Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27-29 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği Kıbrıs ziyareti ve sorunun çözümüne ilişkin yaptığı açıklamalar, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik dengeleri yeniden uluslararası diplomasinin üst sıralarına taşımıştır. Türkiye’nin Kıbrıs’ta egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm politikasını kararlılıkla sürdürdüğü bu dönemde, Mavi Vatan stratejisi ve deniz yetki alanlarındaki hak ve çıkarların korunması Türk dış politikasının ana sütunlarını oluşturmaya devam etmektedir. Ankara’nın izleyeceği proaktif ve esnek diplomatik hamlelerin bölgesel enerji denkleminden çok taraflı güvenlik mimarisine kadar geniş bir yelpazede belirleyici olması beklenmektedir.
Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Guterres’in Kıbrıs ziyareti ve son gelişmeler ışığında Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Kıbrıs stratejisini değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinden alınan görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.
İstanbul Strateji Araştırma Merkezi Direktörü ve ANKASAM Güvenlik Başdanışmanı Emekli Tuğgeneral Prof. Dr. Oktay BİNGÖL: “Guterres’in Açıklaması Diplomatik Satrançta Önemli Bir Kaldıraç Sunmaktadır”
Guterres’in açıklamasının Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) açısından diplomatik satrançta önemli bir kaldıraç sunduğunu belirten Bingöl; yarım asırlık “federasyon” paradigmasının tükendiği bu yeni dönemde Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını ve Mavi Vatan vizyonunu korumak adına beş temel ayakta proaktif bir diplomasi izlemesi gerektiğini ifade etmektedir. Bingöl’e göre, BM zeminindeki müzakereler ancak “egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü” kabul edildiğinde başlamalı; taraflılığını kanıtlayan AB masanın dışında tutulmalı ve ucu açık süreçler reddedilmelidir. Rum tarafının tek taraflı MEB adımlarına sahada sondaj faaliyetleriyle karşılık verilmesi gerektiğini vurgulayan Bingöl; diplomasi kulvarında ise bölgesel aktörlerle işbirliğini hedefleyen “Doğu Akdeniz Enerji Konferansı” önerisinin canlı tutulmasını savundu.
Stratejinin diğer ayaklarında ise adada altyapı, tanınma ve işbirliği adımlarına vurgu yapan Bingöl; Türkiye’den kablo ile elektrik temini gibi stratejik altyapı projelerinin tamamlanması ve Maraş açılımının mülkiyet hukukuna uygun sürdürülmesiyle adadaki ekonomik bağımsızlığın pekiştirilmesi gerektiğini ifade etti. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) nezdindeki kazanımların derinleştirilerek ticari, akademik ve kültürel alanlarda KKTC’nin izolasyonunun fiilen kırılmasını belirten Bingöl; iki devlet arasında hidrokarbon paylaşımı ve düzensiz göç gibi konularda eşitlik temelinde somut işbirliği teklif edilerek Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) uzlaşmaz tutumunun uluslararası kamuoyuna gösterilmesi gerektiğini vurguladı.
Ufuk Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dekanı ve ANKASAM Başdanışmanı Prof. Dr. Cem KARADELİ: “BM, Kıbrıs Konusunda ‘Birtakım’ Ülkelerin Çıkarlarını Korumaya Çalışıyor Olabilir”
Guterres’in Kıbrıs ziyaretinin arkasındaki gerekçelere dikkat çeken Prof. Dr. Cem Karadeli, “Birleşmiş Milletler, Kıbrıs konusuna her yaklaştığında gayriihtiyari olarak kimin çıkarı korunmaya çalışılıyor diye düşündürtüyor.” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin bu süreçte son derece dikkatli bir durum değerlendirmesi yaparak adım atması gerektiğini söyleyen Karadeli, şüpheyle yaklaşılması gereken aktörlerin isimlerini de sıraladı. Bu doğrultuda Karadeli, bölgedeki petrolün kalitesi tartışmalıyken, odaklanılması gereken noktaların Fransa veya İtalya değil, İsrail ve Suriye’nin çıkarları olacağını ifade etti. Bu aktörlerin çıkarlarının BM tarafından gözetileceğini hatırlatan Karadeli, ayrıca Suriye’deki Fransa etkisinin de bu stratejik denklemde mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğinin altını çizdi.
ANKASAM Güvenlik Danışmanı Prof. Dr. Şafak OĞUZ: “Doğu Akdeniz’deki Bu Denklem; Türkiye’nin Kıbrıs Politikasının Haklılığını Bir Kez Daha Gözler Önüne Sermiştir”
İsrail-GKRY ve Yunanistan’ın Türkiye karşıtı eksende kurduğu ortaklığın Doğu Akdeniz ve Ege’de Türkiye karşıtı politikaların artmasına yol açtığını belirten Prof. Dr. Şafak Oğuz, “İsrail’in Türkiye’nin ilgi ve odağını Ortadoğu’dan Doğu Akdeniz ve Ege’ye kaydırmasını amaçlamış olabileceği bu girişimlerde Avrupa’dan destek bulması Türkiye için bir tehdittir.” ifadelerini kullandı.
Bu denklemde Kıbrıs Sorunu’nun ön plana çıktığını vurgulayan Oğuz, bu durumun Türkiye’nin son dönemdeki Kıbrıs politikasının ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu kaydetti. Türkiye’nin KKTC’nin bağımsızlığı konusundan taviz vermemesinin hayati önem taşıdığını dile getiren Oğuz, bu doğrultuda Pakistan, Türk Dünyası, Çin, Rusya ve İran nezdinde KKTC’nin bağımsızlığının açık ve zımni şekilde tanınmasına yönelik çabaların artırılmasının çok isabetli bir yaklaşım olacağını belirtti.
ANKASAM Avrasya Danışmanı Doç. Dr. Halit HAMZAOĞLU: “Kıbrıs’ta Egemen Eşitlik ve Mavi Vatan’dan Taviz Verilemez”
Türkiye’nin Kıbrıs politikasında temel parametrenin egemen eşitlik ilkesi doğrultusunda KKTC’nin uluslararası alanda tanınması ve Kıbrıs Türklerinin haklarının korunması olduğunu belirten Doç. Dr. Halit HAMZAOĞLU, BM’nin son dönemdeki temaslarında gündeme getirdiği Maraş ve Güzelyurt gibi kritik bölgelerde toprak tavizleri verilmesini ve federatif bir yapı kurulmasını öngören senaryoların kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Sözlerinin devamında Hamzaoğlu, Türkiye’nin 1960 Garantörlük Antlaşması’ndan doğan haklarına dayanarak 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdiğini ve o tarihten bu yana sürdürdüğügarantörlük hakkı ve askeri varlığının Doğu Akdeniz’deki çıkarların korunması adına vazgeçilmez bir unsur olduğunu ifade etti. Kıbrıs meselesinin Doğu Akdeniz’deki jeopolitik, jeoekonomik ve güvenlik denklemlerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini dile getiren Hamzaoğlu; bölgede İsrail, Yunanistan ve GKRY arasında Türkiye’nin nüfuzunu kırmaya yönelik bir ittifak ekseni oluştuğuna dikkat çekti. Çok sayıda uluslararası aktörün dâhil olduğu bu süreçte İsrail’in KKTC ve çevresindeki askeri hareketliliğini artırma, bölgede tahakküm kurma ve enerji diplomasisi üzerinden Avrupa’ya açılma girişimlerinin tehlikeli hamleler olduğunu belirten Hamzaoğlu, Ankara merkezli inisiyatiflerin dışındaki oldu-bittilere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi.
Bu çıkar çatışmaları karşısında Türkiye’nin ilan ettiği “Mavi Vatan” doktrininin milli güvenlik açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Hamzaoğlu, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları ve jeostratejik dengelerin Türkiye’nin geleceğini doğrudan şekillendireceğini ifade etti. Türkiye’nin bölgesel bir deniz gücü ve oyun kurucu aktör olarak öne çıkmasının başta İsrail ve Yunanistan olmak üzere bazı ülkeleri rahatsız ettiğini dile getiren Hamzaoğlu, Türkiye’nin sahip olduğu güçlü stratejik vizyon ve tutarlı deniz politikası sayesinde Mavi Vatan’daki haklarından taviz vermeden yoluna devam edeceğini ve bölgedeki tüm tehditleri bertaraf edecek güce sahip olduğunu sözlerine ekledi.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nuri SALIK: “Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de Çok Boyutlu Dış Politika Şart”
Doğu Akdeniz bağlamında Kıbrıs’ın deniz yetki alanları, enerji güvenliği ve deniz ulaştırma hatları açısından kritik konumuna dikkat çeken Doç. Dr. Nuri SALIK; GKRY’nin Yunanistan, İsrail ve bazı Avrupa ülkeleriyle geliştirdiği enerji ve savunma işbirliklerinin Ankara tarafından Türkiye’yi ve Kıbrıs Türklerini dışlayan girişimler olarak değerlendirildiğini vurguladı. Bu nedenle Türkiye’nin, kendi kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge iddiaları ile KKTC’nin haklarını korumaya yönelik aktif bir politika izlediğini belirtti. Mavi Vatan doktrinini, deniz yetki alanlarını ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak ele alan stratejik bir perspektif şeklinde niteleyen Salık; bu yaklaşımın diplomasi, enerji politikaları, uluslararası hukuk ve deniz ticaretini kapsayan bütüncül bir vizyon olduğunu, Kıbrıs’ın da bu stratejinin en önemli unsurlarından birini oluşturduğunu ifade etti.
Önümüzdeki süreçte izlenecek diplomatik stratejinin çok boyutlu olması gerektiğini belirten Salık; TDT başta olmak üzere farklı platformlarda KKTC’nin uluslararası görünürlüğü ve temsil imkanlarının güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti. BM dâhil uluslararası aktörlerle diyalog kanallarının açık tutulması, Türkiye’nin güvenlik kaygıları ile Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitlik taleplerinin net anlatılması gerektiğini vurguladı. Doğu Akdeniz’de güç rekabeti yerine enerji kaynaklarının ortak kullanımını ve bölgesel işbirliğini teşvik eden girişimlerin, uluslararası hukuk ve kamu diplomasisi araçlarıyla desteklenerek Ankara’nın elini güçlendireceğini sözlerine ekledi. Son olarak Salık, Türkiye’nin Kıbrıs politikasının önümüzdeki dönemde üç temel eksen üzerinde şekillenmesinin beklendiğini ifade etti. Bunların; Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliği ve güvenliğinin korunması, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları ile enerji çıkarlarının savunulması ve askeri caydırıcılıkla desteklenen, diplomasi ile uluslararası hukuk araçlarını merkeze alan çok yönlü bir dış politika anlayışından oluştuğunu vurguladı.
Hazırlayan: İklim KAMA





