. Bununla birlikte yatırımcı güveni ile yatırım kararı aynı şey değildir.

Uluslararası sermaye, bir ülkeye ilişkin değerlendirmesini üç temel soru üzerinden yapmaktadır: Beklenen getiri nedir, üstlenilecek risk ne kadardır ve gerektiğinde yatırımdan nasıl çıkılacaktır? Bu nedenle makroekonomik istikrarın yanı sıra düzenleyici öngörülebilirlik, hukuki güvence, kâr transferi imkânı, döviz riskinin yönetimi, nitelikli iş gücü ve finansmanı hazırlanmış projeler de belirleyicidir.

Türkiye’nin New York’ta sunduğu ekonomik anlatının kalıcı doğrudan yatırıma dönüşebilmesi için genel yatırım davetlerinin sektör, proje, yatırım tutarı, teşvik modeli ve uygulama takvimiyle somutlaştırılması gerekmektedir. Yatırımcıya yalnızca Türkiye’nin neden önemli bir ülke olduğu değil, hangi projeye hangi ortaklık modeliyle ve hangi finansman yapısıyla girebileceği de gösterilmelidir.

THY–Boeing Anlaşması: Ticaret Hacmi mi, Sanayi Ortaklığı mı?

New York haftasının en büyük somut ticari gelişmesi, Türk Hava Yolları ile Boeing arasında imzalanan uçak anlaşması olmuştur. ABD Ticaret Bakanlığının açıklamasına göre anlaşma, 100 adet Boeing 737 MAX uçağının satışını ve 50 uçaklık ek opsiyonu kapsamaktadır. Yeni anlaşma, 2025 yılında gerçekleştirilen 75 adet Boeing 787 Dreamliner siparişinin devamı niteliğindedir.

ABD Ticaret Bakanlığı, 737 MAX anlaşmasının Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 101 bin kişilik istihdamı destekleyeceğini belirtmektedir. Bu veri, anlaşmanın Amerikan ekonomisi bakımından sanayi ve istihdam etkisini açık şekilde göstermektedir. Ancak Türkiye açısından stratejik değerlendirme yalnızca alınacak uçakların sayısı üzerinden yapılmamalıdır. Büyük ölçekli uçak tedariki, ikili ticaret hacmini artırabilir; fakat tek başına dengeli ve karşılıklı bir ekonomik entegrasyon oluşturmayabilir.

Anlaşmanın Türkiye bakımından gerçek stratejik değeri şu soruların cevaplarına bağlı olacaktır:

  • Türk şirketleri Boeing’in küresel tedarik zincirine daha fazla katılabilecek midir?
  • Türkiye’de üretilen havacılık parçalarının ve sistemlerinin payı artacak mıdır?
  • Bakım, onarım ve yenileme hizmetleri Türkiye’de gerçekleştirilebilecek midir?
  • Pilot ve teknik personel eğitiminde ortak merkezler kurulacak mıdır?
  • Havacılık yazılımları, veri analitiği ve dijital bakım sistemlerinde ortak geliştirme yapılacak mıdır?
  • Türkiye, çevre coğrafyalara hizmet veren bölgesel bir Boeing bakım ve mühendislik merkezine dönüşebilecek midir?

Bu soruların olumlu cevaplanması hâlinde uçak alımı, yalnızca ithalat işlemi olmaktan çıkarak uzun vadeli bir sanayi ve hizmet ortaklığına dönüşebilir.

Türkiye, büyük ölçekli stratejik tedarik sözleşmelerini bir “endüstriyel katılım paketi” ile destekleyebilir. Bu paket; yerli tedarikçi geliştirme, bakım-onarım kapasitesi, mühendislik hizmetleri, eğitim, ortak Ar-Ge ve üçüncü ülkelere hizmet ihracatı gibi unsurları içerebilir. Böylece Türk-Amerikan ticaret hacmi bir tarafın ürün satıp diğer tarafın satın aldığı doğrusal bir modelle değil, her iki ülkenin aynı değer zincirinde üretim ve gelir elde ettiği karşılıklı bir modelle büyütülebilir.

Küçük Modüler Reaktörler: Küçük Anlaşma, Büyük Stratejik Seçenek

New York haftasının ikinci somut gelişmesi, Türkiye Nükleer Enerji A.Ş. ile ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı arasında imzalanan küçük modüler reaktör iş birliği anlaşmasıdır. Yaklaşık 2 milyon dolar bütçeli ve en az bir yıl sürmesi planlanan teknik çalışma kapsamında dört Amerikan şirketinin küçük modüler reaktör tasarımları ile beş farklı dördüncü nesil reaktör tasarımı incelenecektir. Çalışmada maliyetler, lisanslama, tedarik zinciri, finansman kaynakları, saha seçimi, güvenlik, yetkilendirme ve yasal çerçeve değerlendirilecektir.

Anlaşmanın mali büyüklüğü sınırlı olmakla birlikte stratejik değeri oldukça yüksektir. Çünkü teknik standartların, düzenleyici altyapının ve finansman modelinin erken aşamada belirlenmesi, ileride hangi şirketlerin pazara gireceğini ve hangi teknolojilerin tercih edileceğini etkileyebilir.

ABD açısından anlaşma, Amerikan nükleer teknolojilerinin Türkiye pazarına erken giriş imkânı kazanması anlamına gelmektedir. Türkiye açısından ise yeni nesil nükleer teknolojiler hakkında teknik ve kurumsal kapasite geliştirme fırsatı sunmaktadır. Bununla birlikte Türkiye’nin yalnızca teknoloji müşterisi konumunda kalmaması gerekir. Olası SMR yatırımlarında Türk şirketlerinin parça ve ekipman üretimi, mühendislik, inşaat, dijital kontrol sistemleri, siber güvenlik, bakım ve insan kaynağı alanlarında tedarik zincirine katılımı önceden planlanmalıdır. Ayrıca şu konuların teknoloji seçiminden önce açıklığa kavuşturulması gerekmektedir:

  • Yerel üretim ve yerli katkı oranı
  • Teknoloji transferinin kapsamı
  • Fikrî mülkiyet ve lisans koşulları
  • Nükleer yakıt ve atık yönetimi
  • Düzenleyici kurumların teknik kapasitesi
  • Kamu garantilerinin ve özel sektör finansmanının sınırları
  • Türkiye’nin üçüncü ülke projelerine katılım hakkı

Küçük modüler reaktörler, doğru bir sanayi politikasıyla ele alınırsa enerji üretiminin ötesinde yeni bir mühendislik ve teknoloji ekosistemi oluşturabilir. Yanlış yapılandırılması hâlinde ise Türkiye’yi uzun süreli teknoloji ve lisans bağımlılığına sürükleyebilir. Bu nedenle mesele yalnızca hangi reaktörün seçileceği değil, Türkiye’nin bu teknolojinin değer zincirinde hangi rolü üstleneceğidir.

İş Dünyası Ağları: Katılımcı Sayısından “Deal Flow”a

New York temaslarında Türk iş dünyasının görünürlüğü oldukça yüksektir. Borusan, Çalık, Fiba, Kibar, Koç, Limak, Sabancı, Sahibinden, Türk Hava Yolları, Türk Telekom ve Chobani gibi şirketler konferansın sponsorları ve katılımcıları arasında yer almıştır. Murat Özyeğin, Nail Olpak ve Hamdi Ulukaya gibi iş dünyası temsilcileri de programlarda aktif rol üstlenmiştir. Ancak, güçlü katılımın otomatik olarak güçlü yatırım sonucuna dönüşmediği unutulmamalıdır. Resepsiyonlar ve yuvarlak masa toplantıları güven oluşturabilir, tarafları bir araya getirebilir ve yeni fırsatların keşfedilmesini sağlayabilir. Buna karşın ticari başarı için her temasın tanımlanmış bir proje sürecine bağlanması gerekmektedir.

Türk-Amerikan iş dünyası kuruluşlarının rolü, yalnızca konferans düzenlemek ve networking ortamı sunmakla sınırlı kalmamalıdır. Bu kuruluşlar aynı zamanda:

  • Potansiyel projeleri belirlemeli,
  • Uygun Türk ve Amerikan şirketlerini eşleştirmeli,
  • Finansman ihtiyacını analiz etmeli,
  • Düzenleyici engelleri ilgili kurumlara iletmeli,
  • Görüşmelerin ilerlemesini belirli aralıklarla takip etmeli,
  • Sonuçlanan yatırımları ve başarısız olan girişimlerin nedenlerini raporlamalıdır.

Başka bir ifadeyle iş dünyası ağlarının başarısı, dağıtılan kartvizitlerle değil, oluşturulan “deal flow”, yani sürdürülebilir yatırım ve işlem akışıyla ölçülmelidir.

New York Ekonomik Takip Mekanizması

New York’ta ortaya çıkan diplomatik ve ticari yoğunluğun kaybolmaması için Türkiye–ABD ekonomik ilişkilerinde kurumsal bir takip mekanizmasına ihtiyaç vardır.

İlk olarak, konferanslarda görüşülen projeler için kamuya açık olmayan ancak ilgili kurumlar ve iş dünyası kuruluşları tarafından ortak kullanılan bir “yatırım takip havuzu” oluşturulabilir. Her proje için sektör, şirketler, tahmini yatırım tutarı, finansman ihtiyacı, düzenleyici sorunlar ve bir sonraki karar aşaması belirlenebilir.

İkinci olarak, temasların ardından 30, 90 ve 365 günlük takip takvimi uygulanabilir. İlk 30 günde şirketler arasındaki teknik görüşmeler başlatılmalı, 90 gün içerisinde ön fizibilite veya ortaklık modeli ortaya çıkarılmalı, bir yıl içerisinde ise projenin yatırım kararına ulaşıp ulaşmadığı değerlendirilmelidir.

Üçüncü olarak, ekonomik diplomasinin performansı yalnızca toplam ticaret hacmiyle ölçülmemelidir. Yeni göstergeler arasında şunlar yer almalıdır:

  • Açıklanan doğrudan yatırım tutarı
  • Ortak girişim sayısı
  • Türk şirketlerinin Amerikan tedarik zincirlerine katılımı
  • Türkiye’de oluşturulan yerel katma değer
  • Teknoloji ve lisans transferi
  • Yaratılan nitelikli istihdam
  • Ortak Ar-Ge ve patentler
  • Üçüncü ülkelere yapılan ortak satışlar

Dördüncü olarak, 2027 yılında Türkiye ile ABD arasındaki diplomatik ilişkilerin 100. yılı için bir “Yüzüncü Yıl Ekonomik Ortaklık Programı” hazırlanabilir. Program; havacılık, enerji, yapay zekâ, ileri imalat, kritik mineraller, sağlık teknolojileri, eğitim teknolojileri, dijital hizmetler ve lojistik alanlarında belirli sayıda amiral proje içermelidir. Her projenin en az bir Türk ve bir Amerikan şirketi, tanımlanmış bir finansman modeli ve ölçülebilir ticari hedefi bulunmalıdır.

Sonuç

New York temasları, Türkiye–ABD ekonomik ilişkilerinde kayda değer bir hareketlilik yaratmıştır. Mehmet Şimşek ve Fatih Karahan’ın yatırımcı görüşmeleri Türkiye’nin makroekonomik programını uluslararası sermayeye anlatırken, teknoloji ve enerji toplantıları yeni sektörlerdeki iş birliği potansiyelini ortaya koymuştur. THY–Boeing anlaşması ve küçük modüler reaktör projesi ise temasların tamamen söylem düzeyinde kalmadığını göstermektedir.

Bununla birlikte söz konusu gelişmelerin stratejik bir ekonomik ortaklığa dönüşmesi henüz garanti değildir. Büyük uçak siparişlerinin Türk havacılık sanayisine ne ölçüde katkı sağlayacağı, nükleer iş birliğinin teknoloji transferi üretip üretmeyeceği ve Fortune 100 şirketleriyle yapılan görüşmelerin somut yatırımlara dönüşüp dönüşmeyeceği önümüzdeki dönemde görülecektir.

Türkiye’nin temel hedefi Amerikan sermayesini yalnızca ülkeye çekmek veya Amerikan ürünlerini satın almak olmamalıdır. Asıl hedef; Amerikan sermayesi ve teknolojisiyle birlikte üretmek, fikrî mülkiyet geliştirmek, Türk şirketlerini küresel tedarik zincirlerine taşımak ve üçüncü pazarlarda ortak gelir elde etmek olmalıdır.

BMGK haftasının gerçek ekonomik başarısı, New York’taki salonların büyüklüğü veya toplantılara katılan yöneticilerin sayısıyla ölçülemez. Başarı, o salonlarda başlayan görüşmelerin kaçının fabrikaya, enerji santraline, teknoloji lisansına, ortak girişime ve ihracat sözleşmesine dönüştüğüyle ölçülmelidir.

Kaynakça

  1. DEİK/TAİK, 19. Türkiye Yatırım Konferansı ve Yatırımcı Toplantıları
  2. DEİK/TAİK, Cumhurbaşkanlığı Yuvarlak Masa Toplantısı ve Amerikan Şirketleri
  3. DEİK/TAİK, Türkiye ve ABD İş Dünyasının Yatırım ve Enerji Gündemi
  4. ABD Ticaret Bakanlığı, Türk Hava Yolları–Boeing Anlaşması
  5. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, ABD ile Nükleerde Yeni İş Birliği
  6. USTDA, Türkiye’nin Küçük Modüler Reaktör Yol Haritası
  7. T.C. Ticaret Bakanlığı, New York Türk-Amerikan İş Dünyası Temasları
Ebrar Akif EROL
Ebrar Akif EROL
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme (İngilizce) & State University of New York (SUNY) – Business Management Çalışmalarını Private Equity (PE), kurumsal finans ve stratejik yatırımlar üzerine yoğunlaştıran Erol; uluslararası yatırım ekosistemleri, teknoloji girişimciliği, Türkiye-ABD ekonomik ilişkileri, iş geliştirme stratejileri ve küresel ticaret dinamikleri alanlarında faaliyetlerini sürdürmektedir. Eğitim teknolojileri ve yazılım alanlarında faaliyet gösteren aile şirketinde iş geliştirme çalışmalarını sürdüren Erol, bu kapsamda yeni iş ortaklıklarının geliştirilmesi, stratejik büyüme fırsatlarının değerlendirilmesi ve teknoloji odaklı projelerin ticarileştirilmesi süreçlerinde görev almaktadır. Erol, Türk-Amerikan ilişkileri ağırlıklı olmak üzere, ulusal ve uluslararası bazda (Avrupa ve ABD ağırlıklı) Sivil Toplum Örgütleri faaliyetlerinde de önemli görevler üstlenmektedir. İlgi alanlarını satış organizasyonlarının yönetilmesi, liderlik geliştirme ve uluslararası ekip koordinasyonu, yatırım politikaları, teknoloji ekonomisi, girişimcilik, lobicilik, uluslararası ekonomi, organizasyon faaliyetleri ve stratejik yönetim oluşturmaktadır. Ebrar Akif Erol, çok iyi derecede İngilizce bilmektedir.

Benzer İçerikler