Analiz

El Niño’nun Gıda Güvenliği Baskısı

Asya’nın pirinç ve palm yağı ticaretindeki ağırlığı, bölgedeki yağış açığını küresel fiyatlar ve ithalatçı ülkelerin gıda erişimi açısından önemli hâle getirmektedir.
Kuraklığın toplumsal maliyeti, sulama ve krediye erişebilen büyük üreticiler ile yağmura bağımlı küçük çiftçiler arasında farklılaşmaktadır.
El Niño’nun gıda krizine dönüşmesini erken uyarının ekim, stok, nakit desteği ve bölgesel ticaret kararlarına zamanında yansıtılması belirleyecektir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Asya’nın geniş bir bölümünde yağışların azalması tarladaki su sorununu küresel gıda piyasalarının gündemine taşımaktadır. Güncel çok modelli tahminler, El Niño’nun Şubat 2027 tarihine kadar sürme ihtimalini yüzde 100’e yakın gösterirken olayın yıl sonunda çok güçlü düzeye ulaşacağını öngörmektedir.[i] Bu beklenti tek başına kıtlık anlamına gelmese de üretim merkezlerinin aynı dönemde baskı görmesi pirinçten bitkisel yağa kadar birçok üründe fiyat ve erişim riskini büyütmektedir.

El Niño, ekvatoral Pasifik’teki yüzey sularının olağandan fazla ısınmasıyla yağış ve sıcaklık düzenlerini binlerce kilometre ötede değiştiren doğal bir iklim salınımıdır. İnsan kaynaklı ısınma ise bu olayın başladığı ortamı daha sıcak hâle getirmekte, kuraklık ve aşırı sıcakların verebileceği zararı artırmaktadır. Yine de etkiler her ülkede aynı biçimde ortaya çıkmaz. Hint Okyanusu, yerel muson düzeni, sulama kapasitesi ve ürün takvimi benzer iklim sinyalinin bir yerde kuraklık, başka bir yerde sel üretmesine yol açabilir.

Asya’daki gelişmenin dünya sofrasına ulaşmasının temel nedeni, bölgenin gıda ticaretindeki ağırlığıdır. Hindistan, Vietnam ve Tayland küresel pirinç ihracatının ilk üç sırasında bulunurken, Endonezya ile Malezya dünya palm yağı arzının yaklaşık yüzde 85’ini karşılamaktadır.[ii] Bu ülkelerde aynı mevsimde yaşanacak üretim kaybı, yerel pazarlardaki bir sıkıntı olarak kalmayabilir. Pirinç ithal eden Afrika ve Orta Doğu ülkeleri ile palm yağı kullanan küresel gıda sanayisi, Asya’daki yağmur miktarını kendi maliyetlerinde hissedebilir.

Endonezya bu zincirin nasıl kurulabileceğini şimdiden göstermektedir. Yağış mevsiminin ülke topraklarının yaklaşık yüzde 61’inde gecikmesi beklenirken üretici temsilcileri, sulama altyapısı bulunmayan çeltik alanlarının oranını yüzde 30 civarında hesaplamakta ve 2027 pirinç üretiminde yüzde 10’a varan bir düşüş ihtimalinden söz etmektedir.[iii] Kakao ve şeker kamışındaki mevcut kayıplar da kuraklığın tek hasatla sınırlı kalmadığını anlatmaktadır. Bugün ekilemeyen ürün, birkaç ay sonra pazara ulaşmayan gıdaya ve çiftçinin azalan gelirine dönüşebilir.

Su baskısı tarım arazilerinin ötesinde balıkçılığı da etkilemektedir. Mekong havzasında düşük akış, balıkların üreme alanlarını daraltırken kıyı topluluklarının temel protein ve gelir kaynaklarını zayıflatabilir. Nehir üzerindeki barajlar, madencilik faaliyetleri ve artan su talebi zaten hassas olan düzeni daha kırılgan hâle getirmektedir. Bu nedenle El Niño yeni bir sorun yaratmaktan ziyade uzun süredir biriken çevresel ve idari baskıları daha görünür kılmaktadır. Balık azaldığında oluşan açık, çoğu zaman daha pahalı hayvansal ürünlerle kapatılmaya çalışılmaktadır.

Kuraklığın fiyatlara geçişi doğrusal ilerlemez. Üretim tahmini bozulduğunda tüccarlar daha yüksek risk payı istemekte, hükümetler iç piyasayı korumak için ihracatı sınırlayabilmekte ve ithalatçılar güvenli stok arayışıyla aynı anda alıma yönelebilmektedir. Böyle bir zincir, gerçek ürün kaybı henüz ölçülmeden fiyatları yukarı taşıyabilir. Yeterli rezervi, güçlü para birimi ve alternatif tedarikçisi bulunan ülkeler şoku bir süre yumuşatırken bütçesi dar olan ithalatçılar artışı hızla ekmek, pirinç ve yemeklik yağ fiyatlarına yansıtmaktadır.

