Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun 19 Ekim 2026 tarihinde Semerkant’a kalabalık bir iş dünyası heyetiyle gelmesi, Washington’ın Orta Asya’ya bakışında belirginleşen yeni yönü ortaya koymaktadır.[i] Ziyaretin merkezinde askerî üsler veya yüksek perdeden siyasi talepler yerine şirketler, yatırım imkanları ve tedarik zincirleri bulunmuştur. Rubio’ya 200’ü aşkın Amerikan iş insanının eşlik etmesi, bu dönüşün sıradan bir diplomatik ziyaretten öteye geçtiğini göstermektedir. Bölge, kriz çıktığında hatırlanan uzak bir coğrafyadan ekonomik güvenlik hesaplarının parçasına dönüşmektedir.
Semerkant’taki iş programı bu yaklaşımın ölçeğini açık biçimde göstermiştir. Toplantılara 100’den fazla Amerikan şirketi, diğer Orta Asya ülkelerinden 100 şirket ve Özbekistan’dan 200 işletme katılmış; görüşmeler dijital teknolojilerden madenciliğe, enerjiden ulaştırmaya kadar altı alanda yürütülmüştür.[ii] Devlet diplomasisi ile ticari temas aynı salonda birleşirken dış politika da soyut ortaklık ifadelerinden somut proje arayışına ilerlemiştir. Washington’ın mesajı oldukça açıktır: ABD bölgeye şirketlerinin sermayesi, teknolojisi ve pazar bağlantılarıyla dönmektedir.
Bu durum “ticari jeopolitik” kavramını daha anlamlı hale getirmektedir. Günümüzde nüfuz her zaman askerî varlıkla kurulmamaktadır. Zira bir demiryolunun finansmanı, maden işleme tesisinin teknolojisi veya dijital ödeme altyapısı da ülkelerin uzun vadeli yönelimini etkileyebilir. Şirketler yatırımla beraber teknik standart, hukuk düzeni ve tedarik ilişkisi taşımaktadır. Bu yüzden Semerkant’ta imzalanan ticari bir anlaşma, bölgenin hangi pazara bağlanacağını ve hangi kurallarla üretim yapacağını belirleyen siyasi sonuçlar doğurabilir.
C5+1 formatı, 2015 yılında yine Semerkant’ta dışişleri bakanları düzeyinde başlamıştı. Aradan geçen on yılda güvenlik ve sınır aşan tehditler öne çıkarken bugünkü gündem daha geniş bir ekonomik içeriğe kavuşmuştur. Son ortak bildiride Trans-Hazar Ticaret Güzergâhı’nın geliştirilmesi, gümrük işlemlerinin uyumlaştırılması, bölge içi ticaretin artırılması, kritik minerallerin çıkarılması ve Orta Asya’da işlenmesi birlikte ele alınmıştır.[iii] Bu tercih, Washington’ın beş ülkeyi birbirine bağlandığında değer kazanan bir ekonomik alan olarak görmeye başladığını düşündürmektedir.
Kritik mineraller bu yeni ilginin en stratejik boyutunu oluşturmaktadır. Kazakistan’ın uranyumu, Özbekistan’ın altın ve bakır kapasitesi, Kırgızistan ile Tacikistan’ın zengin rezervleri, enerji dönüşümü ve savunma sanayisi açısından giderek daha önemli hale gelmektedir. Buna karşılık bölge ülkeleri, ham cevheri çıkarıp dışarı gönderen eski modele mesafeli durmaktadır. Asıl kazanç, madenin yerel tesiste işlenerek sanayi girdisine dönüştürülmesiyle ortaya çıkacaktır. Amerikan şirketlerinin kalıcı yer edinmesi de yerel işleme, mesleki eğitim ve teknoloji aktarımı konusunda verecekleri somut taahhütlere bağlıdır.
Özbekistan ile ABD arasında açıklanan 54 ticaret, yatırım ve teknoloji anlaşmasının, hayata geçirilmesi halinde 12 milyar dolara ulaşacağı bildirilmiştir.[iv] Paket; demiryolu ekipmanlarının yerelleştirilmesinden uçak motorlarına, madencilikten finans ve uydu haberleşmesine kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Buradaki rakamlar oldukça etkileyici olsa da uygulamaya geçtiğinde somut faydaları görülecektir. Finansman bulunmadığında veya idari engeller çözülemediğinde niyet belgesi fabrikaya dönüşmez. Semerkant’ın başarısı, iki ya da üç yıl sonra çalışan tesisler, açılan istihdam alanları ve artan ihracat kapasitesi üzerinden ölçülebilir.
Ulaştırma meselesi de ticari açılımın zayıf halkasıdır. Denize doğrudan çıkışı bulunmayan Orta Asya, büyük pazarlara ulaşmak için komşularının altyapısına ihtiyaç duymaktadır. Trans-Hazar hattı Kazakistan’dan Hazar Denizi’ne, oradan Azerbaycan, Gürcistan ve Avrupa’ya uzanan alternatif bir güzergah sunmaktadır. Ancak liman kapasitesi, vagon uyumu, gümrük beklemeleri ve taşıma maliyetleri çözülmeden Amerikan yatırımlarının küresel pazara düzenli biçimde bağlanması güçtür. Maden anlaşmaları ile demiryolu, liman, depolama ve sigorta projeleri arasında bütünlük kurulması, ticari jeopolitiğin gerçek sınavını oluşturacaktır.
Washington’ın sahada büyük bir boşluk bulamayacaktır. Çünkü Çin, kredi, altyapı ve ticaret yoluyla bölgede güçlü bir ekonomik ağ kurmuş; Rusya ise dil, göç, enerji hatları ve güvenlik kurumları üzerinden etkisini sürdürmüştür. ABD’nin gelişini bu iki aktörü bölgeden çıkaracak bir hamle olarak okumak doğru olmayacaktır. Başkentler de ortaklarını birbirinin yerine koymak istememektedir. Aranan şey, tek bir merkeze bağımlılığı azaltan ve pazarlık alanını genişleten çok yönlü ilişkiler düzenidir. Amerikan şirketleri bu dengeye yeni seçenek eklediği ölçüde kabul görecektir.
Asıl fırsat, büyük güç rekabetini kalkınma hedeflerine bağlayabilmektir. Özbekistan üretim ve lojistik merkezi olmayı, Kazakistan maden zenginliğini ileri sanayiyle birleştirmeyi, küçük ekonomiler ise ulaşım bağlantılarından pay almayı hedeflemektedir. Her ülke yatırımcı çekmek için vergi indirimi ve ucuz hammadde üzerinden ayrı bir yarışa girerse dış şirketler kazançlı çıkarken bölgesel değer zinciri zayıflayabilir. Ortak standartlar, geçiş kolaylığı ve birbirini tamamlayan sanayi yatırımları geliştirilirse beş ülkenin pazarlık gücü artabilir.
Ticari jeopolitiğin parlak tarafı kadar riskleri de vardır. Maden ve altyapı projeleri şeffaf sözleşmelerle yönetilmezse kamu gelirleri dar bir çevrede toplanabilir; yoğun su ve enerji kullanan tesisler yerel gerilimler doğurabilir. Amerikan finansmanının siyasi şartlara, yaptırım düzenine veya Washington’daki yönetim değişikliklerine fazla bağlı kalması da projelerin devamlılığını etkileyebilir. Bölge hükümetleri sermayenin kaynağı kadar sözleşmenin yerel üretime, istihdama ve bilgi birikimine ne kattığını hesaba katmaktadır. Kalıcı ortaklık, büyük rakamların ötesinde güvenilir ve öngörülebilir bir iş ortamı ister.
ABD açısından temel mesele sürekliliktir. Washington, geçmişte Orta Asya’ya Afganistan, terörle mücadele veya Rusya ve Çin rekabeti üzerinden yaklaşmış; gündem değiştiğinde ise ilgisini azaltmıştır. Şirketlerin sahaya girmesi bu dalgalanmayı sınırlayabilir; çünkü fabrika, demiryolu ekipmanı veya finansal ortaklık yıllara yayılan bir ilişki kurar. Yine de özel sektör tek başına siyasi devamlılık sağlayamaz. Kredi garantileri, diplomatik takip, düzenli C5+1 toplantıları ve bölgenin önceliklerine saygı gösteren bir yaklaşım bulunmadığında ilk heyecanın kısa sürede sönmesi mümkündür.
Semerkant buluşması, Orta Asya’nın edilgen bir geçiş sahası olarak görülme döneminin geride kaldığını göstermektedir. Bölge ülkeleri kaynaklarını, ulaşım konumlarını ve genç nüfuslarını kullanarak dış ortaklar arasında daha seçici davranmaktadır. Washington’ın şirketlerle dönüşü yeni bir kanal açmıştır; lakin bu kanalın kalıcı nüfuza dönüşmesi ticaret hacminden çok yatırımın niteliğine bağlıdır. Yerel üretimi büyüten, güzergâhları birbirine bağlayan ve bölgesel işbirliğini güçlendiren projeler hayata geçerse Semerkant yeni bir dönemin başlangıcı sayılabilir. Aksi durumda yüksek rakamlar, ticari jeopolitiğin gösterişli fakat kısa ömürlü bir sahnesi olarak kalacaktır.
[i] “Rubio Seeks to Expand Central Asia Ties with Pomp-Filled Uzbekistan Visit”, Reuters, https://www.reuters.com/world/asia-pacific/rubio-seeks-expand-central-asia-ties-with-pomp-filled-uzbekistan-visit-2026-10-19/, (Erişim Tarihi: 22.10.2026).
[ii] “Large-Scale C5+1 Business Program Kicks Off in Samarkand”, Ministry of Investment, Industry and Trade of the Republic of Uzbekistan, https://gov.uz/en/miit/news/view/234891, (Erişim Tarihi: 22.10.2026).
[iii] “C5+1: Historic Partnership, Prosperous Future”, Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Uzbekistan, https://gov.uz/en/mfa/news/view/234672, (Erişim Tarihi: 22.10.2026).
[iv] “Agreements Worth $12 Billion Signed between Uzbekistan and the USA,” Government Portal of the Republic of Uzbekistan, https://gov.uz/en/news/view/235113, (Erişim Tarihi: 22.10.2026).
