Analiz

Transatlantik İlişkilerde Yeni Arayış: Kanada-Avrupa Birliği Yakınlaşması

Kanada-AB yakınlaşması stratejik bir ortaklığa dönüşmektedir.
Trump’ın tarife tehdidi transatlantik gerilimi artırmaktadır.
Kanada, ABD’ye bağımlılığını azaltacak yeni ortaklıklar aramaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Kanada ile Avrupa Birliği (AB) arasında gündeme gelen yeni ortaklık modeli, transatlantik ilişkilerin alışılmış coğrafi ve siyasi sınırlarının yeniden tartışılmasına yol açmaktadır. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Kanada için “ortak üye” niteliğinde yeni bir statü önermesi, mevcut koşullarda hukuki açıdan tanımlanmış bir AB üyelik biçiminden ziyade iki taraf arasındaki ilişkilerin kapsamını genişletmeye yönelik siyasi bir arayışı ifade etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın söz konusu girişimin Washington’a karşı gerçekleştirilmesi halinde Avrupa’ya ağır gümrük tarifeleri uygulanabileceğini açıklaması ise Kanada-AB yakınlaşmasını ikili ilişkilerin ötesine taşımaktadır. Böylece tartışma, değişen transatlantik ilişkiler içerisinde orta ölçekli güçlerin ABD karşısında ne ölçüde özerk hareket edebileceği sorusunu da beraberinde getirmektedir.[i]

Kanada açısından AB’yle yakınlaşmanın temelinde ABD’yle yaşanan ticari gerilimler bulunmaktadır. Kanada ekonomisinin ABD pazarıyla sahip olduğu yoğun bütünleşme, Washington tarafından uygulanan ekonomik baskılara karşı Ottawa’nın hareket alanını sınırlandırmaktadır. Trump’ın “Kanada’nın ABD’nin 51. eyaleti olması” yönündeki açıklamaları ve iki ülke arasında ortaya çıkan ticaret savaşı, Başbakan Mark Carney yönetiminin ekonomik ve diplomatik ilişkileri çeşitlendirme arayışını hızlandırmaktadır. Carney’nin Kanada ile AB arasında “benzersiz bir ittifak” kurulmasından söz etmesi bu nedenle yalnızca Avrupa’yla ilişkilerin geliştirilmesi değil, ülkenin ABD’ye olan ekonomik bağımlılığının azaltılması yönündeki daha kapsamlı bir stratejinin parçası olarak değerlendirilebilir.[ii]

Bu arayış aynı zamanda uluslararası sistemde orta ölçekli güçlerin değişen konumuna işaret etmektedir. Carney’nin daha önce dünya düzeninde bir kırılma yaşandığını ve orta ölçekli güçlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini savunması, Kanada’nın yeni dış politika yaklaşımının temelini oluşturmaktadır. ABD, Çin veya AB gibi büyük ekonomik merkezlerle tek taraflı bağımlılık ilişkileri kurmak yerine benzer kaygılara sahip aktörler arasında yeni işbirlikleri geliştirilmesi, orta ölçekli devletlerin stratejik hareket alanını genişletebilecek bir seçenek olarak ortaya çıkmaktadır. Kanada-AB yakınlaşması bu bakımdan yalnızca ekonomik değil, uluslararası sistemde artan belirsizliğe karşı geliştirilen siyasi bir tepki niteliği de taşımaktadır.

AB açısından bakıldığında ise Kanada’yla kurulması planlanan ilişkinin kapsamı klasik bir serbest ticaret ortaklığının oldukça ötesine geçmektedir. Ticaret engellerinin azaltılmasının yanı sıra enerji, kritik mineraller, yapay zekâ, teknoloji, siber güvenlik ve savunma gibi stratejik alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi tartışılmaktadır. Avrupa ile Kanada arasında denizaltı kablolarının kurulması ve Kanada enerji kaynaklarının Avrupa pazarına daha kolay ulaştırılması gibi seçenekler, ekonomik güvenliğin jeopolitik rekabetten giderek daha fazla etkilendiğini göstermektedir. Özellikle enerji kaynakları, kritik mineraller ve ileri teknoloji altyapısının ulusal güvenliğin bir parçasına dönüşmesi, Kanada’yı Avrupa açısından önemli bir ortak haline getirmektedir.

Bununla birlikte Kanada’nın AB’yle geliştirebileceği ilişkinin hukuki sınırları henüz belirsizdir. AB hukukunda Kanada’ya uygulanabilecek mevcut bir “ortak üyelik” statüsü bulunmamaktadır. Tam üyeliğin önündeki en temel sorun ise AB Antlaşması’nın üyeliği Avrupa devletleriyle sınırlandırmasıdır. Dolayısıyla tartışılan modelin klasik üyelik sürecinden ziyade Kanada’ya özgü yeni bir kurumsal çerçeve oluşturması daha olası görünmektedir. Ticaret, savunma, teknoloji, enerji ve kişilerin dolaşımı gibi farklı alanları kapsayabilecek böyle bir yapı ortaya çıkarsa, AB’nin üçüncü ülkelerle ilişkilerinde de yeni bir ortaklık modeli yaratılmış olacaktır.

İki taraf arasındaki ekonomik ilişkilerin mevcut düzeyi böyle bir yakınlaşma için önemli bir temel sunmaktadır. AB ile Kanada arasındaki Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması’nın (CETA) büyük bölümünün 2017 yılında geçici olarak uygulanmaya başlamasından bu yana ticaret hacmi önemli ölçüde genişlemiştir. Mal ve hizmet ticaretinin 2025 yılında 130,8 milyar avroya ulaşması, ekonomik ilişkinin yeni bir siyasi ve stratejik ortaklık için gerekli altyapıya sahip olduğunu göstermektedir.[iii] Bununla birlikte CETA’nın bazı AB üyesi ülkeler tarafından hâlen onaylanmamış olması, daha ileri bir Kanada-AB bütünleşmesinin Avrupa içerisinde de siyasi ve hukuki engellerle karşılaşabileceğine işaret etmektedir.

Trump yönetiminin yaklaşımı ise söz konusu yakınlaşmanın jeopolitik boyutunu güçlendirmektedir. Trump’ın Kanada ile Avrupa arasındaki yeni düzenlemeyi niyetine bağlı olarak “düşmanca bir eylem” şeklinde değerlendirebileceğini ve AB’ye ağır tarifeler uygulayabileceğini açıklaması, ticaret politikasının dış politika aracı olarak kullanılmaya devam ettiğini göstermektedir. Von der Leyen’in Kanada’yla kurulacak ilişkinin herhangi bir aktöre karşı oluşturulmadığını özellikle vurgulaması da Avrupa’nın Washington’la doğrudan bir karşıtlık görüntüsü vermekten kaçındığını ortaya koymaktadır. Bu durum, AB ve Kanada’nın bir taraftan ABD’ye bağımlılıklarını azaltmaya çalışırken diğer taraftan dünyanın en büyük ekonomik ve güvenlik aktörlerinden biri olan Washington’la ilişkilerini koruma zorunluluğuyla karşı karşıya olduklarını göstermektedir.[iv]

Kanada kamuoyundaki eğilimler de dış politikadaki bu arayışın toplumsal bir karşılığının bulunduğunu ortaya koymaktadır. Kamuoyu araştırmalarında Kanadalıların büyük çoğunluğunun AB’yle dış politika, savunma ve ekonomi alanlarında daha yakın işbirliğini desteklemesi dikkat çekmektedir. Buna karşılık tam AB üyeliğine yönelik desteğin aynı düzeye ulaşmaması, Kanada toplumunda Avrupa’yla yakınlaşma ile egemenliğin devri arasında belirgin bir ayrım yapıldığını düşündürmektedir. Muhalefetin Kanada’nın ne ABD’nin 51. eyaleti ne de AB’nin 28. üyesi olması gerektiği yönündeki söylemi de tartışmanın ülke içinde giderek bir egemenlik meselesine dönüştüğünü göstermektedir.[v]

Sonuç olarak Kanada-AB yakınlaşması, yalnızca yeni bir ticaret anlaşması veya sıra dışı bir üyelik tartışması olarak değerlendirilmesi eksik bir yaklaşım olacaktır. Ortaya çıkan tablo, Trump döneminde ABD’nin müttefikleriyle ilişkilerinde ekonomik baskı araçlarını daha yoğun kullanmasının geleneksel ortakları alternatif ilişkiler geliştirmeye yöneltebildiğini göstermektedir. Kanada’nın Avrupa’ya yönelmesi ve AB’nin bu yakınlaşmaya açık olması, transatlantik sistem içerisinde Washington merkezli ilişkilerin daha çeşitlendirilmiş bir yapıya dönüşebileceğine işaret etmektedir. Bununla birlikte Kanada’nın ABD ekonomisiyle sahip olduğu derin bütünleşme ve Avrupa’nın güvenlik alanındaki transatlantik bağları, Washington’dan bütünüyle bağımsız bir eksenin kısa vadede ortaya çıkmasını sınırlamaktadır. Bu nedenle Kanada-AB girişiminin asıl önemi, yeni bir blok oluşturmasından ziyade orta ölçekli güçlerin ve ABD’nin geleneksel müttefiklerinin daha geniş bir stratejik özerklik alanı aramaya başlamasında yatmaktadır.


[i] Harvey, Lex, and Hanna Ziady. “Trump Says Canada Becoming ‘Associate Member’ of EU Could Be a ‘Hostile Act.’”, CNN, https://edition.cnn.com/2026/09/15/americas/canada-mark-carney-eu-trump-hnk, (Erişim Tarihi: 04.10.2026).

[ii] Aynı yer.

[iii] Aynı yer.

[iv] Aynı yer.

[v] Aynı yer.

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir. 2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır. Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler