Analiz

Rusya Türk Dünyasının Bir Parçası Olabilir mi? Tokayev’in Önerisi ve Türk İşbirliğinin Geleceği

Astana, Türk dünyasının güçlenmesinin Rusya’nın stratejik açıdan dışlanmasını gerektirmediği yönünde bir mesaj iletmekte olabilir.
Rusya, Türk-Moğol bağlantılarını ve Büyük Bozkır ile tarihsel ilişkisini vurgulayarak kendisini daha geniş Avrasya ve Türk medeniyet alanının tarihsel bir katılımcısı olarak konumlandırabilir.
Türk devletleri açısından temel mesele, dış aktörlerin teşkilatın iç siyasi yönelimini etkilemesine izin vermeden uluslararası ortaklıkları genişletmektir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, 30 Ekim 2026 tarihinde düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) 13. Zirvesi’nde Rusya’nın TDT+ formatına davet edilmesini veya teşkilat bünyesinde gözlemci statüsü elde etmesini önermiştir. Ankara’da gerçekleştirilen zirvede Kazakistan Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilen bu öneri, Türk entegrasyonunun geleceğine ilişkin tartışmalara beklenmedik bir jeopolitik boyut kazandırmıştır. Söz konusu öneri, Rusya’nın teşkilata tam üyeliğini öngören bir girişim niteliği taşımamakla birlikte Türk dünyasının jeopolitik yönelimine ilişkin önemli bir soruyu gündeme getirmektedir: Türk entegrasyonu, Moskova’da stratejik kaygılara yol açmadan gelişimini sürdürebilir mi?

İlk bakışta Tokayev’in önerisi paradoksal görünebilir. TDT; Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ı bir araya getirirken; Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) teşkilatta gözlemci statüsünde bulunmaktadır. Rusya ise ne bir Türk devleti ne de teşkilatın üyesidir. Bununla birlikte Tokayev, önerisini Tatarlar, Başkurtlar ve Sahalar gibi Türk halklarının Rusya’daki varlığına ve Moskova’nın Kazakistan tarafından da desteklenen “Altay-Türk Medeniyetinin Beşiği” girişimine atıfta bulunarak gerekçelendirmiştir. Tokayev, Rusya’nın katılımının teşkilatın uluslararası görünürlüğünü güçlendireceğini ve tüm katılımcı ülkelere fayda sağlayacağını ifade etmiştir.[i]

Türk devletleri arasındaki işbirliği, kültürel diplomasinin ötesine geçerek ulaştırma, ticaret, yatırım, dijital altyapı ve siyasi istişare alanlarına yayılmış; TDT de giderek daha fazla jeopolitik önem kazanmaya başlamıştır. Teşkilatın artan kurumsal kapasitesi ve hedefleri, Moskova tarafından Rusya’nın geleneksel olarak önemli bir nüfuza sahip olduğu coğrafyada alternatif bir bölgesel yapılanma oluşturma girişimi olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte TDT’nin esas itibarıyla Rusya’nın çıkarlarına yönelik bir oluşumdan ziyade daha derin bir işbirliğini hedefleyen platform olarak faaliyet gösterdiği belirtilmelidir. Buna rağmen Orta Asya ve Güney Kafkasya devletleri arasındaki siyasi ve ekonomik koordinasyonun güçlenmesi, bu ülkelerin geleneksel Rusya merkezli bölgesel düzenlemelere olan bağımlılığını zaman içerisinde azaltabilir. Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Güzergâhı’nın (Orta Koridor) genişletilmesi, Rusya üzerinden geçen kuzey güzergâhlarına alternatif oluşturan TDT bünyesindeki stratejik işbirliğinin başlıca örneklerinden biridir.

Astana, Türkiye ve diğer Türk devletleriyle işbirliğini derinleştirmek için güçlü gerekçelere sahipken; Moskova’yla istikrarlı ilişkilerin sürdürülmesini de Kazakistan dış politikasının temel unsurlarından biri olarak görmektedir. Rusya’yla dünyanın en uzun kesintisiz kara sınırını paylaşması ve kuzey komşusuyla kapsamlı ekonomik ve güvenlik ilişkileri yürütmesi, Kazakistan açısından çatışmacı bir yaklaşımın maliyetini oldukça artırmaktadır. Bu nedenle Tokayev’in önerisi, Türk entegrasyonunun dışlayıcı bir jeopolitik proje olarak algılanmasını önleme girişimi şeklinde değerlendirilebilir. Kazakistan, Moskova’nın giderek daha fazla önem kazanan bölgesel bir yapılanmanın dışında kalmasına ve bu gelişmeyi şüpheyle karşılamasına izin vermek yerine Rusya’nın da daha geniş kapsamlı bir işbirliği mimarisinin parçası olabileceği mesajını vermektedir. Başka bir ifadeyle Astana, Türk dünyasının güçlenmesinin Rusya’nın stratejik açıdan dışlanmasını gerektirmediği yönünde bir mesaj iletmekte olabilir.

Tokayev’in konuşmasında dikkat çeken bir diğer husus, TDT’nin bir askerî ittifak olmadığı ve gelecekte de böyle bir yapıya dönüşmemesi gerektiği yönündeki vurgusunu yinelemesi olmuştur. TDT, bugüne kadar resmî olarak kolektif savunma mekanizması oluşturmayı hedeflememiştir. Ancak askerî işbirliğinin ve siyasi koordinasyonun derinleşmesi, özellikle Moskova’da bu yönde farklı değerlendirmelere yol açabilir. Örneğin Ankara Deklarasyonu’nda savunma sanayisi alanında çok taraflı ve verimli işbirliğinin geliştirilmesi ile Türkiye’nin ev sahipliğinde bir TDT Savunma Sanayii Koleji programının kurulmasının araştırılması önerilmiştir.[ii] Tokayev, bölgesel entegrasyon ile askerî ittifaklaşma arasında açık bir ayrım yapmaya çalışmakta olabilir. Bu yaklaşım, Kazakistan’ın kurumsal işbirliğini güçlendirirken teşkilatın jeopolitik rekabeti derinleştirebilecek bir güvenlik bloğuna dönüşmesini önleme tercihine işaret etmektedir. Söz konusu mesaj aynı anda iki amaca hizmet etmektedir. Türkiye ve diğer Türk devletleri açısından Kazakistan’ın tercih ettiği entegrasyon modelinin sınırlarını ortaya koyarken; Rusya’ya da TDT’nin kendi çıkarlarına karşı yöneltilmiş bir askerî araca dönüşmesinin amaçlanmadığı güvencesini vermektedir. Tokayev, Rusya’nın teşkilata katılımını savunurken TDT’nin askerîleşmesini açıkça reddederek hem teşkilatın dışarıdan nasıl algılandığını hem de kurumsal gelişim yönünü şekillendirmeye çalışmakta olabilir.

Rusya’nın Türk dünyasıyla giderek gelişen ilişkileri, tarihsel hafızanın ve rekabet hâlindeki medeniyet anlatılarının stratejik kullanımına dayanan önemli bir tarihsel ve ideolojik boyut da taşımaktadır. Rus Avrasyacı düşünürler, Moğol dönemini yalnızca bir yabancı egemenliği dönemi olarak değil, Rusya’nın bağımsız Avrasya kimliğinin gelişiminde belirleyici bir aşama olarak ele almaktadır. Bu yorum çerçevesinde Moğol ve Altın Orda mirası, Rusya’nın Avrupa’nın çevresinde konumlanan bir siyasi yapıdan kendine özgü medeniyet çizgisine sahip kıtasal bir güce dönüşmesine katkıda bulunmuştur. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da “Russia’s Foreign Policy: Historical Background” başlıklı makalesinde Moğol dönemini, Rusya’nın Avrasya’daki bağımsız rolünün pekişmesinde kritik bir unsur olarak nitelendirmiştir. Lavrov, Aleksandr Nevski’nin Altın Orda ile uzlaşma siyasetini örnek göstererek bu tarihsel tercihin Rusya’nın dinî ve siyasi özerkliğinin Batı’nın baskısı karşısında korunmasına katkı sağladığını savunmuştur.[iii] Daha yakın bir tarihte, Ocak 2026 tarihinde Lavrov, Rusya’nın Türk halklarının ortak tarihini ve tarihsel hafızasını korumayı amaçlayan girişimlere katıldığını açıkça ifade etmiştir. Bu kapsamda Moskova’nın Ekim 2024 tarihinde başlattığı “Altay Dağları, Türk Halklarının Beşiği” başlıklı yıllık siyasi ve akademik konferansa özellikle değinmiştir.[iv]

Rusya, Türk-Moğol bağlantılarını ve Büyük Bozkır ile tarihsel ilişkisini vurgulayarak kendisini Orta Asya’da nüfuz arayan dışsal bir güç olarak değil, daha geniş Avrasya ve Türk medeniyet alanının tarihsel bir katılımcısı olarak konumlandırabilir. Bu yaklaşım, Rusya’nın Orta Asya’ya yönelik Çarlık yayılmasından ve Sovyet döneminden daha eski bir tarihsel çerçeveyi gündeme getirmektedir. Moskova, Orta Asya toplumlarının yalnızca Çarlık ve Sovyet yönetimleri altındaki ortak tarihsel deneyimlerine dayanmak yerine Slav ve Türk dünyalarının farklı biçimlerde paylaştığı daha eski bir Avrasya mirasına da atıfta bulunabilir. Ancak bu tarihsel anlatıları, imparatorluk veya Sovyet tarihsel referanslarının tamamen yerini alan unsurlar olarak yorumlamamak önemlidir.

Bu tür bir anlatı, Türkiye’nin Türk dünyasındaki konumu açısından da sonuçlar doğurmaktadır. Türkiye’nin diğer bağımsız Türk devletlerine kıyasla sahip olduğu daha büyük ekonomik ölçek ve gelişmiş savunma sanayii kapasitesi, Ankara’ya Türk dünyası içerisinde önemli yapısal avantajlar sağlamaktadır. Ankara’nın Türk dünyasındaki ayrıcalıklı konumu, Türk toplumlarıyla paylaştığı dilsel, kültürel ve tarihsel bağlara dayanmaktadır. Moskova’nın Avrasyacı yorumu ise Rusya’nın da tarihsel ve medeniyetsel açıdan önem atfettiği bu ortak mirasa ilişkin alternatif bir anlayış ortaya koyabilir. Türk dünyasını daha geniş bir Avrasya tarihsel deneyiminin parçası olarak sunan Rusya, Türkiye’nin bu coğrafyanın başlıca siyasi ve kültürel destekçisi olma konumunu potansiyel olarak karmaşıklaştırabilir. Bununla birlikte Lavrov, Türkiye’nin Türk dünyasının merkezî bir sütunu olduğunu ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın geliştirilmesi ve derinleştirilmesi yönünde adımlar atıldığını da ifade etmiştir.[v] Rusya’nın TDT+ çerçevesinde katılımı, Moskova’nın diplomatik ve akademik girişimler aracılığıyla hâlihazırda desteklediği tarihsel anlatıya kurumsal bir boyut kazandırabilir.

Tokayev’in bu önerisi, Kazakistan’ın çok yönlü dış politika anlayışını sürdürdüğünü göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Astana, geleneksel olarak herhangi bir güce aşırı derecede bağımlı hâle gelmeden farklı güç merkezleriyle stratejik ortaklıklarını sürdürmeye çalışmaktadır. Rusya, Çin, Türkiye ve Batılı ülkelerle ilişkileri bu yaklaşımın örneklerini oluşturmaktadır. Tokayev’in ulaştırma konusundaki açıklamaları da bu stratejinin başka bir göstergesidir. Orta Koridor’un önemini ve Hazar ötesi bağlantısallığa artan katkısını vurgularken Kuzey-Güney Koridoru’nun ve Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nin sunduğu ekonomik fırsatlara da dikkat çekmiştir. Başka bir ifadeyle Kazakistan, bir jeopolitik veya ekonomik çerçeveyi diğeriyle değiştirmeyi hedeflememekte, bunun yerine birbiriyle kesişen farklı ağlara erişimini sürdürmeye çalışmaktadır. Aynı mantık, Tokayev’in TDT’ye yönelik yaklaşımının da temelini oluşturmaktadır. Türkiye ve diğer Türk devletleriyle ilişkilerin güçlendirilmesi, Rusya’yla işbirliğinin terk edilmesi anlamına gelmemektedir. Aksine Astana, bu ilişkilerin daha geniş ve esnek bir bölgesel mimari içerisinde birlikte var olmasını amaçlamaktadır. Türk dünyası ile dış aktörler arasındaki etkileşimi savunan bir konum benimseyerek Kazakistan, TDT içerisindeki diplomatik ağırlığını da artırabilir. Böylece Astana, teşkilatın daha geniş Avrasya jeopolitik ortamıyla ilişkisini şekillendirebilecek bir aktör olarak öne çıkabilir.

Aynı zirvede Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev de üçüncü ülkelerle işbirliğinin TDT+ formatı aracılığıyla kurumsallaştırılmasını önermiştir. Bu kapsamda başlangıçta ticaret, ulaştırma, yatırım ve ortak projelere odaklanan sektörel bakanlar düzeyinde toplantıların düzenlenmesi öngörülmektedir.[vi] Mirziyoyev’in girişimi, Tokayev’in önerisini daha geniş bir çerçeveye yerleştirmektedir. Rusya’yı istisnai bir durum olarak ele almak yerine TDT, farklı dış ortakların ortak çıkarlar temelinde teşkilatla etkileşim kurabileceği bir mekanizma geliştirebilir. Böyle bir düzenleme, Türk devletlerinin uluslararası ortaklıklarını genişletirken teşkilatın temel kimliğini korumalarına imkân tanıyabilir. Dış aktörlerle işbirliği kurulması, bu aktörlere üyelik veya teşkilatın iç karar alma süreçleri üzerinde nüfuz kazandırılmasını zorunlu kılmamaktadır. Bu bağlamda Rusya’nın TDT+ formatına katılımı, Türk devletlerinin siyasi ve kültürel işbirliği temelinde oluşturulmuş bir teşkilata tam üyelikten önemli ölçüde farklı olacaktır. Rusya’da Türk dilli toplulukların varlığı, işbirliği için tarihsel ve kültürel bir gerekçe sunmakla birlikte bu durum Rusya’yı kurumsal anlamda bir Türk devleti hâline getirmemektedir. Dolayısıyla gözlemci statüsü veya TDT+ çerçevesinde projeye dayalı katılım, teşkilatın mevcut kimliğiyle daha uyumlu görünmektedir. Mirziyoyev’in girişimi ayrıca Özbekistan ve Kazakistan’ın TDT’yi uluslararası ortaklıklara daha açık bir platforma dönüştürme konusunda ortak bir çıkar taşıyabileceğine işaret etmektedir.

Bunun yanı sıra dönem başkanlığı Azerbaycan’dan Türkiye’ye devredilmiş, Özbek diplomat Mirvohid Azimov yeni Genel Sekreter olarak atanmış ve Özbekistan’ın 2027 yılında düzenlenecek bir sonraki zirveye ev sahipliği yapması öngörülmüştür. Bu gelişmeler, teşkilatın siyasi hedeflerini daha somut kurumsal ve ekonomik işbirliği mekanizmalarına dönüştürmeye çalıştığı bir döneme denk gelmektedir. Türkiye’nin dönem başkanlığını üstlenmesi, Türk entegrasyonu gündemine yeni bir ivme kazandırabilirken Özbekistan’ın kurumsal rolündeki artış, Taşkent’in teşkilatla giderek derinleşen ilişkilerini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Kazakistan’ın önerisi, teşkilatın uluslararası etki alanını genişletirken üye ülkeler arasındaki siyasi bütünlüğü ve stratejik özerkliği nasıl koruyabileceğine ilişkin geleceğe yönelik tartışmalara yeni bir boyut kazandırmaktadır.

Ayrıca Rusya’nın henüz Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) kabul edilmediğini veya kendisine gözlemci statüsü tanınmadığını vurgulamak gerekmektedir. Ankara Zirvesi, bu öneriye ilişkin herhangi bir karar açıklanmadan sona ermiştir. Ayrıca Tokayev’in değindiği Rusya’nın katılım yönündeki ilgisinin niteliği ve Moskova’nın bu konuda resmî bir başvuruda bulunup bulunmadığı kamuoyuna açık bilgiler çerçevesinde belirsizliğini korumaktadır. Dolayısıyla söz konusu girişim, şimdilik Rusya’nın teşkilata katılımına yönelik başlatılmış resmî bir süreçten ziyade Astana tarafından ortaya konulan bir öneri olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak Tokayev’in önerisi, kurumsal işbirliğinin komşu güçlerin çıkarlarından bağımsız değerlendirilemeyeceği bir jeopolitik ortamda bölgesel entegrasyonun karşı karşıya olduğu karmaşıklıkları ortaya koymaktadır. Kazakistan, Rusya’nın TDT+ formatına katılımını önererek Moskova tarafından bölgesel konumuna yönelik bir meydan okuma olarak algılanabilecek kurumsal bir yapılanmanın ortaya çıkmasını önlemeye çalışırken Türk entegrasyonunun sınırlarını da kendi stratejik özerkliğini koruyacak şekilde şekillendirmeyi amaçlamakta olabilir. Bu hesaplama, Rusya’nın Türk-Moğol tarihsel mirasına giderek daha fazla atıfta bulunarak daha geniş Türk dünyası içerisindeki kendi konumunu güçlendirmeye çalıştığı Avrasya kimliğine ilişkin daha kapsamlı bir rekabetle de kesişmektedir. Bununla birlikte dış aktörlerin TDT çerçevesine dâhil edilmesi, kurumsal bütünlük, karar alma özerkliği ve bölgesel kapsayıcılığın sınırları konusunda yeni soruları beraberinde getirmektedir. Bu nedenle Türk devletleri açısından temel mesele, dış aktörlerin teşkilatın iç siyasi yönelimini etkilemesine izin vermeden uluslararası ortaklıklarını genişletmek olacaktır. Kazakistan bakımından ise amaç yalnızca Moskova ve Ankara ile ilişkileri uzlaştırmak değil, daha derin Türk işbirliğinin bağımsız ve çok yönlü bir dış politika izleme kapasitesini kısıtlamak yerine güçlendirdiği bir bölgesel düzeni muhafaza etmektir.


[i] “Tokayev Proposes Considering Russia’s Participation in OTS”, UzDaily, https://www.uzdaily.uz/en/tokayev-proposes-considering-russias-participation-in-ots/, (Erişim Tarihi: 01.11.2026).

[ii] “Ankara Declaration of the Thirteenth Summit of the Organization of Turkic States”, The Organization of Turkic States, https://turkicstates.org/u/4-ankara_declaration_final20agreed.pdf, (Erişim Tarihi: 01.11.2026).

[iii] “Russia’s Foreign Policy:Historical Background”, Russia in Global Affairs, https://mid.ru/en/foreign_policy/news/1523653/, (Erişim Tarihi: 01.11.2026).

[iv] “Foreign Minister Sergey Lavrov’s interview with Turkish media”, MFA Russia, https://mid.ru/en/foreign_policy/news/2075802/, (Erişim Tarihi: 01.11.2026).

[v] Aynı yer.

[vi] “Address by the President of the Republic of Uzbekistan Shavkat Mirziyoyev at the Summit of the Organization of Turkic States”, President of the Republic of Uzbekistan, https://president.uz/en/lists/view/9800, (Erişim Tarihi: 01.11.2026).

Nodirjon MURODOV
Nodirjon MURODOV
Nodirjon Murodov, İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimine devam etmektedir. Aynı zamanda Türkiye Bursları programının bursiyeridir. Çalışmaları; Orta Asya, Rusya ve Avrasya başta olmak üzere dış politika, göç politikaları, bölgesel işbirliği, güvenlik ve ekonomik diplomasi alanlarına yoğunlaşmaktadır. Nodirjon, Özbekçe, Türkçe, Rusça ve İngilizce dillerini bilmektedir.

Benzer İçerikler