Analiz

Mali Altını Altyapıya Dönüşüyor: Kaynak Egemenliği Kalkınma Üretebilir mi?

• Mali’nin önündeki sınama, madencilik gelirlerini toplamak kadar bunları şeffaf, dengeli ve sürdürülebilir kamu yatırımlarına dönüştürmektir.
• Kaynak egemenliğinin toplumsal karşılığı, devletin madenlerden ne kadar gelir topladığıyla birlikte bu gelirin gündelik hayatta hangi hizmete dönüştüğü üzerinden ölçülmektedir.
• Elektrik, su ve ulaşım yatırımları doğru bölgelere yöneltildiğinde altın gelirleri ekonomik büyümenin ötesinde insani güvenliğin maddi dayanağı hâline gelebilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Mali yönetiminin madencilik gelirleriyle enerji, su ve ulaşım yatırımlarına kaynak sağlama girişimi, altının kamu hizmetine dönüşmesi açısından oldukça önemli ve dikkate değer bir denemedir. 2025 yılı başından 2026 yılı haziran ayı sonuna kadar fonda 109,14 milyar CFA frangı birikmiştir. Bamako yönetimi, yıllık en az 50 milyar CFA frangı üretebilen bu kaynağı kaldıraç olarak kullanarak 500 milyar CFA frangına ulaşmayı hedeflemektedir. Demiryolları, karayolları, nehir taşımacılığı ve Mali Airlines projeleri ilk yatırım havuzunda yer almaktadır.[i]

Bu girişimin kökeni 2023 tarihli maden kanununa uzanmaktadır. Düzenleme, büyük ve küçük maden ruhsatı sahiplerinden üç aylık cironun yüzde 1’i ile ilk beş yıldaki değer esaslı verginin yüzde 10’unu altyapı fonuna aktarmaktadır. Ciro payı beşinci yıldan sonra yüzde 2,5’e yükselmektedir.[ii] Böylece altın fiyatlarındaki artıştan ve üretimden doğan kazancın belirli bir bölümü, genel bütçe içinde görünmez hale gelmeden temel hizmetlere ayrılmaktadır.

Kaynak egemenliği, maden sahası üzerindeki hukuki denetimin ötesinde ekonomik değerin ülkede ne ölçüde kaldığıyla ilgilidir. Yeni sistem devletin projelerdeki payını, vergi tahsilatını ve yerli şirketlerin katılımını artırmayı amaçlamaktadır. Hükümet denetimi sonucunda madencilik şirketlerinden geçmiş borçlar kapsamında 761 milyar CFA frangı tahsil edildiğinin açıklanması, Bamako’nun sektörle ilişkisinde daha iddialı bir döneme geçtiğini göstermektedir.[iii]

Ne var ki gelir toplamak ile kalkınma üretmek birbirinden farklı devlet kapasiteleri gerektirmektedir. İlkinde ruhsatları izleyen, üretimi ölçen ve vergiyi tahsil eden etkili bir idare öne çıkmaktadır. İkincisinde ise projeleri ihtiyaca göre sıralayan, ihaleleri denetleyen, yatırımları zamanında tamamlayan ve işletme giderlerini yıllarca karşılayan kurumlara ihtiyaç duyulmaktadır. İyi tasarlanmış bir yatırım programı, bütçe disiplinini saha bilgisiyle birleştirerek siyasi tercihler ile gerçek hizmet açıkları arasındaki mesafeyi azaltabilir. Mali’nin bu konudaki sınavı, madencilik gelirini tahsil etme başarısını kamu yatırımının niteliğine taşıyabilmektir.

Elektrik yatırımı, bu dönüşümün en hızlı toplumsal sonucunu doğurabilir. Kesintisiz enerji sağlık merkezlerindeki soğuk zinciri, okullardaki dijital imkânları, küçük işletmelerin üretimini ve tarımsal ürünlerin işlenmesini doğrudan etkilemektedir. Kırsal bölgelerde kurulacak dağıtım hatları ve yerel üretim tesisleri, güvenlik baskısı altındaki toplulukların devlete erişimini de güçlendirebilir. Elektriğin ulaştığı yerlerde altın geliri, soyut bir bütçe kaleminden gündelik hayatı düzenleyen somut bir hizmete dönüşmektedir.

Temiz su yatırımları da insani güvenliğin merkezinde yer almaktadır. Bamako’da yürütülen önceki çalışmaların 1,3 milyondan fazla kişiye güvenli içme suyu sağlaması, altyapının sağlık ve yaşam kalitesi üzerindeki geniş etkisini ortaya koymaktadır.[iv] Yeni fonun su üretim tesislerine, depolara ve dağıtım şebekelerine yönelmesi kadınların ve çocukların su temini için harcadığı zamanı azaltabilir. Salgın hastalıklarla mücadele ve kentlerin iklim baskısına dayanıklılığı bakımından da kalıcı sonuçlar doğurabilir.

Ulaşım ayağı, kaynak bölgeleri ile ulusal ekonomi arasındaki kopukluğu azaltma potansiyeli taşımaktadır. Yolların, demiryollarının ve nehir taşımacılığının geliştirilmesi tarım ürünlerinin pazara ulaşmasını kolaylaştırabilir, gıda kayıplarını düşürebilir ve iç ticaretin maliyetini azaltabilir. Bununla beraber proje seçimi, madenlerin ihracatını hızlandıran koridorlara sıkışırsa toplumsal getiri sınırlı kalacaktır. Önceliğin üretim merkezlerini hastanelere, okullara ve bölgesel pazarlara bağlayan hatlara verilmesi beklenmektedir.

Maden bölgelerinin fondan alacağı pay, uygulamanın meşruiyetini belirleyecektir. Altın üretiminin çevresel yükünü, arazi baskısını ve su kullanımındaki değişimi taşıyan yerel topluluklar, gelir dağıtımında görünür olmayı beklemektedir. Ulusal ölçekte büyük projeler ile üretici bölgelerin temel ihtiyaçları arasında açık bir dengenin kurulması önem arz etmektedir. Bu nedenle belediyeler, meslek örgütleri ve bölge temsilcilerinin proje hazırlığından denetime kadar karar sürecine düzenli ve anlamlı biçimde doğrudan katılması oldukça faydalı olacaktır. Kaynak egemenliğinin toplumsal karşılığı, devletin madenlerden ne kadar gelir topladığıyla birlikte bu gelirin gündelik hayatta hangi hizmete dönüştüğü üzerinden ölçülmektedir.

Fonun 500 milyar CFA frangına ulaşması, biriken paranın doğrudan harcanmasından ziyade gelecekteki gelirlerin finansman için güvence oluşturmasına dayanmaktadır. Bu yöntem büyük yatırımları öne çekebilir. Ancak altın fiyatındaki gerileme, üretim kesintisi veya şirketlerle yaşanan uyuşmazlıklar nakit akışını zayıflatabilir. Borçlanma koşulları, gelir varsayımları ve geri ödeme takvimi kamuoyuna açıklanmadığında bugünkü egemenlik iddiası yarının mali yüküne dönüşebilir.

Madencilik şirketleriyle yürütülen görüşmelerin bu nedenle ekonomik denge gözetilerek sürdürülmesi gerekmektedir. Devletin daha yüksek pay talep etmesi ulusal çıkar açısından anlaşılırdır. Buna karşılık kuralların geriye dönük veya öngörülemez şekilde uygulanması üretimi, yeni yatırımı ve fonun gelir kaynağını baskılayabilir. Ülkenin en büyük altın madenindeki kesintinin büyüme ile kamu gelirleri üzerinde oluşturabileceği kayıp, egemenlik politikasının hukuki öngörülebilirlikle desteklenmesi gerektiğini göstermektedir.

Şeffaflık, finansman miktarından daha belirleyici olabilir. Kanun, fon kullanımına ilişkin yıllık raporların yerel meclislerin onayına sunulmasını ve kamuya açıklanmasını öngörmektedir. Bu hükmün tam işlerlik kazanması için her projenin maliyeti, ihale yöntemi, yüklenicisi, tamamlanma oranı ve bakım bütçesinin erişilebilir biçimde yayımlanması beklenmektedir. Bağımsız denetim ile sivil toplumun izlemesi, geçiş yönetiminin hesap verebilirlik kapasitesini güçlendirebilir.

Yerel içerik politikasının da altyapı fonuyla birlikte ele alınması yerinde bir strateji olacaktır. İnşaat malzemesi, lojistik, bakım, mühendislik ve enerji ekipmanlarında Malili işletmelerin payı yükseldiğinde madencilik geliri ikinci bir ekonomik dolaşım yaratacaktır. Mesleki eğitim programları gençlerin teknik işlere katılımını sağlayabilir. Kamu yatırımları dışarıdan getirilen şirket, emek ve malzemeye dayandığında ise mali kaynak ülkeden yeniden çıkacak, kalkınma etkisi daralacaktır.

Sahel Devletleri İttifakı bakımından Mali’nin uygulaması bölgesel ekonomik egemenlik arayışına örnek sunabilir. Sınır aşan yollar, enerji bağlantıları ve ticaret koridorları Burkina Faso ile Nijer’in denize erişim maliyetlerini azaltacak ortak yatırımlara dönüşebilir. Yine de bölgesel iddianın sağlamlığı, ulusal fonların yönetim kalitesine bağlıdır. Mali’de sonuç veren, denetlenebilen ve düzenli hizmet üreten bir model ittifakın siyasi söylemine ekonomik içerik kazandırabilir.

Elektrik, su ve ulaşım yatırımları doğru bölgelere yöneltildiğinde altın gelirleri ekonomik büyümenin ötesinde insani güvenliğin maddi dayanağı hâline gelebilir. Devletin vatandaşla ilişkisi, uzak bir maden sahasındaki üretimin köydeki su musluğuna, sağlık merkezindeki elektriğe ve pazara giden yola ulaşmasıyla güçlenmektedir. Böyle bir bağ, güvenlik sorunlarının yoğun olduğu bölgelerde kamusal aidiyeti ve ekonomik dayanıklılığı artırabilir.

Sonuç olarak Mali’nin söz konusu girişimi, kaynak milliyetçiliğinin kalkınma üretip üretemeyeceğini gösterecek somut bir sınamadır. Başarı, fonun açıklanan toplam tutarından çok, tamamlanan projelerin kalitesi, bölgesel dağılımı ve yıllar içindeki işleyişiyle ölçülecektir. Mali’nin önündeki sınama, madencilik gelirlerini toplamak kadar bunları şeffaf, dengeli ve sürdürülebilir kamu yatırımlarına dönüştürmektir. Altın geliri güvenilir bir hizmete dönüşürse kaynak egemenliği toplumsal meşruiyet kazanacak, tam tersi bir durumda ise yüksek rakamlar, vatandaşın hayatına dokunmayan yeni bir vaat olarak kalacaktır.


[i] Tiemoko Diallo, “Mali says mining-backed fund could unlock up to $800 million for infrastructure projects”, Reuters, https://www.reuters.com/world/africa/mali-says-mining-backed-fund-could-unlock-up-800-million-infrastructure-projects-2026-08-03/, (Erişim Tarihi: 03.08.2026).

[ii] République du Mali, “Loi n°2023-040 du 29 août 2023 portant Code minier en République du Mali”, Journal Officiel de la République du Mali, No. 22, 1 Eylül 2023, md. 94-100, ss. 875-877, https://sgg-mali.ml/JO/2023/mali-jo-2023-22.pdf, (Erişim Tarihi: 03.08.2026).

[iii] “Mali”, Extractive Industries Transparency Initiative, https://eiti.org/countries/mali, (Erişim Tarihi: 03.08.2026).

[iv] “In Bamako, access to clean water improves people’s lives”, World Bank,  https://www.worldbank.org/en/news/feature/2025/05/22/in-bamako-access-to-clean-water-improves-people-lives (Erişim Tarihi: 03.08.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler