2026 yılının Ekim ayında gündeme gelen Donald Trump, Şi Cinping ve Vladimir Putin arasında olası bir üçlü zirve tartışması, tarafların bu zirveden beklentilerini de gündeme taşımıştır. Trump, esas olarak silahlanma kontrolü ve nükleer riskler gibi konuları öne çıkartırken; Putin, Ukrayna meselesi ve NATO’nun genişlemesini yeniden pazarlık konusu haline getirebilir. ABD ve Rusya arasındaki pazarlığın içerisine çekilen Çin ise kendi beklentilerini ve ilkelerini anlatma fırsatı bulabilir.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında düzenlenen konferanslar, büyük güçlerin uluslararası düzeni kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirme arayışlarına sahne olmuştur.[i] Şubat 1945 tarihli Yalta Konferansı, Nazi Almanyası’nın yenilgisinin yaklaştığı bir dönemde savaş sonrası Avrupa’nın siyasi düzenini şekillendiren görüşmelerden biri olmuştur.[ii] Ancak savaş sonrası seçimler ve ulusal kendi kaderini tayin ilkesiyle ilgili taahhütler, özellikle Doğu Avrupa’da Sovyet nüfuzunun genişlemesini önleyememiştir. Bu tarihsel deneyim, büyük güçlerin istikrar adına vardıkları anlaşmaların, ilgili ülkelerin özgür iradesini güvence altına alamayabileceğini göstermektedir.[iii]
Fakat günümüzdeki koşullar 1945 yılından çok farklıdır. ABD, Rusya ve Çin arasında ortak bir savaş deneyimine dayanan ittifak bulunmazken; bu üç ülke, küresel nüfuz, teknoloji, ticaret ve askeri üstünlük alanlarında rekabet etmektedir. Dolayısıyla olası bir üçlü zirveyi, önceden üzerinde uzlaşılmış bir dünya paylaşım planı olarak değerlendirmek doğru olmayacaktır. Ancak bu zirve, üç ülkenin stratejik hedeflerinin geçici olarak uzlaştırılabileceği bir pazarlık zemini oluşturabilir. Buradaki asıl tehlike, üç ülkenin kendi aralarındaki anlaşmazlıklara rağmen üçüncü ülkelerin çıkarlarını göz ardı etmekte uzlaşmalarıdır. Göz ardı edilen en büyük aktörse Avrupa’dır.
Trump açısından üçlü görüşme, kendisini savaşları bitirebilen, barış inşa eden ve büyük güçler arasında anlaşma sağlayabilen bir lider olarak sunma fırsatıdır. Ayrıca ticaret, enerji, yaptırımlar ve nükleer silahların kontrolü gibi alanlarda somut kazanımlar elde etmek isteyebilir. Dolayısıyla Trump’ın Rusya ve Çin’le temas arayışını yalnızca Ukrayna ve Avrupa güvenliği üzerinden okumak doğru olmayacaktır. Putin açısından ise zirvenin en önemli getirisi, Rusya’nın uluslararası izolasyonunun zayıflaması ve Moskova’nın Avrupa güvenliğinin geleceğini belirleyen başlıca güçlerden biri olarak yeniden kabul görmesidir.[iv] Rusya, Ukrayna konusunda yalnızca bir ateşkes aramamakta, aynı zamanda savaşın da kendi stratejik hedefleri doğrultusunda sonuçlanmasını arzulamaktadır.[v] Şi açısından bakıldığında, Washington’la ekonomik ve teknolojik rekabetini yönetebilmek öncelikli bir hedef olarak görülmektedir. Ayrıca Rusya ve ABD arasındaki rekabette Çin, ilkeli dış politika duruşu nedeniyle dengeleyici bir aktör olarak yer alabilir.
Zira Çin, ABD ve Rusya ile aynı masada müzakere ederek dış politikadaki hareket alanı genişletebilir.[vi] Pekin, Moskova ile stratejik ilişkilerini sürdürürken; Washington ile doğrudan çatışmanın maliyetlerini de yönetmek zorundadır. Ayrıca Rusya’nın diplomatik hedefleri ile Çin’in uzun vadeli çıkarları da her zaman birbiriyle örtüşmemektedir. Hatta Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğini savunan Çin’in ilkeli duruşu,[vii] Rusya’nın çıkarlarıyla ters düşmektedir. Dolayısıyla üçlü bir zirve, Çin’i özellikle Ukrayna ve nükleer silahsızlanma gibi hassas konularda açık bir pozisyon almaya zorlayabilir. Dış politikada ilkeli bir duruş sergileyen Çin’in bu tavrı, hem Rusya hem ABD’nin rahatsız olduğu bir durumdur. Dolayısıyla diplomaside Çin’le uzlaşmanın son derece zor olması, Rusya ve ABD’yi kendi aralarında yeni bir uzlaşıya yöneltebilir.
Çin, nükleer silahların kontrolüyle ilgili de ilkeli bir duruş sergilemektedir. Zira ABD ve Rusya’nın nükleer kapasiteleri birbirlerine yakın iken; Çin, henüz geliştirme aşamasındadır. Dolayısıyla Pekin, nükleer kapasitesinin ABD ve Rusya’nınkinden daha küçük olduğunu savunarak bu iki ülkenin önce kendi arsenallerini azaltması gerektiğini ileri sürmektedir.[viii] Bu yüzden Washington ve Moskova’nın Pekin’i üçlü bir silah kontrolü düzenlemesine dâhil etme isteği, Çin’in gelecekteki askeri kapasitesinin sınırlandırılması riskini barındırmaktadır.
Şi, toplantının ev sahibi olarak sembolik kazanç elde etmeyi isteyebilir; ancak Ukrayna konusunda belirli bir uzlaşmayı desteklemek veya nükleer kapasitesine sınırlama getirmek istemeyecektir. Zira Pekin, devletlerin egemenliği ve uluslararası sorunların kapsayıcı biçimde çözülmesi gerektiğini savunurken Ukrayna’nın dışlandığı bir zirveye katılırsa kendi söylemiyle çelişme riski taşıyacaktır. Bundan ötürü Çin, toplantıyı daha genel stratejik istikrar, ekonomik ilişkiler veya nükleer risklerin azaltılması gündemine çekebilir. Pekin’in hangi konuları müzakereye açacağı ve hangi konularda belirsizliği koruyacağı, ortaya çıkabilecek uzlaşmanın sınırlarını belirleyebilir.
Sonuç olarak Trump-Şi-Putin zirvesi tartışması, uluslararası sistemin temel çelişkilerinden birini görünür hâle getirmektedir: Büyük güçler küresel istikrarı sağlamak için işbirliğine ihtiyaç duyarken; olası bir uzlaşı, diğer devletlerin çıkarlarını, güvenliğini ve egemenliğini göz ardı etme tehlikesi barındırmaktadır. Üç ülkenin liderleri, birbirlerinin hedeflerini geçici olarak destekleyecek bir çıkar dengesi kurabilirler. Büyük güçler arasında sağlanacak bir uzlaşma, uluslararası barışın temelini oluşturmak yerine dünyayı yeni nüfuz alanlarına bölebilir.
[i] “Ukraine’s Peace Shouldn’t be Settled by Washington, Beijing and Moscow”, Jurist, https://www.jurist.org/commentary/2026/10/ukraines-peace-shouldnt-be-settled-in-washington-beijing-and-moscow/, (Erişim Tarihi: 27.10.2026).
[ii] “Putin Wants His Own Munich”, The Dispatch, https://thedispatch.com/article/putin-xi-jinping-trump-munich-summit/, (Erişim Tarihi: 27.10.2026).
[iii] “Trump, Putin and Xi carving up the world at Yalta 2.0 is a terrible idea”, Telegraph, https://www.telegraph.co.uk/news/2026/10/22/if-trump-putin-xi-try-to-carve-up-world-yalta-fail/, (Erişim Tarihi: 27.10.2026).
[iv] “Off the Record: Yalta 2.0 spells bad news for Europe in desperate need of a plan”, Euronews, https://www.euronews.com/2026/10/25/off-the-record-yalta-20-spells-bad-news-for-europe-in-desperate-need-of-a-plan, (Erişim Tarihi: 27.10.2026).
[v] “The Shenzhen Auction: What a Trump–Xi–Putin Summit Would Cost the Allies Who Aren’t Invited”, Modern Diplomacy, https://moderndiplomacy.eu/2026/10/26/trump-xi-putin-shenzhen-apec-trilateral-summit-cost-allies/, (Erişim Tarihi: 27.10.2026).
[vi] “Why Xi may have his own reasons to avert a US-Russia-China summit”, Merics, https://merics.org/en/comment/why-xi-may-have-his-own-reasons-avert-us-russia-china-summit, (Erişim Tarihi: 27.10.2026).
[vii] “China’s Position on the Political Settlement of the Ukraine Crisis”, MFA-PRC, https://www.mfa.gov.cn/eng/zy/gb/202405/t20240531_11367485.html, (Erişim Tarihi: 27.10.2026).
[viii] “Arms Control, Not Ukraine, Should be on the Superpowers’ Agenda”, Counter Punch, https://www.counterpunch.org/2026/10/26/arms-control-not-ukraine-should-be-on-the-superpowers-agenda/, (Erişim Tarihi: 27.10.2026).