Pirinçteki baskı, Asya toplumları açısından ekonomik olduğu kadar siyasi bir anlam da taşımaktadır. Milyonlarca hanenin günlük beslenmesinde merkezi bir yer tutan bu ürünün fiyatı yükseldiğinde ücret artışları kısa sürede erimekte, sosyal yardım bütçeleri genişlemekte ve şehirlerdeki memnuniyetsizlik artabilmektedir. Palm yağındaki azalma ise bisküviden sabuna kadar geniş bir ürün grubunun maliyetini artırabilir. Böylece kuraklığın etkisi pazar tezgâhındaki tahılla sınırlı kalmaz; hanelerin düzenli kullandığı işlenmiş ürünlere ve ulaştırma giderlerine kadar yayılabilir.

İklim şokları toplumun her kesimini eşit ölçüde etkilememektedir. Sulama kuyusuna, krediye ve sigortaya erişebilen büyük işletmeler ekim tarihini değiştirebilir veya kaybını bir sonraki sezona taşıyabilir. Yağmura bağımlı küçük çiftçi ise tohum, gübre ve borç maliyetini aynı hasattan karşılamak zorundadır. Kentlerde gelirinin büyük bölümünü gıdaya ayıran aileler de birkaç puanlık fiyat artışını doğrudan öğün sayısında hissedebilir. Gıda güvenliği bu yüzden depolardaki toplam ürün miktarı kadar insanların o ürünü satın alabilme gücüyle ilgilidir.

Mevcut projeksiyonlar, El Niño’nun 2027 sonuna kadar Asya-Pasifik bölgesinde 8,2 milyon kişiyi daha akut gıda güvensizliğine itebileceğini, küresel artışın ise en az 49 milyona ulaşabileceğini göstermektedir.[iv] Bu rakamlar kesin bir sonuçtan çok, bugünkü kırılganlıkların iklim baskısıyla birleşmesi hâlinde oluşabilecek büyüklüğü ifade etmektedir. Yoksulluk, çatışma, yüksek borç ve pahalı enerji aynı yağış eksikliğini bazı ülkelerde yönetilebilir bir üretim sorunu olmaktan çıkarıp insani krize dönüştürebilir.

Buna karşı en etkili yaklaşım, hasat kaybı kesinleştikten sonra yardım aramak yerine tahmini erken karara çevirmektir. Ekim takvimlerinin güncellenmesi, kısa çevrimli tohumların dağıtılması, küçük sulama sistemlerinin onarılması ve çiftçiye önceden nakit sağlanması üretim kaybını azaltabilir. Hükümetlerin kamu stoklarını açık biçimde paylaşması, piyasadaki söylentiyi ve gereksiz alımı da sınırlayabilir. Erken uyarı, tarladaki yağmuru geri getirmez; ancak çiftçinin yanlış zamanda ekim yapmasını ve ailenin bütün birikimini tek sezonda kaybetmesini önleyebilir.

Bölgesel işbirliği de iç politika kadar önem taşımaktadır. Pirinç ihracatçılarının birbirinden habersiz kısıtlamalara yönelmesi, arzı korumaktan çok küresel paniği hızlandırabilir. Güneydoğu Asya ülkeleri üretim tahminlerini, rezerv bilgilerini ve nehir akış verilerini düzenli biçimde paylaştığında ithalatçıların ihtiyacını daha erken görebilir. Mekong’daki su yönetimi ile tarım ticaretini ayrı dosyalar halinde ele almak ise ortak riskin parçalanmasına yol açmaktadır. Su, hasat ve ihracat kararlarının birlikte okunması daha öngörülebilir bir piyasa oluşturabilir.

El Niño henüz beklenen zirvesine ulaşmadığı için önümüzdeki ayların seyri kesin hükümler kurmaya izin vermemektedir. Bununla beraber Asya’nın üretim ağırlığı bölgedeki her yağış açığını küresel bir gıda güvenliği konusuna dönüştürmektedir. Kuraklığın dünya sofrasında ne kadar hissedileceğini okyanus sıcaklığı kadar sulama yatırımları, sosyal koruma kapasitesi, şeffaf stok yönetimi ve ticaret kararları belirleyecektir. Devletler tahmini zaman kazanmak için kullanırsa iklim olayı yönetilebilir bir baskı olarak kalabilir, gecikme hâlinde ise tarladaki çatlak fiyatlara, borca ve daha derin açlığa dönüşebilir.


[i] “El Niño set to become very strong, raising risks of extreme weather into 2027”, World Meteorological Organization, https://wmo.int/news/media-centre/el-nino-set-become-very-strong-raising-risks-of-extreme-weather-2027, (Erişim Tarihi: 28 Eylül 2026).

[ii] “Worsening El Nino threatens Asia with drought, potentially raising food prices globally”, Associated Press, https://apnews.com/article/31c88df9ce8f67bcbfe3ea7f39431d57, (Erişim Tarihi: 28 Eylül 2026).

[iii] “Indonesia forecasts delayed wet season, farmers brace for impact”, Reuters, https://www.reuters.com/business/environment/indonesia-forecasts-wet-season-will-start-early-november-later-than-expected-2026-09-22/ (Erişim Tarihi: 28 Eylül 2026).

[iv] “World Food Programme ramps up preparedness and response plans as El Niño threatens to push tens of millions into acute hunger”, World Food Programme, https://www.wfp.org/news/world-food-programme-ramps-preparedness-and-response-plans-el-nino-threatens-push-tens, (Erişim Tarihi: 28 Eylül 2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler