Analiz

Papa XIV. Leo’nun Kanarya Adaları Ziyareti

Papa XIV. Leo’nun Kanarya Adaları ziyareti, Avrupa’da giderek sertleşen göç politikalarına karşı insani bir karşı anlatı oluşturmuştur.
İspanya’nın düzensiz göçmenlere yönelik oturum ve çalışma izni düzenlemeleri, iş gücü açığı ile insani sorumluluklar arasında yeni bir denge arayışını yansıtmaktadır.
AB'nin yeni Göç ve İltica Paktı, sınır güvenliği ile iş gücü ihtiyacı arasındaki çelişkiyi gözler önüne sermektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Papa XIV. Leo’nun 11 Haziran 2026 tarihinde Kanarya Adaları’na (İspanya) gerçekleştirdiği ziyaret, Avrupa’da son yıllarda giderek sertleşen göç tartışmalarının merkezinde yer alan önemli bir siyasi ve insani gelişme olarak değerlendirilmektedir. Atlantik üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışan düzensiz göçmenlerin ana giriş noktalarından biri haline gelen Kanarya Adaları, son yıllarda Avrupa Birliği’nin (AB) dış sınırlarının sembollerinden biri olarak öne çıkmıştır. Papa’nın ziyareti yalnızca dini bir dayanışma mesajı olarak değil, aynı zamanda Avrupa’da göçün güvenlik eksenli bir mesele olarak ele alınmasına karşı güçlü bir ahlaki müdahale olarak da yorumlanabilir.

Kanarya Adaları rotası özellikle Batı Afrika’dan hareket eden düzensiz göçmenler tarafından kullanılmaktadır. Bu güzergâh Akdeniz rotasına kıyasla daha uzun ve tehlikeli olmakla birlikte son yıllarda artan sınır kontrolleri nedeniyle alternatif bir geçiş yolu haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre, İspanya’ya deniz yoluyla ulaşan kişi sayısında 2026 yılında belirgin bir düşüş yaşanmıştır.[i] Ancak bu düşüş, göç baskısının ortadan kalktığını değil, AB tarafından finanse edilen Batı Afrika kıyılarındaki deniz devriyelerinin daha fazla engelleme faaliyeti yürüttüğünü göstermektedir. Dolayısıyla istatistiklerdeki düşüş, göç hareketliliğinin sona erdiği anlamına gelmemektedir.

Papa XIV. Leo’nun ziyaret sırasında vurguladığı temel konu, insanların hayatlarını tehlikeye atmadan Avrupa’ya ulaşabilecekleri yasal ve güvenli göç yollarının oluşturulmasıdır.[ii] Bu yaklaşım, mevcut Avrupa politikalarının önemli ölçüde sınır koruma, geri gönderme ve caydırıcılık ilkeleri üzerine inşa edilmesine karşı alternatif bir perspektif sunmaktadır. Özellikle Avrupa kamuoyunda göçün sıklıkla “kriz”, “yük” veya “istila” gibi kavramlarla ilişkilendirilmesi, Papa’nın söylemini daha da dikkat çekici hale getirmiştir. Böylece Katolik Kilisesi, göç meselesini güvenlik ekseninden çıkararak insan hakları ve insan onuru bağlamında yeniden tanımlamaya çalışmaktadır.

Bu gelişmenin dikkat çekici yönlerinden biri de İspanya hükümetinin son dönemde uyguladığı göç politikalarıdır. Başbakan Pedro Sanchez liderliğindeki hükümet, belirli bir tarihten önce ülkeye giriş yapan yüz binlerce düzensiz göçmenin yasal statülerini düzenlemelerine olanak sağlayan kapsamlı bir program başlatmıştır. Bu politika, Avrupa genelinde yaygınlaşan kısıtlayıcı göç politikalarından farklı bir yaklaşımı temsil etmektedir. Muhafazakâr muhalefet partileri bu düzenlemeyi AB’nin genel göç politikalarıyla uyumsuz ve sorumsuz bir adım olarak nitelendirirken, hükümet ise bunu hem ekonomik hem de insani gerekçelerle savunmaktadır.

İspanya’nın bu yaklaşımının arkasında yalnızca insani kaygılar bulunmamaktadır. Ülke, birçok Avrupa devleti gibi yaşlanan nüfus ve azalan iş gücü sorunuyla karşı karşıyadır. Özellikle turizm, inşaat, ulaşım ve hizmet sektörlerinde ciddi personel eksiklikleri yaşanmaktadır. Kanarya Adaları’ndaki yerel yöneticilerin ve işverenlerin açıklamaları da bu durumu doğrulamaktadır. Otellerde çalışacak personel, otobüs şoförleri, inşaat işçileri, teknisyenler ve mekanik ustalar gibi birçok meslek grubunda iş gücü açığı bulunduğu belirtilmektedir. Bu nedenle göçmenlerin iş piyasasına entegrasyonu yalnızca sosyal bir politika değil, aynı zamanda ekonomik sürdürülebilirlik açısından da önemli görülmektedir.

Kanarya Adaları örneği, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu daha geniş bir yapısal soruna işaret etmektedir. Bir tarafta sınırların daha sıkı korunmasını talep eden siyasi hareketler bulunurken diğer tarafta ekonomik sistemlerin ihtiyaç duyduğu iş gücü açığı bulunmaktadır. Bu durum özellikle son yıllarda Avrupa’da yükselen sağ ve aşırı sağ partilerin söylemlerinde belirgin hale gelmiştir. Göçün ulusal kimlik, güvenlik ve kamu hizmetleri üzerindeki etkilerine vurgu yapan bu partiler, göç hareketlerinin sınırlandırılmasını savunmaktadır. Buna karşılık iş dünyasının belirli kesimleri ve bazı hükümetler ise ekonomik büyümenin sürdürülmesi için göçmen emeğine ihtiyaç duyulduğunu ifade etmektedir.

Bu çelişki, AB’nin yeni Göç ve İltica Paktı’nın yürürlüğe girmesiyle daha görünür hale gelmiştir. Yeni düzenleme, Avrupa’ya düzensiz yollarla ulaşan kişilerin daha hızlı şekilde gözaltına alınmasını ve geri gönderilmesini kolaylaştırmayı hedeflemektedir. Paktın temel amacı, dış sınırların daha etkin korunması ve iltica süreçlerinin hızlandırılmasıdır. Ancak insan hakları örgütleri, bu uygulamaların uluslararası koruma talebinde bulunan kişilerin haklarını zayıflatabileceğini ve sığınma prosedürlerine erişimi zorlaştırabileceğini ileri sürmektedir.

Papa XIV. Leo’nun Kanarya Adaları ziyaretinin tam da bu döneme denk gelmesi sembolik açıdan önem taşımaktadır. AB, sınır güvenliğini artırmaya çalışırken Katolik Kilisesi daha kapsayıcı ve insan merkezli bir yaklaşım önermektedir. Bu durum, Avrupa’daki göç tartışmalarının yalnızca siyasi veya ekonomik değil aynı zamanda etik ve ahlaki boyutlara da sahip olduğunu göstermektedir. Papa’nın mesajları, göçü öncelikle bir güvenlik sorunu olarak değerlendiren yaklaşımlara karşı alternatif bir normatif çerçeve oluşturmaktadır.

Göç konusundaki tartışmaların önümüzdeki yıllarda daha da yoğunlaşması beklenmektedir. Afrika kıtasındaki hızlı nüfus artışı, iklim değişikliğinin yarattığı baskılar, bölgesel çatışmalar ve ekonomik eşitsizlikler, Avrupa’ya yönelik göç hareketlerinin devam edeceğine işaret etmektedir. Buna karşılık Avrupa’nın demografik daralması ve iş gücü ihtiyacı da göçün tamamen engellenmesini pratik olarak zorlaştırmaktadır. Bu nedenle Avrupa devletleri bir yandan sınır güvenliğini güçlendirirken, diğer yandan kontrollü ve yasal göç mekanizmaları geliştirmek zorunda kalabilirler.

Sonuç olarak Papa XIV. Leo’nun Kanarya Adaları ziyareti, Avrupa’daki göç tartışmalarının merkezine insan onuru ve dayanışma kavramlarını yeniden taşımıştır. Ziyaret, Avrupa Birliği’nin güvenlik odaklı göç politikaları ile ekonomik ihtiyaçlar ve insani sorumluluklar arasındaki gerilimi açık biçimde ortaya koymaktadır. Kanarya Adaları örneği, Avrupa’nın gelecekteki göç politikasının yalnızca sınır koruma önlemleriyle şekillenemeyeceğini, aynı zamanda iş gücü ihtiyaçları, demografik gerçekler ve uluslararası insan hakları normları dikkate alınarak yeniden tanımlanması gerektiğini göstermektedir.


[i] United Nations High Commissioner for Refugees (UNHCR). Operational Data Portal: Spain Sea Arrivals. UNHCR, https://data.unhcr.org/en/situations/europe-sea-arrivals/location/24567, (Erişim Tarihi: 14.06.2026).

[ii] Rainsford, Sarah. “Pope Leo Visits Canary Islands to Highlight Perilous Journeys of Migrants”, BBC News, https://www.bbc.com/news/articles/cn59w6p3vd0o, (Erişim Tarihi: 14.06.2026).

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir.2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır.Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler