Dünya’da son yıllarda okullarda artan şiddet olayları, çocukların ve gençlerin güvenliğini aşan bir toplumsal soruna işaret etmektedir. Yakın dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yayımlanan bir rapora göre, yalnızca 2026 yılı içerisinde gerçekleşen okul ve okul çevresindeki 46 saldırı 31 can kaybı ile sonuçlanmıştır.[i] Ölenlerin arasında çocuklar da dahil öğrenciler çoğunluktadır. Avrupa’da ise öğrencilerin öfke, kaygı ve endişelerinin artık okul dışına taştığı görülmektedir. Fransa’da 2026 yılı Ekim ayı başında eğitim sistemindeki kaynak yetersizliği, öğretmen açığı, kalabalık sınıflara yönelik başlayan protestolarda artık liselerden üniversitelilere dek öğrenciler şiddet sergilemekte ve şiddete maruz kalmaktadır.[ii]
Son yıllarda ülkemizde de görülmeye başlayan bu türdeki olayları belli bir kuşağın geçici tepkisi, öfkeli ergenlerin davranışı, ekonomik sıkışmışlık veya sosyal medyanın etkisi gibi etiketlerle açıklamak, çok nedenli bir olguyu tek nedene indirgemektir ve durumun asıl boyutlarından uzaklaşmaktır. Okul saldırılarını anlamak için “failler”e odaklanmak yerine şiddeti mümkün kılan ilişkiler ağını incelemek gerekmektedir. Ancak çocukların ve gençlerin şiddete yönelmesini anlamak, şiddeti mazur görmek değildir; önlemek için hangi ilişkilerin, kurumların ve toplumsal koşulların eksik kaldığını ve neler yapması gerektiğini araştırmaktır.
“Z Kuşağı Değil”, Kuşaklar Arasındaki Bağlar Krizde
Okul saldırılarından sonra sık dile getirilen “sorunlu Z kuşağı” söylemi, yetişkinlerin kurumsal sorumluluklarını göz ardı eden bir etiketlemedir. Ergenlik; bedensel değişimin, kimlik arayışının, aidiyet ihtiyacının, dürtü kontrolünün, akran ilişkilerinin ve gelecek yaşam beklentilerinin yoğun biçimde geliştiği bir dönemdir. Bu özellikler saldırganlığı ortaya çıkarmamaktadır. Şiddetin ortaya çıkışında bireysel hassasiyetlerin yanı sıra aile ilişkileri, akran zorbalığı, dışlanma, şiddete maruz kalma, silaha erişim ve toplumsal koşullar birlikte rol oynamaktadır.
Burada önemli kavram, “görünmez dışlanma”dır: Çocuğun, okulda ya da aile içerisinde bulunmasına rağmen görülmemesi, dinlenmemesi ve bir topluluğun anlamlı üyesi olduğunu hissedememesidir. Başarısızlık, aşağılanma, yalnızlık veya adaletsizlik algısı birikerek öfkeyi besleyebilir. Fakat dışlanan her çocuk şiddete yönelmez; saldırganlık, belirli risklerin ve koruyucu etkenlerin etkileşimi içinde değerlendirilmelidir.
Liselerden ortaokullara uzanan olaylar, yaş gruplarını ya da risk altındaki çocuk ve gençleri topluca tehlikeli ilan etmek yerine daha erken yaşlarda başlayan akran, aile ve toplum zorbalıklarını, duygularını ifade edebilme becerilerini, yetişkinlere güveni ve çocuk için destek kaynaklarının etkililiğini incelememizi gerektirmektedir.
Şiddetin Tek Bir Nedeni ya da Sorumlusu Yok: Ekonomi, Dijital Dünya ve Madde Kullanımı
Ekonomik eşitsizlik, gelecek kaygısı, güvencesizlik ve ailelerin kaynaklara erişimindeki farklılıklar çocukların gelişim fırsatlarını daraltmaktadır. Kalabalık sınıflar, yetersiz destek hizmetleri ve başarıyı sınav sonuçlarına indirgeyen eğitim anlayışı da bazı öğrencilerin aidiyetini zayıflatabilir. Ancak yoksulluk saldırganlığın doğrudan nedeni değildir; benzer koşullarda büyüyen çocukların farklı yollar izlemesi, koruyucu ilişkilerin önemini göstermektedir.
Dijital ortamlar bu tabloya yeni bir katman eklemektedir. Şiddetin gösteriye dönüştürülmesi, saldırgan figürlerin kahramanlaştırılması, siber zorbalık ve yanlış bilginin hızla yayılması, bazı gençlerin davranışlarını ve şiddet algısını etkileyebilmektedir. Çevrim içi çatışmaların akranlar arasında okul koridorlarına taşınması da olasıdır. Bununla birlikte ekran süresi veya bir oyun tek başına saldırının nedeni sayılamaz. Dünya Sağlık Örgütü’nün (2019) de önerdiği gibi, çevrim içi şiddetin önlenmesinde dijital güvenliği akran ilişkileri, aile katılımı ve okul temelli çalışmalarla birlikte ele almak gerekmektedir.[iii]
Dijital kullanımın kontrol kaybına dönüşmesi bilişsel işlevlerde zorlanma, uyku ve işlevsellikte bozulma, yalnızlaşma ve dürtüsellik gibi sorunlarla birlikte görülebilmektedir. Alkol ve diğer maddelerin kullanımı da karar verme becerilerini ve dürtü kontrolünü olumsuz etkilemektedir. Ancak bağımlılıklar ile saldırganlık arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi bulunmamaktadır. Her çocuk bireysel ve çevresel bağlamıyla değerlendirilmelidir.
Aile, Okul ve Toplum Arasındaki Kopukluk
Ailede güvenli ve sevgiyi hissettiren bağların, tutarlı sınırların ve sağlıklı rol modellerinin bulunması koruyucu bir etkendir. Fakat aileyi tek başına sorumlu tutmak da çözüm değildir. Ebeveynlerin ekonomik ve psikolojik yüklerle baş etme biçimleri, uzun çalışma saatleri, ekran ve dijital dünya ile ilişkileri ya da kendi şiddet deneyimleri çocukla kurdukları ilişkiyi etkilemektedir. Sağlıklı otorite, korkutma değil; sınır koyarken ilişkiyi ve çocuğunu koruyabilen davranışlar içermelidir.
Okul ise yalnızca bilgi aktaran değil, çocuğun kabul görmeyi, ilişkiler içerisinde kendini ifade etmeyi öğrendiği ve adalet duygusunu deneyimlediği bir kurum olmalıdır. Öğretmenlerin hem saldırgan hem mağdur bakımından şiddetin belirtilerini tanıma, zorbalıklar karşısında rolüne uygun ve gerekli biçimde müdahale etme ve öğrenciyi damgalamadan yönlendirme becerileri önemlidir. Bu bağlamda okul psikolojik danışmanlarının eğitim kurumlarında gerek meslek etiği gerek yasal bakımdan çocuğu tanıma, izleme, psikolojik destek ve gerektiğinde güvenlik ve sağlık kuruluşlarıyla birlikte çalışarak çocukların sağlıklı gelişimini destekleme yükümlülükleri olduğu gözden kaçmamalıdır.
Dünyada bugün yaygınlaşan ve hem gençlerin hem toplumun geleceğini ve güvenliğini etkileyen bu sorun konusunda Türkiye’de de Millî Eğitim Bakanlığı’nın önlemleri gündemdedir. Eğitim kurumlarında psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerine ilişkin düzenlemeleri, gelişimsel ve önleyici hizmetler ile öğrenci-aile-öğretmen işbirliğini esas almaktadır.[iv] Okul ruh sağlığı uzmanları erken tanıma ve önlemede, psikososyal destek ve kriz sonrası iyileştirmede; toplum ruh sağlığı ve çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanları ise gerektiğinde klinik değerlendirme ve tedavide rol oynamaktadır. Okul saldırıları özelinde, tehditleri ciddiye alan, ancak her öfkeli ya da içine kapanık çocuğu potansiyel saldırgan ilan etmeyen bir yaklaşım gerekmektedir. Psikolojik danışman gerçekleştireceği görüşme ve programlarla her çocuğu sürekli bireysel gözetim altında tutamaz ya da tek başına iyileştirmesi mümkün değildir. Risk belirtilerine karşı okul, aile ve ilgili ruh sağlığı, sosyal ve güvenlik hizmeti birimleri eşgüdüm halinde hareket etmelidir. Dolayısıyla psikolojik danışmanların çocukları etkili izlemeleri için gerekli koşullar gündeme gelmektedir. Öğrenci başına düşen “yetkin” okul psikolojik danışmanı sayısı, çocuğa karşı sorumluluklar ve gizlilik sınırları, ailenin etkin katılımı, yönlendirme mekanizmaları ve uzmanlara erişim birlikte incelenmelidir.
Güvenlik Görevlisi Yeterli mi? Uluslararası Etkiler ve Ulusal Politikalar
Okullarda güvenlik görevlileri, kontrollü girişler, silah ve kesici aletlere erişimin azaltılması, acil durum planları ve hızlı müdahalenin can kaybı riskini düşürebileceği varsayılmaktadır. Fakat bu türde, saldırı olasılığının yaklaşmasına yönelik hazırlıklar, saldırının öncesinde çocuğu bu noktaya getiren dışlanmayı, tehdidi veya biriken çatışmayı tek başına çözemezler. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) de okul şiddetini bireysel, ilişkisel, toplumsal ve yapısal risklerin birlikte değerlendirilmesini gerektiren bir alan olarak ele almaktadır.[v]
ABD ve Avrupa’daki saldırıların haberleri, dijital topluluklardaki paylaşımlar ve şiddeti yücelten içerikler, Türkiye’deki gençlerin karşılaştığı modelleri etkileyebilmektedir. Ancak doğrudan dış siyasi müdahale veya belirli bir ülkenin politikalarının bu saldırılara neden olması gibi bir durum söz konusu olamaz. Küresel kutuplaşma, cezasızlık algısı, kamusal dilde sertleşme ve şiddetin günlük toplum hayatında sıradanlaşıp cezasız kalmasının yansımaları araştırılmaya değer etkenlerdir. Siyasetin sorumluluğu, kurumların karşılıklı birbirini suçlamasına neden olmadan, sistematik verileri değerlendirmek, kurumları denetlemek ve çocuk haklarını güvence altına almaktır.
Ne Değişmeli, Bizi Ne Bekliyor?
Okul saldırıları ve zorbalık için düzenli, karşılaştırılabilir ulusal verilerin yayımlanması temel bir adım olarak görülebilir. Bu kapsamda, olay öncesi uyarıların, aile ve okul müdahalelerinin, silaha erişimin ve sosyal çevrenin rolü bağımsız biçimde incelenmelidir. Okullarda zorbalığın kabul edilmeyeceğine ilişkin somut uygulamalar, öğrenci katılımı, aile eğitimleri ve işlevsel uzman desteği süreklilik kazanmalıdır. Hukuk, hızlı ve adil soruşturmanın yanında mağdurların korunmasını ve çocukların gelişimsel gereksinimlerine uygun müdahaleleri sağlamalıdır.
Aksi halde en sakıncalı olan şeyler gerçekleşmektedir: Daha fazla güvenlik önlemi, daha sert cezalar ve çocuk ve gençlere yönelik daha yoğun gözetim talepleri artmaktadır. Üstelik anlaşılamayan, sevildiğini hissedemeyen, şefkat görmeyen, şımartılırken özdenetim kazandırılmayan, kendini ifade edemeyen çocuk ve ergende korku, damgalanma, öfke, nefret ve okuldan uzaklaşma da derinleşmektedir. İşlevsel seçenek, güvenlik ile özgürlüğü karşıt kutuplar gibi görmeden, ikisini güven ilişkisi üzerinden yaşatmaktır.
Bu nedenle şu sorular da sorulmalıdır: Okulda kimler görünmez kalmaktadır? Öğrenciler haksızlığa uğradıklarında başvurabilecekleri güvenilir bir yetişkin bulabilmekte midir? Şiddet tehdidi bildiren çocuklar neden korkmakta, bildirimi sonrası süreç uygulamada nasıl işlemektedir? Kurumlar uyarıları kayıt altına alıp izlemekte midir? Nasıl izlemektedir? Uygulamadaki uzmanlar ne kadar yetkindir? Çocukların ruh sağlığı desteğine erişimi ekonomik gelire göre değişmekte midir? Şiddet haberleri saldırganı istemeden kahramanlaştırmakta mıdır? Aile kültürü ekran ve sanal dünyadaki şiddetten çocuğunu koruyucu mudur? Aile içerisinde tanık olunan ya da maruz kalınan şiddet karşısında çocuğa karşı sorumlu kurumsal destek kaynakları çocuğu koruyucu işlemler yapmakta mıdır?
Sonuç
Okulla ilgili şiddet olgusu, çocuk ve ergenlerin eğitim, sağlık ve iyi oluş haklarının önünde bir engeldir. Öğrenciler okulda şiddetle yüz yüze olduğu sürece hiçbir ülkede kapsayıcı ve eşit kalitede eğitimi gerçekleştirilememektedir.[vi]Okul saldırıları yalnızca çocuk ve ergenlere özgü sorunların değil, aslında toplumun çocuklarla kurduğu ilişkinin niteliğini de sınamaktadır. Aileden okula, toplumsal ilişkilerden kamusal politikalara uzanan çok katmanlı bir yapının sorgulanmasını gerektirmektedir.
Şiddetin önlenmesi; çocukların aidiyet, güven, adalet ve anlaşılma ihtiyaçlarının karşılanmasını, ailelerin desteklenmesini, eğitimcilerin ve okul psikolojik danışmanlarının güçlendirilmesini, ruh sağlığı hizmetlerine erişimin kolaylaştırılmasını gerektirmektedir. Güvenlik önlemleri elbette önemlidir; ancak çocukları şiddet içerisinde büyüten koşulları değiştirmeyen hiçbir uygulama tek başına yeterli olmamaktadır. Erken uyarıların dikkate alınması, şiddet tehdidinin ciddiyetle değerlendirilmesi ve çocukların damgalanmadan desteklenmesi, koruyucu yaklaşımın temelini oluşturmalıdır.
Çocukların sessizliğini, öfkesini ve yardım çağrılarını zamanında fark edebilen bir toplum, şiddetle mücadelede cezalandırmanın ötesine geçerek önleyici, adil ve uygulanabilir çözümler üretebilir. Dijital risklerden toplumsal eşitsizliklere, kurumsal ihmallerden şiddeti sıradanlaştıran söylemlere kadar bütün etkenler birlikte değerlendirilmelidir. Asıl hedef, çocukları koruyan ve kurumlar arası işbirliğini güçlendiren bir sistem kurmaktır.
Çünkü çocukları korumak, geleceği korumaktır!
[i] “School Shootings in The US: Fast facts”, CNN US, https://edition.cnn.com/us/school-shootings-fast-facts-dg, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
[ii] “Fransa’da okul protestoları büyüyor: Yaklaşık 2000 gözaltı”, DW Türkçe, https://tinyurl.com/2mu29v9j, (Erişim Tarihi: 11.10.2026).
[iii] “New report showcases strategies to keep children safe online”, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), https://www.who.int/news/item/02-12-2022-new-report-showcases-strategies–to-keep-children-safe-online, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
[iv] “Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği”, Millî Eğitim Bakanlığı, https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=34760&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
[v] “Youth Violence Prevention: About Youth Violence”, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC), https://www.cdc.gov/youth-violence/about/about-school-violence.html, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
[vi] “Behind the numbers: Ending school violence and bullying”, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), https://www.unesco.org/en/articles/behind-numbers-ending-school-violence-and-bullying, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
