Analiz

Çin-AB Hattında Ticaret Savaşı ve Küresel Liderlik

AB, bir yandan Çin’le ekonomik ilişkilerini korumak, diğer yandan kendi sanayi tabanını yeniden güçlendirebilme gayretindedir.
Mevcut müzakerelerin AB açısından uzun vadeli ve nihai bir fayda doğurması oldukça düşük bir ihtimal olarak görülebilir.
Avrupa’da sanayi üretiminde kullanılan ekipman ve teknolojilerde Çin’e bağımlılık artmaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Avrupa Birliği (AB), Çin’le ticarette ortaya çıkan ve 360 milyar doları bulan devasa açığı kapatabilmek için Pekin’le müzakerelerini yoğunlaştırırken; bunun artık doğrudan bir ticaret savaşına dönüştüğü sıkça dile getirilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Trump yönetiminin uyguladığı ekonomik baskı politikaları ve ambargolar, küresel liderlik yarışında Çin’in yükselişini durdurabilmeyi amaçlamaktadır. Çin’in neredeyse önlemez noktaya gelen ekonomik yükselişi, yalnızca ABD açısından değil, AB ülkeleri için de büyük bir endişe kaynağına dönüşmeye başlamıştır.

Ekonomik büyüme projeksiyonlarına göre; Çin’in 2036 yılında dünyanın ekonomik süper gücü olan ABD’yi yakalaması ve geçmesi beklenmektedir.[i] Halihazırda 20 trilyon dolarlık ekonomik kapasiteye sahip olan Çin’in mevcut büyüme rakamları, hem ABD hem de diğer Batılı güçleri endişelendirmektedir. Nitekim dünyanın en büyük on ekonomisinden dördü (Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya) Avrupa’da bulunmaktadır.[ii] Çin’in devasa bir üretim kapasitesine ulaşması ve ucuz ürünleriyle küresel pazarları, özellikle de Avrupa’yı doldurması, Avrupa sanayisinde kapanma, iş gücü kaybı ve haksız rekabet endişelerini artırmaktadır.[iii]

Çin’den ithal edilen elektrikli araçlar (EV), hibrit araçlar, elektronik ve makine donanımları gibi Avrupa sanayisinin güçlü olduğu alanlarda Çinli markaların pazar payı hızla artırması, AB’nin koruma önlemleri ve yüksek gümrük vergileri getirmesine yol açmıştır.[iv] AB’nin bu adımları karşısında Çin’in misillemelerde bulunması sonucunda ilişkilerde açık bir ticaret savaşı ortaya çıkmıştır. Bir yandan AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, ticaret ilişkisini yeniden dengelemek ve “somut” sonuçlar elde etmek amacıyla Pekin’de üst düzey görüşmelerde bulunurken, diğer yandan Avrupa piyasalarındaki durumun sürdürülemez noktaya geldiği belirtilmektedir.[v] Öyle ki Alman otomotiv endüstrisinin önümüzdeki yıllarda 100 binden fazla işten çıkarma gerçekleştireceği açıklanırken, halihazırda AB’de 2025 yılında 250 bin endüstriyel iş kaybının olduğu duyurulmuştu.[vi]

Her ne kadar AB-Çin hattında bir ticaret savaşından söz edilse de karşılıklı ekonomik bağımlılığın birer sonucu olarak yatırımlar, tedarik zincirleri, enerji dönüşümü ve teknolojik işbirliği devam etmektedir. Söz konusu bağımlılık ilişkisi de giderek daha fazla baskı ve güç aracına dönüşmektedir. Bunu en açık bir şekilde uygulayan aktör ise ABD ve özel anlamda Trump yönetimidir. AB de Trump yönetimini bu konuda eleştirmektedir. Fakat ABD’nin hedefi, sistemdeki mevcut statükoyu ve bu anlamda “dünyanın ekonomik süper gücü” konumunu koruyabilmektir. Trump ve ekibinin ifadesiyle; Amerika’yı yeniden büyük yapabilmektir.

Söz konusu Amerikan büyük stratejisi doğrultusunda Avrupa ülkeleri dahil olmak üzere tüm dünyaya ve özellikle Çin’e karşı ekonomik baskı araçları kullanılmaktadır. AB, Trump yönetimini bu konuda eleştirmekle beraber Çin’e karşı benzer korumacılık hamlelerine kendisi de başvurmaya başlamıştır. Çin ise ekonomik açıdan sessiz ve hızlı yükselişini sürdürürken, Batılı aktörlerin bu baskı politikalarını eleştirmekte ve ekonomik bağımsızlığa vurgu yapmaktadır. Buna karşılık AB, bir yandan Çin’le ekonomik ilişkilerini korumak, diğer yandan kendi sanayi tabanını yeniden güçlendirebilme gayretindedir.

Çin’in küresel ekonomik sistemdeki yükselişini açıklamak için yalnızca yüksek büyüme oranlarına odaklanmak yeterli olmayacaktır. Pekin yönetimi, 1978 sonrası düşük maliyetli üretime dayanan ekonomik modelini, giderek daha fazla teknolojiye, otomasyona, araştırma-geliştirmeye ve stratejik sanayilere dayalı bir modele dönüştürmüştür. Dolayısıyla Çin, gelinen noktada yalnızca iş gücü rekabeti açısından değil, aynı zamanda Avrupa’nın ileri teknoloji ve yüksek katma değerli üretim alanlarında da güçlü bir rakibe dönüşmüştür. Dolayısıyla Çin’in ekonomik büyüklüğünü teknolojik, ticari ve jeopolitik etkiye dönüştürme kapasitesi, Batılı güçler açısından son derece büyük bir endişe kaynağına dönüşmüştür.

Avrupa’da sanayi üretiminde kullanılan ekipman ve teknolojilerde Çin’e bağımlılık artmaktadır. Çin menşeli daha ucuz makine ve bileşenler, Avrupa’daki işletmelerin maliyetlerini azaltmakla birlikte bu durum, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ve yerli üreticilerin pazardan çekilmesine veya üretim güçlerini kaybetmesine yol açmaktadır. Bu da Avrupa’nın stratejik üretim yeteneklerine dönük uzun vadeli bir tehdit anlamına gelmektedir.

Geleceğe ilişkin senaryolara baktığımızda, öncelikle tarafların ticari uzlaşma ve kontrollü rekabet ihtimalini değerlendirmek gerekir. Bu kapsamda AB ve Çin’in ticaret açığı, sübvansiyonlar ve pazar erişimi konularında müzakereleri sürdürmeleri beklenmektedir. Bu kapsamda belirli sektörlerde fiyat taahhütleri, yatırım anlaşmaları veya karşılıklı tavizler gündeme gelebilir. Fakat bu durumda Avrupa sanayindeki mevcut sorunlar ve Çin’e bağımlılık ortadan kalkmayacaktır. Dolayısıyla bu seçeneğin sürdürülebilir olmadığı söylenebilir.

Mevcut müzakerelerin AB açısından uzun vadeli ve nihai bir fayda doğurması oldukça düşük bir ihtimal olarak görülebilir. Dolayısıyla ikinci olarak AB, tek taraflı olarak çok daha korumacı önlemlere başvurarak Çin’le olan ticaret savaşını derinleştirebilir. AB’nin tarifeleri genişletmesi, Çin’in karşı önlemlerini artırması ve kritik girdilerin ticari baskı aracı olarak kullanılması, ekonomik ilişkileri daha çatışmalı bir yapıya dönüştürecektir. Bu durumda da Avrupa’da üretim maliyetlerinin yükselmesine, daha pahalı ürünlere ve nihayetinde enflasyonist baskılara yol açabilir.

En makul senaryo olarak Avrupa’nın sanayi politikasını yeniden yapılandırması ve aynı zamanda Çin’e karşı korumacı tedbire devam ederek bu yapılanma sürecinde zaman kazanması beklenebilir. Başka bir ifadeyle AB, bir yandan koruma önlemlerini geçici bir araç olarak kullanırken; diğer yandan teknoloji yatırımlarını, ortak Avrupa finansmanını ve kritik sektörlerdeki üretim kapasitesini güçlendirmeye çalışacaktır. Ancak bu dönüşüm de önemli mali kaynaklar ve uzun vadeli siyasi kararlılık gerektirmektedir.


[i] “China GDP to surpass US around 2035, years later than previously expected, Goldman Sachs predicts”, SCMP, https://www.scmp.com/economy/china-economy/article/3202752/china-gdp-surpass-us-around-2035-years-later-previously-expected-goldman-sachs-predicts, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).

[ii] “GDP by Country (2026) – IMF”, World Parameters, https://www.worldometers.info/gdp/gdp-by-country/, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).

[iii] “Çin ve AB, ekonomik ve ticari ilişkilerde yol ayrımında”, AA, https://aa.com.tr/tr/dunya/cin-ve-ab-ekonomik-ve-ticari-iliskilerde-yol-ayriminda/4081958, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).

[iv] “AB, Çin’e karşı ticarette daha sert önlemlere hazırlanıyor”, Bloomberg HT, https://www.bloomberght.com/ab-cine-karsi-ticarette-daha-sert-onlemlere-hazirlaniyor-3790721, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).

[v] “EU-China trade tensions: Five things to know as Brussels and Beijing face crunch talks”, Euronews, https://www.euronews.com/2026/10/06/eu-china-trade-tensions-five-things-to-know-as-brussels-and-beijing-face-crunch-talks, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).

[vi] “EU sets October deadline to get ‘tangible’ results with China”, Euronews, https://www.euronews.com/2026/06/29/eu-sets-october-deadline-to-get-tangible-results-with-china, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Benzer İçerikler