Karadeniz’de temmuz ayında yaşanan saldırılar, Kazak petrolünü dünya pazarlarına taşıyan Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu yüklemelerini planlanan düzeyin yüzde 20’den fazla gerisine düşürmüştür. Günlük sevkiyat 1,2 ile 1,3 milyon varil aralığına inerken; uluslararası piyasaya ulaşamayan miktar yaklaşık 400 bin varili bulmuştur.[i] Böylece Rusya-Ukrayna Savaşı, cephe hattının uzağındaki Kazakistan’ın enerji gelirlerine doğrudan temas etmeye başlamıştır.
Aynı günlerde Ukrayna’nın Karadeniz limanları ile deniz koridorunda tahıl taşıyan gemiler yeniden hedef hâline gelmiştir. Gine-Bissau bayraklı ve buğday yüklü bir gemiye yönelik saldırıda bir mürettebat yaşamını yitirmiş, gemide yangın çıkmıştır.[ii] Kiev yönetimi liman saldırılarından etkilenen çiftçilere düşük faizli kredi ve finansman desteği sağlayacağını açıklamıştır. Petrol ve tahıl artık aynı denizde benzer güvenlik baskısı altındadır.
Bu iki gelişme, Karadeniz’in askerî bir mücadele alanından küresel ekonomik güvenliğin merkezlerinden birine dönüştüğünü göstermektedir. Bir tarafta Kazakistan’ın bütçe gelirleri ve küresel petrol arzı, diğer tarafta ise Ukrayna’nın tarımsal üretimi ile ithalata bağımlı ülkelerin gıda erişimi yer almaktadır. Haziran ayı itibarıyla 13 açlık bölgesinde yaklaşık 266 milyon insanın ağır gıda güvensizliği yaşaması, yeni bir fiyat şokunun insani sonuçlarını artırmaktadır.[iii]
CPC hattı Tengiz, Kaşagan ve Karaçaganak sahalarındaki petrolü 1.511 kilometrelik güzergâhla Novorossiysk yakınındaki deniz terminaline ulaştırmaktadır. Söz konusu hat Kazakistan’ın petrol ihracatının üçte ikisinden fazlasını ve dünya arzının yaklaşık yüzde 2’sini taşımaktadır. Temmuzdaki üretim kaybının hazirana kıyasla yüzde 14’e ulaşması, terminaldeki kesintinin kısa sürede kuyulara ve kamu gelirlerine yansıdığını göstermektedir. Mevcut alternatifler henüz bu büyük hacmin yalnızca sınırlı bir bölümünü karşılayabilmektedir.
Kazakistan bakımından sorun ekonomik bağımlılığın ötesinde dış politika dengesiyle ilgilidir. Astana uzun süredir Rusya, Çin, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye’yle ilişkilerini çok yönlü biçimde yürütmektedir. Buna karşılık ana ihracat damarının Rusya topraklarından geçmesi, ülkeyi tarafı olmadığı bir savaşın operasyonel risklerine açık bırakmaktadır. Enerji tesisinin vurulması, siyasi tarafsızlığın fiziki altyapıyı tek başına koruyamadığını göstermektedir.
CPC’nin ortaklık yapısı da yaşanan kesintiyi ikili bir Rusya-Kazakistan konusu olmaktan çıkarmaktadır. Hatta Kazak ve Rus şirketlerinin yanında Amerikan ve Avrupalı enerji grupları da önemli paylara sahiptir. Terminalde yüklenen petrolün büyük bölümü uluslararası yatırımcıların işlettiği Kazak sahalarından gelmektedir. Bu nedenle güvenliğin bozulması Astana’nın gelirleriyle birlikte Batılı şirketlerin satışlarını, rafinerilerin tedarik planlarını ve küresel fiyat beklentilerini etkilemektedir.
Astana’nın kalıcı cevabı güzergâh çeşitlendirmesini hızlandırmak olabilir. Aktau üzerinden Hazar’ı aşarak Bakü-Tiflis-Ceyhan hattına ulaşan sevkiyatın artırılması, Rusya güzergâhındaki baskıyı azaltabilir. Ancak tanker sayısı, liman kapasitesi, deniz geçişi ve boru hattı bağlantıları nedeniyle bu seçenek kısa vadede CPC’nin taşıdığı hacme ulaşamayacaktır. Yine de sınırlı kapasite bile kriz anlarında stratejik hareket alanı sağlayabilir.
Ukrayna tahılı bakımından da benzer bir güzergâh sorunu ortaya çıkmaktadır. Odesa limanlarına yönelik saldırılar sonrasında Tuna Nehri, karayolu ve demiryolu üzerinden ihracat artırılmaya çalışılmaktadır. Bu hatların ağustos sonuna kadar gerekli düzeye ulaşması beklenmemekte; toplam kapasitelerinin Karadeniz limanlarında işlenen miktarın yaklaşık yarısını karşılayabileceği değerlendirilmektedir. Hasat dönemindeki gecikme çiftçinin gelirini azaltırken depolama baskısını artırmaktadır.
Denizden çıkamayan tahılın etkisi Ukrayna sınırlarında kalmamaktadır. Nakliye maliyetindeki yükseliş, sigorta primi ve teslimat gecikmesi ithalatçı ülkelerde ekmek fiyatına kadar uzanan bir zincir oluşturmaktadır. Sudan, Güney Sudan, Somali ve Nijerya gibi ağır gıda krizleri yaşayan Afrika ülkelerinde bütçe imkânları sınırlıdır. Küçük bir fiyat artışı dahi kamu sübvansiyonlarını zorlayabilir, hane halkının satın alma gücünü aşındırabilir ve insani yardım ihtiyacını artırabilir.
Petrol ile tahıl akışının aynı anda bozulması bu baskıyı daha ağır hâle getirmektedir. Enerji fiyatındaki artış gübre üretimi, tarımsal makine kullanımı, depolama ve deniz taşımacılığının maliyetini yükseltmektedir. Böylece Kazak petrolündeki kayıp başka bir kanaldan gıda fiyatlarına geri dönebilir. Karadeniz’de iki ayrı ticari yük olarak görünen ürünler, küresel enflasyon ve insani güvenlik bakımından ortak bir ekonomik döngü içinde hareket etmektedir.
Sorunun bir başka boyutu ticari gemilerin korunmasıdır. Sivil tankerler ve tahıl gemileri saldırı riski altında çalıştığında armatörler daha yüksek ücret talep etmekte, sigorta şirketleri teminatlarını daraltmakta ve mürettebat bulmak giderek zorlaşmaktadır. Bayrak devleti, yük sahibi ve işletmeci farklı ülkelerde bulunduğu için tek bir saldırı çok sayıda aktörü krize sokmaktadır. Güvenli seyir için taraflar arasında işleyen bildirim kanalları ve liman çevresinde etkili risk azaltma düzenekleri gerekmektedir.
Türkiye bu noktada özel bir konuma sahiptir. Montrö Sözleşmesi ticaret gemilerine Boğazlardan geçiş serbestisi tanırken savaş gemilerini tonaj, bildirim ve kalış süresi bakımından sınırlamaktadır. Ankara’nın sözleşmeyi dengeli biçimde uygulaması, Karadeniz’de askerî yığınağı denetleyen ve ticari akışın hukuki temelini koruyan bir istikrar unsuru üretmektedir. Saldırıların yoğunlaşması bu dengeyi daha dikkatli deniz trafiği yönetimiyle desteklemeyi gerekli kılmaktadır.
Türkiye’nin önceki tahıl anlaşmasında kazandığı arabuluculuk tecrübesi yeniden değer kazanabilir. Ankara hem Moskova hem de Kiev’le konuşabilen, liman güvenliği ile gıda piyasası arasındaki bağı okuyabilen az sayıdaki aktör arasındadır. Yeni bir kapsamlı anlaşma kısa sürede kurulamayabilir. Buna rağmen ticari gemilerin koordinatı, yük niteliği, denetimi ve seyir zamanı üzerinde teknik mutabakatlar geliştirilmesi saldırı riskini azaltacak dar fakat işlevli alanlar açabilir.
Orta Koridor ise Türkiye ile Kazakistan arasındaki stratejik bağın ikinci ayağını oluşturmaktadır. Aktau ve Kuryk limanlarından Hazar üzerinden Bakü’ye, ardından Gürcistan ve Türkiye yoluyla Avrupa’ya uzanan hat kara, demir ve deniz taşımacılığını birleştirmektedir. Koridorun petrol boru hatlarının doğrudan alternatifi olması beklenemez. Fakat enerji ekipmanı, tarım ürünü ve yüksek değerli yüklerin farklı güzergâhlara dağıtılması iki ülkenin ekonomik dayanıklılığını güçlendirebilir.
Bu nedenle Karadeniz güvenliği ile Hazar bağlantısallığı ortak bir politika alanı olarak ele alınmalıdır. Kazakistan ihracat terminallerini ve tanker filosunu büyütürken; Türkiye, Ceyhan, Samsun ve demiryolu bağlantıları arasındaki geçişi kolaylaştırabilir. Afrika ülkeleri de tedarik sözleşmelerini çeşitlendirerek bölgesel tahıl depolarını güçlendirebilir. Üç farklı coğrafyada atılacak bu adımlar, tek bir liman veya koridordaki kesintinin küresel etkisini sınırlayabilir.
Sonuç olarak, Karadeniz’de tahıl ve Kazak petrolü aynı ekonomik cephede buluşmaktadır. Savaş, toprağın kontrolü kadar limanların çalışması, gemilerin güvenliği ve yükün zamanında pazara ulaşması üzerinden de sonuç üretmektedir. Kazakistan’ın enerji geliri, Afrika’nın ekmek fiyatı ve Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki sorumluluğu birbirine bağlanmıştır. Kalıcı dayanıklılık, ticari gemilerin korunmasıyla beraber Hazar’dan Türkiye’ye uzanan alternatif koridorların kapasitesini artırmayı gerektirmektedir.
[i] “Drone attacks reduce July CPC oil loadings by a fifth, sources say”, Reuters, https://www.reuters.com/business/energy/drone-attacks-reduce-july-cpc-oil-loadings-by-fifth-sources-say-2026-08-07/, (Erişim Tarihi: 08.08.2026).
[ii] “Zelenskiy says Ukraine to help farmers hit by Russian attacks”, Reuters, https://www.reuters.com/world/zelenskiy-says-ukraine-help-farmers-hit-by-russian-attacks-2026-08-06/, (Erişim Tarihi: 08.08.2026).
[iii] “New FAO-WFP report warns worsening hunger puts 13 hotspots at significant risk”, World Food Programme ve Food and Agriculture Organization, https://www.wfp.org/news/new-fao-wfp-report-warns-worsening-hunger-puts-13-hotspots-significant-risk, (Erişim Tarihi: 08.08.2026).
