21 Eylül 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu marjında Avrupa Birliği (AB), Avustralya, Barbados, Brezilya, Kanada, Hindistan ve Kenya eş sponsorluğunda, uluslararası hukuku ve çok taraflı işbirliğini güçlendirmek amacıyla “Çok Taraflılık İçin Ortaklar (P4M)” girişimi başlatılmıştır. Bildiriyi imzalayanlar arasında Arnavutluk, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Kıbrıs, Finlandiya, Guatemala, İrlanda, Lihtenştayn, Lüksemburg, Moldova, Norveç, San Marino, Slovakya, İspanya, Türkiye ve Uruguay da yer almıştır.[i] Bu girimin ortaya çıkış sebebi olarak; “uluslararası sistemde artan kutuplaşma, silahlı çatışmalar, uluslararası hukuk ihlalleri, korumacılık, ekonomik zorlama araçlarının kullanımı ve güç siyasetinin giderek yaygınlaşması” gösterilmiştir.[ii]
Bildiride; başta Birleşmiş Milletler olmak üzere çok taraflı kurumların daha etkili, temsiliyet gücü yüksek, kapsayıcı ve mevcut küresel gerçekliklere daha duyarlı hale getirilmesinin gerekliliği vurgulanmıştır. Bu bağlamda girişimin temel hedeflerinden biri de BM’nin çatışmaları önleme, krizlere müdahale etme, sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etme, adil ticareti geliştirme ve insan hakları ile hukukun üstünlüğünü koruma kapasitesinin güçlendirilmesidir. Birincil hedef ise değişen küresel koşullara uyum sağlamak amacıyla BM Şartı’na dayalı çok taraflı uluslararası sistemi korumak ve reforme etmektir. Buradaki amaç, BM’nin yerini almak değil, BM başta olmak üzere mevcut çok taraflı kurumları ve işbirliğini destekleyip güçlendirmektir. Bu bakımdan girişim; uluslararası hukuka bağlı kalma, devletlerin egemen eşitliği ve toprak bütünlüğü ilkelerini destekleme, anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözme ve güç kullanmaktan ya da güç kullanma tehdidinden kaçınma konusundaki taahhütleri yeniden teyit etmiştir.[iii]
New York’taki BM Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında konuya ilişkin açıklamalarda bulunan AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, her bir ülkenin kendi başına gösterdiği çabalarla küresel sorunların çözülemeyeceğini, bu konuda kolektif eylemin ve ortak çözümlerin şart olduğunu belirtmiştir.[iv] AB’nin “güvenilir” ve “öngörülebilir” bir ortak olduğunu, ayrıca BM sistemini kararlılıkla desteklediğini hatırlatan Costa, çok taraflılık için dünyanın farklı kıtalarından ülkelerle çalışmaya hazır olduklarını duyurmuştur. Kurucu liderler, Financial Times’a yazdıkları makalede, bu girişimin dışlayıcı nitelikte yeni bir uluslararası blok oluşturmayı amaçladığına dikkat çekmiş, aksine farklı bölgelerden ve siyasi geleneklerden gelen ve işbirliği yapmaya istekli ülkeler için esnek ve açık bir çerçeve oluşturduğunu dile getirmişlerdir.[v]
P4M Girişimi’nin yedi eş sponsoru incelendiğinde; her bir kıtadan birer temsilcinin yer aldığı göze çarpmaktadır. Bu kapsamda Avrupa’dan AB, Okyanusya’dan Avustralya, Orta Amerika ve Karayipler’den Barbados, Güney Amerika’dan Brezilya, Kuzey Amerika’dan Kanada, Asya’dan Hindistan ve Afrika’dan Kenya olmak üzere yedi farklı kıtadan birer temsilcinin seçildiği anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, girişimin öncülüğünü üstlenen AB, yalnızca sembolik bir küresellik illüzyonu yaratmakla kalmamış, dünyanın farklı bölgelerinden kural bazlı uluslararası sisteme bağlılığıyla bilinen kritik aktörleri kendi ekseninde konsolide etmiştir. Bu seçilmiş aktörlerden, sadece girişimin ilkelerine uymaları değil, aynı zamanda kendi bölgesel nüfuz alanlarında çok taraflılık ağını genişletme noktasında kaldıraç görevi görmeleri beklenmektedir.
Söz konusu kurucu eş sponsorlar içerisinde özellikle Kanada ve Hindistan’ın benimsediği stratejik konumlanmalara dikkat çekmek gerekir. Her iki aktör de 2025 ve 2026 yıllarında Trump yönetiminin işbaşına geçmesiyle tırmanan korumacı ekonomik politikalar, tek taraflı gümrük tarifeleri ve ikili ticaret krizleriyle sarsılmıştır. Bilhassa Kanada Başbakanı Mark Carney, Washington’dan yükselen kurumsal revizyonizme ve tarifeler üzerinden yürütülen baskı diplomasisine atıfta bulunarak, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen kurallara dayalı uluslararası düzenin “varoluşsal bir tehdit” altında olduğunu ısrarla vurgulamaktadır.[vi] Bu bakımdan Ottawa, Washington ile derinleşen iktisadi asimetriyi ve siyasi baskıyı dengelemek amacıyla, küresel yönetişimin restorasyonunda Avrupalı müttefikleriyle ve fikirdaş (like-minded) devletlerle yakın çalışmaya en istekli aktörlerden biri haline gelmiştir.
Kanada ile Washington arasında doğrudan ve açık bir ticari-politik kriz süregelirken, Hindistan’ın Trump yönetimiyle yaşadığı gerilimin son derece hassas ve yönetilebilir sınırlar içinde tutulmaya çalışıldığı görülmektedir. Yeni Delhi yönetimi, Rusya ile sürdürdüğü stratejik enerji tedariki nedeniyle ABD’nin gümrük tarifeleri ve yaptırım tehditleriyle karşı karşıya kalmışsa da pragmatik diplomasi kanallarını açık tutarak Washington ile daha yapıcı bir diyalog zeminini korumayı başarmıştır. Bunun yanı sıra Hindistan, AB ile uzun süredir müzakere edilen yeni Serbest Ticaret Anlaşması’nı (STA) imzalayarak, küresel tedarik zincirlerinde Avrupa ile entegrasyonunu derinleştireceği ve stratejik özerkliğinden taviz vermeyeceği mesajını başta ABD olmak üzere tüm dünyaya net bir şekilde vermiştir. Fakat burada Hindistan açısından beliren temel tehlike; kendisini “ABD karşıtı” ya da “Trump politikalarını hedef alan” revizyonist bir bloğun parçası olarak konumlandırıp Washington ile yeni ve doğrudan bir restleşme döngüsüne girmektir. Kanada ve AB gibi Trump yönetimiyle yapısal sorunlar yaşayan aktörlerle aynı kurumsal çatı altında buluşmak, Yeni Delhi’nin Washington ile olan hassas ekonomik ve güvenlik dengelerini zorlaştırabilir.
Girişim liderleri her ne kadar “Küresel Güney” ve “Küresel Kuzey” gibi dikotomilerle dünyanın katı bloklara ayrılmasına karşı olduklarını, hedeflerinin kapsayıcı bir “çok taraflılık” olduğunu sıklıkla vurgulasalar da Brezilya ve Hindistan’ın Küresel Güney’in liderliğine oynayan anahtar aktörler olduğunu belirtmek gerekir. Buradaki maksat, blok mantalitesine karşı olan aktörlerle bir araya gelmektir. Ancak çok taraflılığı savunan bu tür bir platforma katılmak da esasında devletler için jeopolitik bir tercih meselesidir. Başka bir ifadeyle, çok taraflılığı savunmak amacıyla kurulan bu tür platformlara katılım dahi günümüz kutuplaşan dünyasında devletler için son derece yüksek maliyetli jeopolitik bir tercih meselesine dönüşmüştür.
P4M Girişimi, kapsayıcı ve kurallara dayalı bir işbirliği modeli vaat etmesine rağmen küresel siyasette hâkim olan bloklaşma mantalitesi her yeni oluşumu sıfır toplamlı bir rekabet alanına hapsetmektedir. Örneğin AB; Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve BM sisteminin devamlılığını “küresel kamu yararı” söylemiyle savunurken, esasında bu kurumsal mimarinin kendi normatif gücünü ve ekonomik çıkarlarını en iyi koruyan yapı olduğunu bildiği için mevcut düzeni konsolide etme arzusundadır.
Gelişmekte olan ülkeler açısından bakıldığında, Barbados ve Kenya gibi aktörlerin bu girişimdeki mevcudiyeti, çok taraflılığın yalnızca büyük güçlerin rekabet sahası olmadığını, aynı zamanda iklim krizleri ve borç yapılandırmaları gibi varoluşsal sorunlarla boğuşan küçük ve orta ölçekli devletler için bir koruma kalkanı olduğunu göstermektedir. Ancak bu durum, P4M’nin Batı merkezli bir “düzen koruma” projesi olarak algılanması riskini bertaraf etmeye yetmemektedir. Çin ve Rusya gibi revizyonist güçlerin yükseldiği, ABD’nin ise kural koyucu rolünden çekilip kural bozucu bir aktör davranış sergilediği bu geçiş döneminde, P4M Girişimi’nin normatif bir söylemden öteye geçip somut bir küresel yönetişim alternatifine dönüşüp dönüşemeyeceği; üye ülkelerin ABD ile olan ikili ilişkilerini feda etmeksizin bu platforma ne kadar taahhüt sunabileceklerine bağlı olacaktır.
[i] “Partnership Initiative for Multilateralism”, Küre Ansiklopedi, https://kureansiklopedi.com/en/detay/partnership-initiative-for-multilateralism-21702, (Erişim Tarihi: 05.10.2026).
[ii] “Partners for multilateralism, international law, peace and prosperity summit”, Consilium, https://www.consilium.europa.eu/en/events/p4m-summit/, (Erişim Tarihi: 05.10.2026).
[iii] Aynı yer.
[iv] “UN General Assembly, New York, 21-25 September 2026”, Consilium, https://www.consilium.europa.eu/en/meetings/international-summit/2026/09/21-25/, (Erişim Tarihi: 05.10.2026).
[v] “Carney and Lula urge nations to join group to unite middle powers”, Japantimes, https://www.japantimes.co.jp/news/2026/09/21/world/carney-lula-unite-middle-powers/, (Erişim Tarihi: 05.10.2026).
[vi] “Read Mark Carney’s full speech on middle powers navigating a rapidly changing world”, CBC, https://www.cbc.ca/news/politics/mark-carney-speech-davos-rules-based-order-9.7053350, (Erişim Tarihi: 05.10.2026).
