Meksika ile İspanya arasındaki ilişkiler, son yıllarda sömürge geçmişine ilişkin tarihsel tartışmalar nedeniyle önemli bir diplomatik krize sahne olmuştur. Özellikle 2019 yılında dönemin Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador’un İspanya Kralı VI. Felipe’ye gönderdiği ve İspanyol fetih sürecinde yerli halklara yönelik uygulamalar konusunda bir özür ve tarihsel yüzleşme çağrısı içeren mektup, iki ülke arasındaki ilişkilerde ciddi bir kırılma noktası oluşturmuştur. İspanyol hükümetinin bu talebe olumlu bir yanıt vermemesi, diplomatik ilişkilerde uzun süre devam edecek bir soğukluk dönemini başlatmıştır.
Bu süreç yalnızca tarihsel hafızaya ilişkin bir anlaşmazlık olarak değerlendirilmemektedir. Meksika açısından sömürge dönemi ve yerli toplumların tarihsel mirası, ulusal kimlik inşasının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Lopez Obrador yönetimi de bu çerçevede, İspanya’yla ilişkilerin eşitlikçi bir tarih anlayışı üzerinden yeniden tanımlanması gerektiğini savunmuştur. Ancak Madrid yönetimi, günümüz diplomatik ilişkilerinin beş yüzyıl önce yaşanan tarihsel olaylara yönelik resmî özür talepleri üzerinden yürütülmesinin doğru bir yaklaşım olmadığı görüşünü benimsemiştir. Bu farklı tarih okumaları, iki ülke arasında diplomatik mesafenin artmasına neden olmuştur.
Gerilimin en görünür sonuçlarından biri, Lopez Obrador döneminde Meksika’nın İspanya’yla ilişkileri “durdurma” veya “ara verme” yönündeki siyasi söylemi olmuştur.[i] Bu dönemde üst düzey siyasi temaslar sınırlanmış, karşılıklı ziyaretlerin sayısı azalmış ve iki ülke arasındaki ilişkiler her ne kadar ekonomik ve ticari açıdan güçlü kalmaya devam etse de siyasi düzeyde belirgin bir mesafe ortaya çıkmıştır. Özellikle İspanya, Avrupa Birliği içerisinde Meksika’nın en önemli ortaklarından biri olmaya devam ederken, Meksika da İspanyol şirketleri için Latin Amerika’daki en önemli yatırım merkezlerinden biri olma özelliğini korumuştur. Bu nedenle yaşanan kriz, iki ülkenin stratejik çıkarlarıyla çelişen uzun vadeli bir kopuşa dönüşmemiştir.
Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum’un devlet başkanlığı görevine gelmesiyle birlikte ilişkilerde daha pragmatik ve diyalog odaklı bir yaklaşım ortaya çıkmaya başlamıştır. Her ne kadar Sheinbaum, göreve başladığı dönemde Kral VI. Felipe’yi yemin törenine davet etmeyerek önceki yönetimin tarihsel hassasiyetlerini devam ettirmiş olsa da ilerleyen süreçte iki ülke arasındaki iletişim kanalları yeniden açılmıştır. Bu değişimin temelinde, tarafların geçmişe ilişkin görüş ayrılıklarını tamamen ortadan kaldırmak yerine mevcut uluslararası şartlar doğrultusunda işbirliği alanlarını öne çıkarma isteği bulunmaktadır.
Bu normalleşme sürecinde kültürel diplomasi belirleyici bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Kültürel etkinlikler, müze sergileri, kitap fuarları ve karşılıklı sanatsal işbirlikleri, iki ülke arasında doğrudan siyasi tartışmalardan uzak bir diyalog alanı yaratmıştır. Özellikle Madrid’de gerçekleştirilen ve Meksika yerli kültürlerini merkeze alan sergiler, taraflar arasında yeni bir güven ortamının oluşmasına katkıda bulunmuştur. Bu süreçte Kral VI. Felipe’nin İspanyol fetih döneminde yaşanan “suistimaller” ve acılar konusunda yaptığı açıklamalar, Meksika tarafından önemli bir yakınlaşma jesti olarak değerlendirilmiştir.[ii]
Bunun ardından diplomatik temaslar daha görünür bir hâl almıştır. Sheinbaum’un Kral VI. Felipe’yi Meksika’da düzenlenecek Dünya Kupası kapsamında İspanya Millî Takımı’nın Guadalajara’daki ilk karşılaşmasına davet etmesi ve daha sonra ikili bir görüşme teklifinde bulunması, ilişkilerdeki normalleşmenin sembolik zirvesini oluşturmaktadır. Devlet protokolü çerçevesinde gerçekleştirilecek bu görüşmenin kısa sürmesi beklenmekle birlikte taşıdığı siyasi anlam oldukça büyüktür. Çünkü bu temas, 2019 yılında başlayan diplomatik mesafenin resmî olarak sona erdiğinin bir göstergesi olarak yorumlanmaktadır.
Kültürel diplomasi üzerinden gerçekleştirilen bu yakınlaşmanın arkasında değişen uluslararası siyasi ortam da bulunmaktadır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde Donald Trump yönetiminin daha sert ve müdahaleci bir dış politika anlayışı benimsemesi, Meksika ve İspanya gibi kendilerini ilerici veya çok taraflı diplomasiye yakın konumlandıran hükümetleri daha fazla işbirliğine yöneltmiştir.
Sheinbaum’un İspanya ziyareti ve Barcelona’da demokrasi savunusu temasıyla gerçekleştirilen zirveye katılması, bu yeni siyasi yakınlaşmanın önemli göstergelerinden biri olmuştur. Bu ziyaret, aynı zamanda bir Morena liderinin Avrupa’ya yaptığı ilk resmî temas olarak sembolik bir önem taşımaktadır. İspanya açısından ise Meksika’yla ilişkilerin güçlendirilmesi, yalnızca eski sömürgesiyle ilişkileri onarmak anlamına gelmemekte, aynı zamanda Latin Amerika ile Avrupa arasında daha güçlü bir siyasi köprü oluşturma stratejisinin bir parçası olarak görülmektedir.
Bu çerçevede Madrid’in kasım ayında düzenlemeyi planladığı ve İbero-Amerikan toplumunun uluslararası sistem içerisindeki rolünü güçlendirmeyi hedefleyen zirve de önem kazanmaktadır. İspanya, özellikle Washington’un daha tek taraflı politikalarına karşı İspanyolca konuşan ülkeler arasında siyasi koordinasyonu artırmayı amaçlamaktadır. Meksika’nın bu süreçte aktif bir ortak olarak konumlandırılması, iki ülke arasındaki yakınlaşmanın sadece geçmişteki bir anlaşmazlığın çözümü olmadığını, geleceğe yönelik stratejik bir ortaklık arayışını yansıttığını göstermektedir.
İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares’in Latin Amerika ziyaretleri de bu diplomatik dönüşümün önemli parçalarından biri olmuştur. Albares, daha önce 2022 yılında Meksika’yla bozulan ilişkileri yeniden canlandırmaya çalışmış ancak Lopez Obrador yönetiminin ilişkileri “dondurma” yaklaşımı nedeniyle beklenen ilerleme sağlanamamıştır. Buna karşın Sheinbaum döneminde aynı diplomatik girişimler daha olumlu bir ortamla karşılanmış ve özellikle kültürel alan üzerinden yeni iletişim kanalları oluşturulmuştur.
Meksika ile İspanya arasındaki normalleşme süreci, uluslararası ilişkilerde tarihsel anlaşmazlıkların her zaman kesin bir uzlaşmayla çözülmediğini göstermektedir. Taraflar, fetih dönemine ilişkin tarihsel yorumlarında hâlen farklı görüşlere sahip olmakla birlikte bu farklılıkları ikili ilişkilerin tamamını belirleyen bir unsur olmaktan çıkarmaya çalışmaktadır. Kültür, spor ve ortak tarih mirası gibi alanlar, diplomatik krizlerin aşılmasında birer yumuşama mekanizması olarak kullanılmaktadır.
Sonuç olarak Meksika ile İspanya arasında gerçekleşecek üst düzey görüşme, iki ülkenin tarihsel anlaşmazlıklarını tamamen geride bıraktığı anlamına gelmemektedir. Ancak bu temas, beş yıllık diplomatik soğukluk döneminin ardından yeni bir ilişki modeline geçişin en güçlü sembolü olarak değerlendirilmektedir. “Buzların erimesi” olarak ifade edilen bu süreç, kültürel diplomasinin uluslararası ilişkilerde nasıl etkili bir araç hâline gelebildiğini göstermektedir. Aynı zamanda Madrid ile Meksika Şehri arasındaki yeni yakınlaşma, Trump’ın yeniden şekillendirdiği küresel siyasi ortamda Avrupa ile Latin Amerika arasındaki ilerici ve çok taraflı işbirliği arayışlarının da önemli bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır.
[i] Pérez, David Marcial. “El ‘paso importante’ que sella el deshielo entre España y México”,El País, https://elpais.com/mexico/2026-06-21/el-paso-importante-que-sella-el-deshielo-entre-espana-y-mexico.html, (Erişim Tarihi:28.06.2026).
[ii] Aynı yer.
