Analiz

Kanada-Avrupa Yakınlaşması: Amerikan Baskısının Açtığı Stratejik Mesafe

Kanada’nın Avrupa arayışı, tek pazara bağımlılığın siyasi maliyetini azaltma çabasını yansıtmaktadır.
CETA ve SAFE, Ottawa ile Brüksel arasında ortak üyelik fikrinden önce kurulmuş işleyen bir kurumsal zemin bulunduğunu göstermektedir.
Muhtemel statünün kalıcılığı, serbest dolaşım söyleminden çok enerji, savunma, veri ve kritik mineral projelerinin somutlaşmasına bağlıdır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Kanada’nın haritadaki yeri, Kuzey Amerika’da olsa da ülkenin kendisini dünyaya anlattığı siyasi dil uzun zamandır Atlantik’in iki yakasına birden uzanmaktadır. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Avrupa Birliği’yle (AB) kurulması düşünülen yeni bir “ortak üyelik” statüsünü araştırdığına ilişkin haber bu nedenle ilk bakışta göründüğü kadar şaşırtıcı değildir. Görüşmelerde enerji, savunma, yapay zekâ ve kritik minerallerle bağlantılı malların, hizmetlerin ve çalışanların daha serbest hareket etmesi yanında veri merkezleri, denizaltı kabloları, bulut altyapısı ve uydu ağları gibi ortak projelerin ele alındığı bildirilmektedir.[i]

Bu arayış, Kanada’nın Avrupa’ya taşınması anlamına gelmediği gibi Washington’la onlarca yılda örülmüş ekonomik bağların kısa sürede çözülmesine de yol açmayacaktır. Yine de iki komşu arasındaki ilişkinin doğal, güvenli ve kalıcı kabul edildiği dönem kapanmaktadır. Ticaretin siyaseten cezalandırılabildiği, otomobil parçalarının bir gecede baskı aracına dönüşebildiği ve sınırın iki tarafındaki üreticilerin başkentlerde alınan kararlara göre beklemek zorunda kaldığı bir ortamda Ottawa, coğrafyanın sağladığı rahatlığa artık eskisi kadar güvenememektedir.

Kanada’nın kırılganlığını anlamak için ihracatın yönüne bakmak yeterlidir. Ülkenin mal ihracatında ABD’nin payı 2024 yılında yüzde 75,9 iken 2025 yılında yüzde 71,7’ye gerilemiş olsa da toplam satışların beşte üçünden çok daha fazlası hâlâ güneydeki tek pazara gitmektedir.[ii] Bu oran, çeşitlenmenin başladığını gösterirken mesafenin büyüklüğünü de ortaya koymaktadır. Bir şirketin en büyük müşterisiyle yaşadığı anlaşmazlığı yeni müşteriler bularak hafifletmesi mümkündür. Fakat üretim hatlarını, boru bağlantılarını ve lojistik alışkanlıklarını birkaç yıl içinde başka bir kıtaya çevirmesi oldukça güçtür.

Son ticaret gerilimi tam da bu bağımlılığın siyasi fiyatını görünür kılmıştır. On milyarlarca dolarlık karşılıklı tarifeler, otomobil ve parçalarına yönelik yeni tehditler ile müzakerelerin kesintiye uğraması, Ottawa’ya önemli bir ders vermektedir. Ekonomik yakınlık, siyasi güvence üretmediğinde karşılıklı bağımlılık güçlü tarafın elinde pazarlık aracına dönüşebilir. Carney’nin Avrupa yönelişi, bu bakımdan duygusal bir tercihten çok riskin farklı ortaklara dağıtılması girişimidir.

Avrupa’yla yakınlaşma ise boş bir zeminde başlamamaktadır. Geçici olarak 2017 yılında uygulanmaya başlayan Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması sayesinde Kanada malları bakımından Avrupa Birliği gümrük tarifelerinin yüzde 98’i vergisiz hâle gelmiştir.[iii] Dolayısıyla Ottawa ile Brüksel arasında tarifeleri azaltan, kamu ihalelerine erişim sağlayan ve hizmet ticaretini kolaylaştıran işleyen bir altyapı zaten bulunmaktadır. Ortak üyelik düşüncesi bu ilişkinin üzerine savunma, enerji, veri ve işgücü hareketliliği katmanlarının eklenmesi anlamına gelebilir.

Bununla birlikte CETA deneyimi, iyi hazırlanmış bir anlaşmanın bile Avrupa siyasetinde ne kadar yavaş ilerleyebildiğini göstermektedir. Anlaşma dokuz yıldır geçici biçimde uygulanmasına rağmen bazı üye ülkelerde onay süreci tamamlanmamıştır. Tarım, çevre standartları, yatırım uyuşmazlıkları ve ulusal yetkiler konusundaki çekinceler, Kanada gibi yakın görülen bir ortak söz konusu olduğunda dahi ortadan kalkmamaktadır. Daha kapsamlı bir statü gündeme geldiğinde işçi dolaşımı, sosyal haklar ve düzenleyici uyum üzerinden daha sert tartışmalar yaşanabilir.

Savunma alanında atılan adımlar ise siyasi niyetin uygulamaya dönüşebildiğini göstermektedir. Kanada, Avrupa’nın ortak savunma tedarikini desteklemek amacıyla kurduğu 150 milyar avroluk SAFE aracına katılan ilk Avrupa dışı ülke olmuştur.[iv] Bu tercih, üyelik tartışmasından önce sanayi politikasında fiilî bir yakınlaşma yaratmaktadır. Kanadalı şirketler Avrupa’nın artan savunma harcamalarından pay alırken Brüksel de mühimmat, havacılık, uzay ve ileri teknoloji alanlarında Kuzey Amerika’daki güvenilir bir üretim ortağına erişmektedir.

Muhtemel ortak üyelik statüsü bu yaklaşımı genişletirse ortaya klasik üyelikten farklı, belirli sektörlerde derinleşen bir düzen çıkabilir. Kanada’nın Avrupa Parlamentosu’nda sandalye sahibi olması ya da Birliğin bütün hukukunu üstlenmesi beklenmemektedir. Buna karşılık kritik mineral tedariki, temiz enerji, savunma üretimi, veri güvenliği ve nitelikli çalışanların dolaşımı için ortak kurallar hazırlanabilir. Böyle bir model, siyasi aidiyetten çok karşılıklı ihtiyaçların belirlediği esnek bir bütünleşme biçimi olacaktır.

Avrupa açısından Kanada’nın değeri güvenilir ortak söyleminin ötesindedir. Ülkenin enerji kaynakları, uranyumu, kritik mineralleri, geniş Arktik coğrafyası ve gelişmiş teknoloji ekosistemi, Brüksel’in Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltma ve Çin merkezli tedarik zincirlerini çeşitlendirme hedefleriyle örtüşmektedir. Kanada da Avrupa pazarına daha istikrarlı erişim sağlayarak madenlerini ham madde şeklinde satmanın ötesine geçebilir ve işleme, batarya, savunma teknolojisi ile veri altyapısı yatırımlarını kendi topraklarına çekebilir.

Yine de Avrupa, ABD pazarının yerini kısa sürede alamayacaktır. Kanada ile Avrupa arasındaki okyanus, taşımacılık maliyetlerini ve enerji altyapısı ihtiyacını artırırken ABD sınırı her gün işleyen kara yolları, demir yolları, elektrik hatları ve ortak üretim merkezleriyle canlılığını korumaktadır. Bu sebeple Ottawa’nın yönelişini kopuş olarak okumak yanıltıcı olur. Daha gerçekçi hedef, Washington’la ilişkinin devam ettiği fakat tek bir yönetimin kararlarının Kanada ekonomisinin tamamını sarsamadığı bir hareket alanı oluşturmaktır.

Bu statünün önündeki siyasi engeller de küçümsenemez. Avrupa başkentleri, Birliğin kararlarına katılmadan geniş pazar ve dolaşım haklarından yararlanacak bir ortak fikrine temkinli yaklaşabilir. Kanada içinde ise eyaletlerin yetkileri, Fransızca konuşan Quebec’in hassasiyetleri ve Amerikan pazarıyla çalışan sektörlerin kaygıları müzakerelerin hızını belirleyecektir. Ortak üyelik kavramı çekici görünse bile vatandaşlara hangi hakları kazandıracağı ve hangi yükümlülükleri getireceği açıklanmadıkça kalıcı destek üretmesi güçtür.

Carney’nin girişimi sonuç verse de vermese de Kanada dış politikasında önemli bir zihniyet değişimine işaret etmektedir. Ottawa, güvenliğini ve refahını tek komşuyla iyi ilişkilere bağlayan alışkanlıktan uzaklaşarak Atlantik boyunca daha geniş bir ortaklık alanı kurmaya çalışmaktadır. Avrupa Birliği de Kanada’ya özel bir statü geliştirebilirse coğrafi sınırlarla tanımlanan bir birlikten enerji, teknoloji ve güvenlik ihtiyaçları çevresinde büyüyen stratejik bir ağa doğru ilerleyebilir.

Kanada için Avrupa seçeneğinin değeri, ABD’ye sırt çevirmekten kaynaklanmamaktadır. Değer, Washington’la konuşurken başka pazarlara, ortak projelere ve kurumsal bağlantılara sahip olabilmekten doğmaktadır. Bu nedenle başarı, “ortak üye” adının resmiyet kazanmasından çok denizaltı kablolarının döşenmesi, savunma siparişlerinin verilmesi, kritik minerallerin Kanada’da işlenmesi ve insanların karşılıklı olarak daha rahat çalışabilmesiyle ölçülecektir. Kâğıt üzerindeki yeni statü ancak gündelik ekonomiye dokunduğu ölçüde stratejik mesafeye dönüşebilir.


[i] “Carney pushes idea of making Canada ‘associate member’ of EU, WSJ reports”, Reuters, https://www.reuters.com/world/americas/carney-pushes-idea-making-canada-associate-member-eu-wsj-reports-2026-09-13/, (Erişim Tarihi: 14.09.2026).

[ii] “Canadian international merchandise trade, December 2025”, Statistics Canada, https://www150.statcan.gc.ca/n1/daily-quotidien/260219/dq260219a-eng.htm, (Erişim Tarihi: 14.09.2026).

[iii] “CETA explained”, Government of Canada, https://www.international.gc.ca/trade-commerce/trade-agreements-accords-commerciaux/agr-acc/ceta-aecg/ceta_explained-aecg_apercu.aspx?lang=eng, (Erişim Tarihi: 14.09.2026).

[iv] “SAFE: member states endorse agreement on the participation of Canada”, Council of the European Union, https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2025/12/19/safe-member-states-endorse-agreement-on-the-participation-of-canada/, (Erişim Tarihi: 14.09.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler