Röportaj

Dış Politika Araştırma Enstitüsü (FPRI), Emekli Yarbay Walter Rick Landgraf: “Hem İsveç Hem Finlandiya Orduları Uzun Yıllardır NATO Kuvvetleriyle Birlikte Çalışabilir Durumdadır.”

Beşinci Madde’nin getirdiği tüm koruma algısına rağmen, bu madde kasıtlı olarak muğlak yazılmıştır.
NATO üyeleri bir müttefik saldırıya uğradığında ona yardım etmek zorundayken, diğer tüm müttefikler ne tür bir yardımda bulunacaklarını seçmekte özgürdürler.
Beşinci Madde’nin tetiklenmesi tam anlamıyla askeri bir karşılık anlamına gelmemektedir.

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Rusya’nın 2022 yılında Ukrayna’ya saldırmasının getirdiği güvenlik riskleri nedeniyle Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılmaları, Avrupa’nın güvenlik mimarisini kökten değiştirmiştir. Uzun yıllardır tarafsızlığını koruyan bu iki İskandinav ülkesinin NATO şemsiyesi altına girme kararı, bölgesel ve küresel dengelerde önemli bir değişime mi işaret ediyor?Yoksa NATO’nun genişlemesi, Rusya’nın Baltık Denizi bölgesindeki askeri faaliyetlerini sınırlayacağı için bölgedeki diğer ülkeleri NATO’ya katılmaya teşvik eden bir hamle miydi?

Buradan hareketle Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımlarını ve bunun bölgesel-küresel etkilerini değerlendirmek üzere Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nden (FPRI) Emekli Yarbay Walter Rick Landgraf’tan almış olduğu görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

1. Avrupa Birliği (AB) Antlaşması’nın 42-7. Maddesi, bir AB üyesine yönelik silahlı saldırı durumunda diğer üyelerin “tüm uygun araçlarla” yardım etmekle yükümlü olduğunu belirtmektedir. Bu madde askeri yardım da dâhil olmak üzere çeşitli şekillerde yorumlanabilir. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinin gerekliliği nedir?

Rusya’nın Ukrayna’yı tamamen işgal etmesinin ardından iki ülkenin NATO üyeliği arayışına girmesi, her iki ülkenin elitlerinin tehdit algılamalarındaki dramatik ve ani bir değişimden kaynaklandı. Bu durum halk arasındaki algının da değişmesiyle mümkün olmuştur. İkinci faktör kilit bir değişkendir. Kamuoyunun resmi askeri tarafsızlıktan vazgeçip NATO üyeliğini tercih etme arzusu, İsveç ve Finlandiya hükümetlerinin ittifaka katılmayı sürdürmeleri için gerekli meşruiyeti sağlamıştır. Aksi takdirde bu gerçekleşmeyebilirdi; yine de NATO’ya katılım Soğuk Savaş sonrası dönemde büyük ölçüde elit güdümlü bir olgu olmuştur.

Finlandiya ve İsveç’in katılımı ile daha önceki genişleme turları arasındaki temel fark, üyeliğin sürdürülmesine ilişkin kamuoyuna dönük söylemin realist ve rasyonalist hesaplamalarla karakterize edilmesidir: Finlandiya ve İsveç, en yakın dış tehdit olarak algıladıkları Rusya’ya karşı Avrupa’daki en güçlü güvenlik aktörü olan NATO ile birlikte hareket etmeyi tercih etmişlerdir. NATO üyeliği iki ülkeye ulusal güvenlik garantisi elde etmenin en iyi, hatta tek yolunu sağlıyordu. Daha önceki genişlemelerde, bu hamleler esas olarak Batı kamuoylarına demokrasiyi mümkün kılmanın ve Avrupa’da barış ve istikrarı yaymanın bir yolu olarak satılmıştı. Dahası ve kritik olarak, NATO üyeliğini isteyen eski komünist ülkeler, bunu NATO tarafından somutlaştırılan “Batı” içinde uygarlık aidiyeti kazanmanın bir yolu olarak gördüler.

NATO üyeliği, Brüksel’in ilan ettiği gibi, bir onay damgası olarak algılanıyordu: “Artık resmen Avrupa’nın bir parçasısınız.” Bu turda ise tam tersine, yaklaşık yirmi yıldır AB üyesi oldukları için İsveç ve Finlandiya’nın zaten “Avrupa” ve “Batı”nın sağlam bir parçası olan kimliklerini kimse ciddi bir şekilde sorgulamadı. Bu şekilde, Finlandiya ve İsveç örneklerinde süreci yönlendiren rasyonel ve realist hesaplardı. Bu durum elbette 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında diğer ülkelerin üyelik arayışları için de bir itici güçtü, ancak kamusal söylemde hiçbir zaman bu şekilde dile getirilmedi.

AB veya NATO üyeliği yoluyla sağlanan güvenlik garantisi konusuna gelince, İsveç ve Finlandiya’nın AB üyeliklerini güvenlik ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz gördükleri açıktır. Meselenin özünde, NATO tüzüğünün Beşinci Maddesinin, özellikle de başka bir NATO müttefikinin saldırıya uğraması halinde nükleer misilleme tehdidinin ABD tarafından güvence altına alınmış olması yatmaktadır. Beşinci Madde, NATO tarihinde sadece bir kez, o da 11 Eylül 2001’de ABD’ye karşı yapılan saldırılardan sonra uygulanmıştır.

2. İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğinin özellikle Baltık Denizi ve bölgede NATO’ya getirdiği yetkinlikler nelerdir?

Hem İsveç hem de Finlandiya orduları uzun yıllardır NATO kuvvetleriyle birlikte çalışabilir durumdadır. Örneğin Amerikan kuvvetlerine kıyasla oldukça küçük de olsa modern, sofistike ve yetenekli ordulara sahipler. Baltık Denizi bölgesindeki güvenlik durumunda dramatik bir fark olup olmayacağını söylemek için muhtemelen çok erken, çünkü bu iki ülke resmi katılımlarından önce zaten yarı NATO üyesiydiler ve bu nedenle NATO savunma planlamasına gayri resmi olarak dahil edilmişlerdi. Bununla birlikte, NATO savunma planlamacıları artık Finlandiya ve İsveç kuvvetlerini resmi kuvvet planlama senaryolarına dahil etme avantajına sahip olacaklardır. Öte yandan, NATO’nun bu iki ülkenin saldırıya uğramaları halinde nasıl savunulacaklarını da belirlemesi gerekecektir. Bu durum Şubat 2022’den önce hayal bile edilemezdi.

Dolayısıyla caydırıcılık ve savunma konusu coğrafya bağlamında son derece önemlidir: Finlandiya, Rusya Federasyonu’yla uzun bir kara sınırını paylaşıyor ve İsveç, Baltık Denizi bölgesine giren ve çıkan kilit deniz yollarının üzerinde yer alıyor ki bunlar Rusya’nın kendi güvenliği için de hayati önem taşıyor. Baltık Devletlerinin 2004 yılında ittifaka dahil edilmesinden sonra NATO, şaşırtıcı bir şekilde, üç ülkeyi dış saldırılara karşı savunmak için resmi savunma planlarına sahip olmadan uzun yıllar geçirdi. Şimdi Avrupa’daki güvenlik durumu çok daha farklıdır. Dolayısıyla NATO’nun ittifakın en yeni iki üyesinin savunması için savunma ve acil durum planları geliştirmeme lüksü yoktur.

3. Finlandiya ve özellikle İsveç, diğer AB ve NATO ülkelerine kıyasla büyük ölçüde kendi kendine yeten bir savunma sanayisine ve büyük ve güçlü aktif askeri personele sahiptir. İsveç ve Finlandiya, NATO üyeliğinin bir sonucu olarak NATO silahlarını kullanmak zorunda kalırsa, bunun yerel silah endüstrisi ve ABD silah ihracatı üzerindeki etkisi ve yansımaları ne olacaktır?

Bunu zaman gösterecek. Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya girmesinin ABD savunma sanayii için yeni bir pazar açacağından eminim. Ancak Finlandiya ve İsveç’teki yerel endüstrilerin bu ülkelerde baskın bir yere sahip olmaya devam edeceğinden şüpheleniyorum. Potansiyel olarak ilginç bir gelişme ise tam tersi bir olgu olabilir: İskandinav savunma sanayilerinin, iki ülkenin NATO üyeliği nedeniyle ABD pazarında daha fazla görünürlük ve etkiye sahip olması. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği elbette bilinmiyor, ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde bakılması gereken bir eğilim.

4. Finlandiya ve İsveç onlarca yıldır tarafsızlıklarını özenle korumuşlardır. Kültürel olarak Batı kampında yer almalarına rağmen, nükleer silahlara sahip dev komşuları Rusya’yı kızdırmaktan şimdiye kadar kaçındılar. Bu katılımla birlikte çok şey değişecek. NATO’nun “Madde 5” olarak bilinen kolektif koruması altında “çadırın içinde” daha güvende olacaklar mı?

Elbette 5. Madde’nin temelinde nükleer silah kullanımı da dahil olmak üzere ABD’nin örtülü misilleme tehdidi yatıyor. Finlandiya ve İsveç artık resmen bu korumadan yararlanacak. Bu noktada sözde cephe hattı NATO ülkelerinin hiçbirinin Rusya’yı kızdırmayı pek umursadığını sanmıyorum. Ancak yine de tehdit algılamaları ittifak içinde ülkeden ülkeye değişebilir ve değişmektedir. NATO, eskiden resmi açıklamalarının temel dayanağı olan Rusya’yı Avrupa güvenlik düzenine entegre etme söylemini uzun yıllardır bir kenara bırakmış durumdadır. Bu tür söylemler Rusya’nın 2008 yılında Gürcistan’ı işgalinden sonra hala yaygındı ancak 2014 yılında Kırım’ın ilhakından sonra büyük ölçüde ortadan kalktı.

İleride Rusya’nın 2007 yılında Estonya’da olduğu gibi siber saldırılar da dâhil olmak üzere alışılmadık yollarla Beşinci Madde’ye meydan okumaya çalışacağından şüpheleniyorum. NATO’nun bu tür olaylara dikkatli ve bilinçli bir şekilde karşılık vermesi gerekecektir. Beşinci Madde’nin getirdiği tüm koruma algısına rağmen, bu madde kasıtlı olarak muğlak yazılmıştır. NATO üyeleri bir müttefik saldırıya uğradığında ona yardım etmek zorundayken, diğer tüm müttefikler ne tür bir yardımda bulunacaklarını seçmekte özgürdürler. Dolayısıyla Beşinci Madde’nin tetiklenmesi tam anlamıyla askeri bir karşılık anlamına gelmemektedir. En nihayetinde NATO, bu yaz 75. yıldönümüne yaklaşırken pek çok zorlukla karşı karşıyadır.

Walter Rick Landgraf
Walter Rick Landgraf, Texas National Security Review’un Genel Yayın Yönetmeni ve Dış Politika Araştırma Enstitüsü Avrasya Programı Kıdemli Araştırmacısıdır. Emekli Yarbay Walter, ABD Ordusu’ndaki 20 yıllık kariyerinde Birleşik Krallık, Gürcistan, Belçika, Afganistan ve Irak’ta denizaşırı görevlerde bulunmuştur. RAND Corporation ve Defence Advanced Research Projects Agency’de araştırma bursları almıştır. Walter, McDaniel College’dan lisans, Ulusal İstihbarat Üniversitesi’nden Stratejik İstihbarat alanında yüksek lisans, ayrıca Virginia Tech’ten Kamu ve Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans ve Planlama, Yönetişim ve Küreselleşme alanında doktora derecelerine sahiptir. Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Chatham House) üyesidir.
Abdullah TORUK
Abdullah TORUK
Düzce Üniversitesi Uluslararası İlişkiler

Röportajlar