Analiz

Çin’in Nadir Toprak Hakimiyetine Karşı ABD’nin Madagaskar Hamlesi

ABD’nin Madagaskar hamlesi, Çin’in nadir toprak üstünlüğünü kısa sürede ortadan kaldırabilecek çapta görünmemektedir.
Çin’in nadir toprak üstünlüğü maden üretiminin yanında rafinaj, teknoloji ve kalıcı mıknatıs kapasitesinden beslenmektedir.
Madagaskar’ın gerçek kazancı cevher ihracatından çok yerel işleme, teknik eğitim, çevresel güvence ve daha güçlü pazarlık kapasitesine bağlı olacaktır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Washington’un Londra’da işlem gören Harena Rare Earths’ın geliştirdiği Ampasindava nadir toprak elementleri projesine mali destek sağlama kararı, Afrika’daki kritik mineral rekabetine yeni bir alan açmıştır.[i] Madagaskar’ın kuzeybatısında yer alan yaklaşık 150 milyon dolarlık proje için ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumunun 4,84 milyon dolara kadar kaynak ayırması öngörülmektedir. Bu kaynak pilot tesis çalışmaları, laboratuvar testleri, izin süreçleri ve çevresel programlar için kullanılacaktır. Üretimin 2028 yılının ortasında başlaması hedeflenmektedir.

İlk bakışta sınırlı görünen bu tutarın stratejik değeri rakamın ötesinde bulunmaktadır. Washington henüz işletme izni alınmadan ve nihai yatırım kararı verilmeden projeye dâhil olarak gelecekteki finansman, işleme ve satış düzenlemeleri üzerinde erken bir konum elde etmektedir. Böylece Ampasindava, bir maden yatırımından daha geniş anlam kazanmakta ve ABD’nin Çin merkezli tedarik zincirlerinden uzaklaşma arayışının Afrika ayağına dönüşmektedir.

Nadir toprak elementleri, elektrikli araç motorlarından rüzgâr türbinlerine, insansız sistemlerden hassas güdümlü mühimmata kadar uzanan geniş bir üretim zincirinin temel girdileri arasında yer almaktadır. Çin, mıknatıs üretiminde kullanılan nadir toprak elementlerinde küresel maden üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını, rafinajın yüzde 91’ini ve kalıcı mıknatıs üretiminin yüzde 94’ünü gerçekleştirmektedir.[ii] 2025 yılında getirilen ihracat sınırlamaları bazı üreticileri kapasite düşürmeye zorlamış ve ekonomik güvenlik kaygılarını görünür hâle getirmiştir.

Ampasindava’yı değerli kılan unsur, yatağın büyüklüğü kadar içeriğidir. İyonik kil yapısındaki sahada neodimyum, praseodimyum, disprosyum ve terbiyum bulunmaktadır. Bunlar yüksek performanslı mıknatısların üretiminde kritik rol oynamaktadır. Projenin tanımlanmış kaynağı 699 milyon ton cevher içinde yaklaşık 606 bin ton toplam nadir toprak oksidi içermektedir. Yıllık üretimin 4 bin tona ulaşması ve bunun yaklaşık 1.700 tonunun yüksek değerli mıknatıs elementlerinden oluşması beklenmektedir.[iii]

Bu ölçekteki bir saha, ABD açısından Çin’in üretim miktarını kısa sürede dengeleyecek bir kapasite sunmamaktadır. Buna karşılık güvenilir ve siyasi bakımdan uyumlu kabul edilen yeni bir tedarik noktasının oluşturulması, arz kesintilerine karşı seçenekleri çoğaltabilir. 4,84 milyon dolarlık başlangıç desteği toplam yatırımın yaklaşık yüzde 3’üne karşılık gelmektedir.[iv] Washington böylece görece düşük bir maliyetle projenin gelişim yönü üzerinde etkili olabilecek stratejik bir seçenek satın almaktadır. Kamu kaynağının erken aşamada devreye girmesi özel yatırımcıların üstlenmek istemediği izin ve fizibilite risklerinin paylaşılmasını da sağlamaktadır.

Projenin ABD ve Avrupa’daki tesislerle ilişkilendirilmesi bu hesabı daha belirgin kılmaktadır. Üretici şirket işleme faaliyetleri için MP Materials, USA Rare Earths ve Solvay gibi Amerikan ve Avrupalı kuruluşlarla ortaklık ihtimallerini değerlendirmektedir. Cevherin çıkarıldığı yer ile ayrıştırıldığı ve mıknatısa dönüştürüldüğü merkezler arasında kurulacak bağ, Ampasindava’nın gerçek jeopolitik değerini belirleyecektir. Madagaskar’dan çıkan hammaddenin Çin’de işlenmesi durumunda kaynak çeşitlenecek, fakat zincirin en hassas aşamasındaki bağımlılık sürecektir.

Çin’in üstünlüğü, geniş rezervlerden çok onlarca yılda kurduğu entegre sanayi kapasitesine dayanmaktadır. Ayrıştırma teknolojisi, nitelikli iş gücü, kimyasal işleme altyapısı ve büyük ölçekli mıknatıs üretimi Pekin’e maliyet avantajı sağlamaktadır. Çin dışındaki mevcut ve planlanmış tesislerin 2035 yılında beklenen rafinaj ihtiyacının yaklaşık dörtte birini karşılayabilecek olması, yeni madenlerin tek başına yeterli sonuç üretmeyeceğini göstermektedir. Rekabet cevherden nihai ürüne uzanan aşamaların tümünde yaşanacaktır. Çin merkezli arzın fiyatları aşağı çekebilmesi, yeni projelerin kârlılığını zorlaştırarak Batılı girişimlerin uzun vadeli alım garantilerine ve kamu desteğine ihtiyaç duymasına yol açabilir.

Bu gelişme, Afrika’nın kritik mineraller siyasetindeki yerini de değiştirebilir. Kıta uzun yıllar boyunca bakır, kobalt, lityum ve uranyum ihracatıyla küresel sanayinin hammadde sahası olarak görülmüştür. Nadir toprak rekabetinin yoğunlaşması üretici ülkelere yatırım koşullarını yeniden müzakere etme imkânı vermektedir. Madagaskar bu ilgiyi yerel işleme kapasitesi, teknik eğitim, altyapı yatırımı ve daha yüksek kamu geliriyle ilişkilendirebilirse kaynak zenginliğini sanayi politikasına dönüştürebilir. Uzun vadeli alım sözleşmelerinde fiyat istikrarı ve yerel tedarik yükümlülükleri aranması ülkenin pazarlık gücünü belirgin biçimde artırabilir.

Böyle bir dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmeyecektir. Dış finansmanın maden sahasına ve ihracat güzergâhına sıkışması hâlinde ortaya çıkacak yapı, geleneksel hammadde bağımlılığını yeni bir mineral grubuyla sürdürebilir. Antananarivo yönetiminin işletme ruhsatı, vergi düzeni, yerel istihdam ve teknoloji aktarımı konularında bağlayıcı şartlar oluşturması gerekmektedir. ABD’nin tedarik güvenliği ile Madagaskar’ın kalkınma beklentisi arasında kurulacak denge projenin ülkedeki kalıcı etkisini belirleyecektir.

Ampasindava’nın çevresel boyutu da jeopolitikle birlikte ele alınabilir. İyonik kil yataklarında kullanılan kimyasal ayrıştırma yöntemleri su kaynakları, toprak yapısı ve radyoaktif kalıntılar bakımından ciddi riskler doğurabilir. Bölgenin biyolojik çeşitliliği ile vanilya, kakao, kahve ve karabiber üretimine dayanan yerel geçim düzeni hassas bir denetim gerektirmektedir. Madagaskar’daki büyük ölçekli madencilik yatırımlarına ilişkin saha araştırmaları, ekonomik beklentiler ile toplumsal ve ekolojik maliyetlerin yerel düzeyde sık sık çatıştığını göstermektedir.[v]

Bu nedenle çevresel ve sosyal çalışmaların finansman sürecinin tamamlanması için yerine getirilen teknik belgeler olarak kalmaması gerekir. Yerel halkın karar süreçlerine katılımı, su ve toprak verilerinin kamuoyuna açıklanması, bağımsız denetim ve etkili telafi mekanizmaları projenin meşruiyetini güçlendirebilir. Washington’un Çin yatırımlarına yönelttiği şeffaflık eleştirisinin inandırıcılığı, kendi desteklediği projelerde uygulayacağı standartlarla ölçülecektir.

Madagaskar açısından ABD ile yakınlaşma, Pekin’le ekonomik bağların koparılması anlamına gelmemektedir. Antananarivo, iki büyük gücün rekabetini yatırım kalitesini yükselten bir pazarlık alanına çevirebilir. Çin finansmanı altyapı tecrübesi ve pazar erişimi sunarken ABD desteği alternatif sermaye, siyasi görünürlük ve Batılı işleme ağlarına ulaşım sağlayabilir. Japonya, Güney Kore ve Avrupa ülkelerinin artan talebi de üçüncü bir müzakere alanı yaratabilir. Çok yönlü bir politika ülkenin herhangi bir dış aktöre aşırı bağımlı hâle gelmesini önleyebilir.

Ampasindava’nın Hint Okyanusu’na açılan konumu da projeyi Afrika içi bir maden girişiminin ötesine taşımaktadır. Doğu ve Güney Afrika limanları üzerinden Avrupa, Körfez ve Asya pazarlarına erişim sağlanabilmektedir. Ada devletinin Mozambik Kanalı ile Güneybatı Hint Okyanusu arasındaki yeri, maden lojistiğini liman yatırımları ve deniz güvenliğiyle birlikte değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu coğrafya kritik mineraller ile deniz yolları güvenliğini birbirine yaklaştırmaktadır. ABD’nin Madagaskar’daki varlığı, Hint Okyanusu’nda tedarik hatlarını koruma ve Çin’in ticari ağına alternatif güzergâhlar geliştirme hedefleriyle birleşebilir.

Yine de projenin başarısının, verilen ilk desteğin büyüklüğüyle ölçülmesi doğru olmayacaktır. İşletme izninin alınması, nihai fizibilitenin tamamlanması, yaklaşık 150 milyon dolarlık sermayenin bulunması ve Çin dışındaki rafinaj kapasitesinin hazır hâle gelmesi gerekmektedir. Bu aşamalardan biri geciktiğinde 2028 üretim hedefi ötelenebilir. Nadir toprak fiyatlarındaki oynaklık ve ayrıştırma maliyetleri de yatırım kararını etkileyebilir. Erken finansman güçlü bir siyasi işaret vermektedir. Ancak sürdürülebilir tedarik zinciri uzun vadeli sermaye, teknik yeterlilik ve yerel güven istemektedir.

Sonuç olarak ABD’nin Madagaskar hamlesi, Çin’in nadir toprak üstünlüğünü kısa sürede ortadan kaldırabilecek çapta görünmemektedir. Buna karşın Ampasindava, Washington’un Afrika’da maden sahasına daha erken girdiği ve işleme ortaklıklarını üretim başlamadan şekillendirmeye çalıştığı yeni yaklaşımın dikkat çekici bir örneğidir. Eğer proje yerel katma değer, çevresel güvence ve Çin dışındaki rafinaj ağıyla desteklenirse küçük bir ilk finansman daha geniş bir tedarik dönüşümünü başlatabilir. Cevher ham biçimde kıta dışına taşınırsa tedarik coğrafyası değişecek, bağımlılığın ekonomik yapısı büyük ölçüde korunacaktır.


[i] “US backs Madagascar rare earths project in push to loosen China’s supply chain grip”, Reuters, https://www.reuters.com/world/africa/us-backs-madagascar-rare-earths-project-push-loosen-chinas-supply-chain-grip-2026-07-28/, (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

[ii] International Energy Agency, Rare Earth Elements, https://www.iea.org/reports/rare-earth-elements, (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

[iii] “Ampasindava Rare Earths Project”, Harena Rare Earths PLC, https://harenaresources.com/ampasindava-ree-project, (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

[iv] “Signing of Project Development Funding Agreement with DFC”, Harena Rare Earths PLC, https://www.otcmarkets.com/news-otcapi/news/document/content/id?id=91936, (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

[v] Julie G. Zaehringer vd., “How are large-scale extractive industries affecting progress toward the sustainable development goals in Madagascar? Perceived social-ecological impacts of mining investments”, Current Research in Environmental Sustainability, Cilt 8, 2024, Makale 100257, https://doi.org/10.1016/j.crsust.2024.100257 (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler