Analiz

Büyüyen Afrika’nın Daralan Mali Alanı

Sahra Altı Afrika’nın yüzde 4,5’lik büyüme beklentisi, faiz ödemeleri kamu gelirlerini aşındırdığı için bütçelerde aynı ölçüde bir rahatlama üretmemektedir.
Yardım kesintileri eğitim, enerji ve gıda programlarını küçültürken büyümenin gündelik hayata ulaşması büyük ölçüde devletlerin gelir toplama ve harcama niteliğine bağlı kalmaktadır.
Kritik mineral gelirleri yerel üretime ve insan sermayesine yönlendirildiğinde büyüme geçici bir fiyat avantajından kalıcı kalkınma kapasitesine dönüşebilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Sahra Altı Afrika ekonomilerinin 2026 ve 2027 yıllarında yüzde 4,5 büyümesi beklenmektedir. İlk bakışta bu oran, küresel belirsizliklere rağmen dirençli bir bölge görünümü vermektedir.[i] Ne var ki büyüme rakamı tek başına hastanelerdeki ilaç stokunu, sınıflardaki öğretmen sayısını veya şehirlerdeki elektrik kesintilerini açıklamamaktadır. Nüfus artışı hesaba katıldığında kişi başına düşen iyileşme de manşet oranın gerisinde kalmaktadır. Bölgenin temel açmazı, üretim artışından kamu hizmetlerine ayrılabilecek payın giderek daralmasıdır.

Bu daralmanın en görünür nedeni borç faizidir. Sahra Altı Afrika genelinde faiz ödemeleri kamu gelirlerinin yaklaşık yüzde 12’sini tüketmektedir.[ii] Üstelik dış borçların önemli kısmı dolar cinsinden olduğu için yerel para değer kaybettiğinde bütçenin yükü, yeni bir kredi alınmasa bile ağırlaşmaktadır. Küresel tahvil faizlerindeki yükseliş de vadesi dolan borcun daha pahalı koşullarla yenilenmesine yol açmaktadır. Hükümet böyle bir ortamda maaşları, sübvansiyonları ve altyapı yatırımlarını karşılamak için daha az kaynağa sahip olmakta; büyüme sürerken vatandaşın devletten aldığı hizmet zayıflayabilmektedir.

Bölgesel ortalamalar ülkeler arasındaki farkı da perdelemektedir. Petrol, bakır veya altın ihraç eden devletler yüksek fiyatlardan geçici gelir elde ederken enerji ve gıda ithalatına bağımlı ekonomiler daha pahalı bir fatura ödemektedir. Petrol ihracatçılarının cari fazlası genişlerken kaynak yoğunluğu düşük ülkelerin açığı büyümektedir. Dolayısıyla aynı büyüme oranı Angola için ihracat geliri, Kenya için yakıt maliyeti, Zambiya içinse bakır fiyatı ile borç geri ödemesi arasındaki hassas denge anlamına gelebilir.

Dış yardımdaki gerileme, bütçelerin taşıdığı yükü daha da artırmaktadır. Sahra Altı Afrika’ya yönelik ikili kalkınma yardımının 2026 yılında yüzde 11,6 azalacağı tahmin edilmektedir. Eğitim yardımlarında yüzde 22,2, enerji alanında yüzde 22,6 ve gıda yardımında yüzde 44,5 düşüş beklenmektedir.[iii] Bu kesintilerin etkisi bilançoyla sınırlı kalmamaktadır; aşı tedarikinden okul yemeğine, kırsal elektrifikasyondan kuraklık desteğine kadar pek çok programın kapsamını doğrudan etkileyebilir.

Borç baskısı ile yardım kaybı aynı anda yaşandığında maliye politikası zor bir seçime dönüşmektedir. Hükümetler harcamayı hızla kısarsa büyümeyi besleyen yol, enerji ve eğitim yatırımları gecikmektedir. Harcamayı borçla sürdürdüklerinde ise faiz yükü sonraki yılların gelirini bugünden tüketmektedir. Gana, Zambiya ve Etiyopya’nın borç yapılandırma süreçleri, farklı alacaklılarla uzlaşmanın yıllar alabildiğini göstermiştir. Bu sırada ertelenen yatırımın ve aşınan kamu hizmetinin maliyetini çoğunlukla haneler taşımakta, yoksullukla mücadelede elde edilen kazanımlar da kolayca geriye gidebilmektedir.

Mali alanı genişletmenin ilk yolu, ekonomik hareketliliği daha düzenli kamu gelirine çevirmektir. Birçok Afrika ülkesinde vergi tabanı dardır; kayıt dışı istihdam yüksek, gümrük muafiyetleri yaygın, büyük şirketlere verilen istisnalar ise çoğu zaman şeffaflıktan uzaktır. Vergi oranını artırmak her zaman daha fazla gelir getirmemektedir. Dijital faturalandırma, maden sözleşmelerinin açık denetimi ve taşınmaz kayıtlarının güncellenmesi, düşük gelirli kesimlere yeni yük bindirmeden tahsilatı güçlendirebilir.

Kritik mineraller bu bakımdan önemli bir imkân sunmaktadır; fakat ham cevher ihracatı bütçeye kalıcı rahatlama sağlamayabilir. Maden fiyatı yükseldiğinde gelen ek gelir günlük harcamalara dağıtılırsa fiyat gerilediğinde yeni bir açık doğmaktadır. Bunun yerine gelirin bir bölümü istikrar fonunda tutulabilir, diğer bölümü elektrik şebekesi ve mesleki eğitim gibi üretim kapasitesini artıran alanlara yönlendirilebilir. Yerel işleme tesisleri geliştikçe vergi tabanı genişler ve devlet tek bir fiyat döngüsüne daha az bağımlı hâle gelir.

Kamu gelirlerinin niteliği kadar harcamanın bileşimi de belirleyicidir. Bütçede okul binasına kaynak ayırıp öğretmen istihdamını dondurmak, hastane açıp ilaç tedarikini karşılayamamak veya baraj kurup iletim hatlarını yenilememek sık rastlanan bir verimsizlik üretmektedir. Yatırım ile işletme giderinin birlikte planlanması, azalan kaynağın daha etkili kullanılmasını sağlayabilir. Bakım için ayrılan küçük bir pay, pahalı bir tesisin birkaç yıl sonra atıl kalmasını önleyebilir. Bu yaklaşım, gösterişli projelerin sayısından çok mevcut hizmetlerin sürekliliğine önem vermektedir.

İç tasarrufların kalkınmaya aktarılması da daha ciddi biçimde ele alınmaktadır. Emeklilik fonları, yerel tahvil piyasaları ve diaspora tasarrufları uygun güvence altında altyapı finansmanına katkı sunabilir. Ancak devletin yerel bankalardan aşırı borçlanması özel işletmelerin krediye erişimini daraltmaktadır. Bu nedenle iç finansman, dış borcun yerini alan sınırsız bir kaynak gibi görülemez. Uzun vadeli fonların kısa vadeli bütçe açığını kapatmak için kullanılması özellikle tehlikelidir. Enflasyona karşı koruma, bağımsız denetim ve açık proje seçimi olmadan vatandaşın tasarrufu yeni bir mali riske dönüşebilir.

Özel sermaye konusunda da benzer bir dikkat gerekmektedir. Kalkınma bankalarının sağladığı garanti ve ilk zarar koruması, yatırımcıların elektrik, ulaştırma veya sulama projelerine girmesini kolaylaştırabilir. Buna karşılık kamu, kur riskini ve talep garantisini bütünüyle üstlenirse proje kârlı görünürken zarar devlete kalmaktadır. Sağlıklı ortaklıkta risk, onu yönetebilecek tarafça taşınır; sözleşmeler yayımlanır ve ücretlendirme vatandaşın ödeme gücüyle uyumlu tutulur.

Mali alan tartışmasının merkezinde genç nüfus bulunmaktadır. Önümüzdeki on ila on beş yılda gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık 1,2 milyar gencin çalışma çağına girmesine karşılık mevcut gidişat 400 milyon iş üretebilmektedir.[iv] Afrika bu baskıyı en yoğun hissedecek bölgelerden biridir. Eğitim bütçesi daralırken elektrik pahalı kalır ve küçük işletme kredi bulamazsa yüksek büyüme yeni istihdama dönüşemez; iş arayan gençler için açıklanan yüzde oranı gündelik hayatın dışında kalır. Böyle bir kopukluk, göç baskısını ve toplumsal huzursuzluğu da besleyebilir.

Afrika’nın 2026 yılındaki mali görünümü bu nedenle iyimserlik ile kırılganlığı birlikte taşımaktadır. Üretimdeki artış değerli bir kazanımdır, ancak bütçe gelirleri borç faizine, pahalı ithalata ve verimsiz sözleşmelere akıyorsa toplum bu kazanımı hissedememektedir. Kalıcı sonuç, devletlerin geçici emtia gelirini korumasına, vergi tabanını adil biçimde genişletmesine ve eğitim ile enerji harcamalarını borç ödemeleri arasında ezdirmemesine bağlıdır. Büyümenin anlamı, sonunda vatandaşın ulaşabildiği hizmet ve kurabildiği geçim imkânıyla ölçülecektir.


[i] International Monetary Fund, “Regional Economic Outlook Update: Sub-Saharan Africa, October 2026”, https://www.imf.org/en/publications/reo/ssa/issues/2026/10/15/regional-economic-outlook-for-sub-saharan-africa-october-2026/, (Erişim Tarihi: 18.10.2026).

[ii] Colleen Goko, “Africa’s Economic Resilience Masks Rising Inflation Threat and Fragile Buffers, IMF Warns,” Reuters, https://www.reuters.com/world/africa/africas-economic-resilience-masks-rising-inflation-threat-fragile-buffers-imf-2026-10-15/, (Erişim Tarihi: 18.10.2026).

[iii] OECD, “ODA Projections for 2026 and the Near Term,” https://www.oecd.org/en/publications/oda-projections-for-2026-and-the-near-term_d7c74fa2-en/full-report.html, (Erişim Tarihi: 18.10.2026).

[iv] Andrea Shalal ve Rae Wee, “High Debt, Growing Strains Put Focus on Need for New Development Approaches,” Reuters, https://www.reuters.com/world/high-debt-growing-strains-put-focus-need-new-development-approaches-2026-10-17/, (Erişim Tarihi: 18.10.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler