Analiz

Kolombiya’nın Golan Kararı ve Tanımama Normunun Değişen Sınırları

Üçüncü devletlerin aldığı bu kararlar, bölgenin uluslararası hukuk açısından statüsünü kendiliğinden değiştirmemektedir.
ABD ve Kolombiya’nın Golan kararları, bu konuda yeni bir uluslararası hukuk normunun ortaya çıktığı anlamına gelmemektedir.
Kolombiya kararının uzun vadeli önemi, ortaya koyduğu istisnai devlet pratiğinin uluslararası düzeyde sınırlı kalıp kalmayacağında görülecektir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Kolombiya’nın 10 Ağustos 2026 tarihinde İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki varlığını tanıması, yeni Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella yönetiminin dış politikadaki ilk dikkat çekici adımlarından biri olmuştur. Kararla birlikte Kolombiya, 2019 yılında aynı yönde hareket eden Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) ardından İsrail’in bölgedeki varlığını tanıyan ikinci devlet hâline gelmiştir. Bogota yönetimi kararını Ortadoğu’daki devam eden istikrarsızlık ve Golan Tepeleri’nin İsrail’in güvenliği açısından taşıdığı stratejik önem üzerinden gerekçelendirmiştir.[i] Ancak gelişmenin önemi yalnızca İsrail-Kolombiya ilişkileriyle sınırlı değildir. ABD’nin yedi yıldır uluslararası toplum içerisinde büyük ölçüde istisnai kalan pozisyonunun ilk kez başka bir devlet tarafından takip edilmesi, kuvvet yoluyla elde edilen toprakların tanınmaması ilkesinin giderek daha fazla erozyona uğratılması anlamına gelmektedir.

Golan Tepeleri’nin mevcut hukuki statüsü bu tartışmanın başlangıç noktasını oluşturmaktadır. İsrail, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’nin büyük bölümünü 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında ele geçirmiş ve 1981 yılında İsrail hukukunu, yargı yetkisini ve idaresini bölgeye uygulamıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ise aynı yıl oybirliğiyle kabul ettiği 497 sayılı kararla kuvvet kullanımı yoluyla toprak kazanımının kabul edilemez olduğunu yeniden teyit etmiş ve İsrail’in söz konusu kararını “hükümsüz ve uluslararası hukuki etkiden yoksun” ilan etmiştir.[ii] Dolayısıyla üçüncü devletlerin İsrail’in Golan üzerindeki varlığını tanıması bölgenin uluslararası hukuk açısından statüsünü kendiliğinden değiştirmemektedir. Buna karşılık devletlerin tanıma veya tanımama yönündeki tercihleri, bu statünün uluslararası siyasette nasıl karşılandığını ve yerleşik normların devlet pratiği aracılığıyla ne ölçüde sürdürüldüğünü göstermesi bakımından önem taşımaktadır.

Bu açıdan ilk önemli kırılma 2019 yılında yaşanmıştır. Dönemin ABD Başkanı Donald Trump, yayımladığı başkanlık bildirisiyle Golan Tepeleri’ni İsrail’in parçası olarak tanımış; kararın gerekçesinde bölgenin İsrail’in güvenliği açısından stratejik önemini ve Suriye’den kaynaklanan tehditleri öne çıkarmıştır.[iii] Böylece Washington, Golan’ın hukuki statüsüne ilişkin uluslararası konsensüsten ayrılırken güvenlik gereksinimini egemenliğin tanınmasını destekleyen siyasi bir gerekçe olarak kullanmıştır. Buna rağmen ABD’nin pozisyonunun uzun süre başka devletler tarafından takip edilmemesi, söz konusu kararın uluslararası devlet pratiğini dönüştüren bir örüntüden ziyade istisnai bir uygulama olarak kalmasını sağlamıştır. Kolombiya’nın 2026 yılında benzer bir güvenlik gerekçesiyle aynı yönde karar alması ise bu istisnayı ilk kez tek bir devletin dış politika tercihinin ötesine taşımaktadır.

Kolombiya’nın kararının zamanlaması ayrıca önemlidir. De la Espriella, 7 Ağustos 2026’da göreve başlamadan önce İsrail’le Gustavo Petro döneminde kesilen diplomatik ilişkilerin yeniden kurulacağını açıklamış; iki ülke arasında büyükelçilerin yeniden atanması ve Kolombiya Büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması konusunda anlaşmaya varılmıştır.[iv] Petro yönetimi 2024 yılında Gazze’deki savaş nedeniyle İsrail’le diplomatik ilişkileri keserken yeni yönetimin henüz ilk günlerinde attığı adımlar, ikili ilişkilerin normalleşmesiyle birlikte Kolombiya’nın İsrail ve Ortadoğu politikasının daha kapsamlı biçimde yeniden konumlandırılmasına işaret etmektedir. Golan kararı da bu nedenle tekil bir tanıma kararından ziyade yeni yönetimin Kolombiya’nın uluslararası ortaklıklarını ve belirli dış politika meselelerindeki konumunu yeniden tanımladığı daha geniş bir dönüşüm içerisinde değerlendirilebilir.

Bu dönüşüm, dış politika kimliği ile uluslararası normlara yönelik devlet pratiği arasındaki ilişkiyi de görünür hâle getirmektedir. De la Espriella’nın İsrail’le ilişkileri yeniden kurma ve ABD’yle güvenlik ve siyasi işbirliğini güçlendirme yönündeki yaklaşımı, yeni yönetimin Kolombiya’yı Petro döneminden farklı bir uluslararası konumda tanımladığına işaret etmektedir.[v] Bu yeniden konumlandırmanın yalnızca İsrail politikasıyla sınırlı olmadığı da görülmektedir. Kolombiya yönetimi aynı gün Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti’ni tanıma politikasından vazgeçerek Batı Sahra konusunda Fas’ın egemenlik iddiasını destekleyen bir pozisyona yönelmiştir.[vi] Yeni yönetimin göreve gelmesinden yalnızca üç gün sonra iki farklı tartışmalı egemenlik meselesinde önceki devlet pratiğinden ayrılması, Golan kararının tekil bir diplomatik tercihten ziyade Kolombiya’nın tanıma siyaseti ve dış politika yönelimindeki daha geniş bir dönüşüm içerisinde değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.

Bu noktada tanımama normunun hukuki geçerliliği ile siyasi dayanıklılığını birbirinden ayırmak gerekmektedir. Kolombiya’nın kararı mevcut hukuki çerçeveyi değiştirmemektedir. Uluslararası Adalet Divanı’nın 2024 yılında işgal altındaki Filistin topraklarına ilişkin verdiği danışma görüşü de farklı bir hukuki ve coğrafi vaka bağlamında olmakla birlikte kuvvet yoluyla toprak edinme yasağını ve hukuka aykırı durumların üçüncü devletler tarafından tanınmaması yükümlülüğünü yeniden vurgulamıştır.[vii] Dolayısıyla iki devletin İsrail’in bölgedeki varlığını tanıması, Golan konusunda yeni bir uluslararası hukuk normunun ortaya çıktığı anlamına gelmemektedir.

Uluslararası ilişkiler literatüründeki normlara yönelik itiraz tartışmaları bu ayrımı anlamlandırmak açısından önemlidir. Nicole Deitelhoff ve Lisbeth Zimmermann’ın ortaya koyduğu üzere, bir norma yönelik itirazın ortaya çıkması otomatik olarak normun zayıfladığı veya ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir; itirazın niteliği ve normun temel geçerliliğine mi yoksa belirli bir vakaya uygulanmasına mı yöneldiği önem taşımaktadır.[viii]

Kolombiya kararı bu açıdan tanımama normunun doğrudan reddedilmesinden çok, normun belirli bir vakaya uygulanmasında istisna alanının genişletilmesi ihtimali üzerinden okunabilir. Nitekim ne ABD ne de Kolombiya kuvvet yoluyla toprak ediniminin kabul edilemezliği ilkesini açık biçimde reddetmekte, her iki devlet de Golan Tepeleri’ni İsrail’in güvenliği ve bölgesel istikrarsızlık üzerinden özel bir durum olarak gerekçelendirmektedir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü uluslararası normların siyasi dayanıklılığı normların açıkça reddedilmesiyle değil, belirli vakaların giderek daha fazla “istisna” olarak yorumlanmasıyla da tartışmalı hâle gelebilir. ABD’nin 2019’da tek başına benimsediği yaklaşımın 2026’da Kolombiya tarafından benzer bir güvenlik mantığıyla takip edilmesi henüz tanımama normunun sınırlarının değiştiğini göstermemektedir. Ancak aynı gerekçelendirme biçiminin başka devletler tarafından da benimsenmesi hâlinde tartışma, tekil istisnalardan normun hangi durumlarda uygulanması gerektiğine ilişkin daha geniş bir siyasi yeniden yorumlama sürecine dönüşebilir.

Buna karşılık Kolombiya’nın kararına yönelik ilk uluslararası tepkiler de tanımama normu etrafındaki siyasi uzlaşının henüz ortadan kalkmadığına işaret etmektedir. Arap Ligi’nin yanı sıra Suriye, Mısır ve Suudi Arabistan kararı reddetmiş; açıklamalarda Golan’ın statüsünün tek taraflı tanıma kararlarıyla değişmeyeceği ve Kolombiya’nın tutumunun uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler kararlarıyla bağdaşmadığı vurgulanmıştır.[ix] Bu tepkiler, ABD ve Kolombiya’nın geliştirdiği istisnai yorumun başka aktörler tarafından henüz kabul gören alternatif bir devlet pratiğine dönüşmediğini göstermektedir.

Sonuç olarak Kolombiya’nın Golan kararı, tanımama normunun hukuki geçerliliğinin değişmesinden çok, yerleşik uluslararası normların değişen dış politika kimlikleri ve güvenlik öncelikleri karşısındaki siyasi dayanıklılığına ilişkin bir örnek oluşturmaktadır. ABD’nin uzun süre istisnai kalan pozisyonunun ikinci bir devlet tarafından takip edilmesi, normun sınırlarının değiştiğini söylemek için yeterli olmasa da Golan’ın güvenlik gerekçesiyle özel bir durum olarak çerçevelenmesi, yerleşik normların doğrudan reddedilmeden de uygulama düzeyinde tartışmaya açılabileceğini göstermektedir. Bu nedenle Kolombiya kararının uzun vadeli önemi, kararın kendisinden çok, ortaya koyduğu istisnai devlet pratiğinin uluslararası düzeyde sınırlı kalıp kalmayacağında görülecektir.


[i] “La Colombie reconnaît l’annexion du plateau du Golan par Israël”, Le Figaro, https://www.lefigaro.fr/international/la-colombie-reconnait-l-annexion-du-plateau-du-golan-par-israel-20260811 (Erişim Tarihi: 11.08.2026).

[ii] “Resolution 497”, United Nations Security Council, 17 Aralık 1981, https://www.un.org/unispal/document/auto-insert-180751/ (Erişim Tarihi: 11.08.2026).

[iii] “Proclamation on Recognizing the Golan Heights as Part of the State of Israel”, The White House,  https://trumpwhitehouse.archives.gov/presidential-actions/proclamation-recognizing-golan-heights-part-state-israel/, (Erişim Tarihi: 11.08.2026).

[iv] “De la Espriella pledges to restore Colombia’s relations with Israel”, Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/news/2026/6/24/de-la-espriella-pledges-to-restore-colombias-relations-with-israel (Erişim Tarihi: 11.08.2026).

[v] “Colombia president-elect to open Israel embassy in Jerusalem”, France24, https://www.france24.com/en/live-news/20260716-colombia-president-elect-to-open-israel-embassy-in-jerusalem, (Erişim Tarihi: 11.08.2026).

[vi] “Colombia retira su reconocimiento a la República Árabe Saharaui y se acerca a Marruecos”, Cadena SER, https://cadenaser.com/nacional/2026/08/10/colombia-retira-su-reconocimiento-a-la-republica-arabe-saharaui-y-se-acerca-a-marruecos-cadena-ser/ (Erişim Tarihi: 12.08.2026).

[vii] “Legal Consequences arising from the Policies and Practices of Israel in the Occupied Palestinian Territory, including East Jerusalem – Summary of the Advisory Opinion of 19 July 2024”, International Court of Justice, https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/186/186-20240719-sum-01-00-en.pdf (Erişim Tarihi: 11.08.2026).

[viii] Nicole Deitelhoff & Lisbeth Zimmermann, “Things We Lost in the Fire: How Different Types of Contestation Affect the Robustness of International Norms”, International Studies Review, 22(1): 51–76, 2020, https://doi.org/10.1093/isr/viy080, ss. 70-71.

[ix] Diego Stacey, “Colombia abre una crisis diplomática con los países árabes al reconocer la soberanía de Israel sobre los Altos del Golán”, El Pais, https://elpais.com/america-colombia/2026-08-11/colombia-abre-una-crisis-diplomatica-con-los-paises-arabes-al-reconocer-la-soberania-de-israel-sobre-los-altos-del-golan.html, (Erişim Tarihi: 12.08.2026).

Başak ERTUNÇ
Başak ERTUNÇ
Başak Ertunç, 2024 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Chanter pour l'Europe: Une Analyse Discursive des Paroles des Chansons d'Israël à l'Eurovision” başlıklı bitirme teziyle bölüm dördüncüsü olarak mezun olmuştur. Lisans eğitimi sırasında bir dönem Sciences Po Strasbourg Siyaset Bilimi Bölümü’nde değişim öğrencisi olarak eğitim almıştır. Hâlihazırda Galatasaray Üniversitesi ve Bordeaux Üniversitesi ortaklığında yürütülen Çift Diploma Yüksek Lisans Programı kapsamında Küresel Güvenlik ve Uluslararası Politika Analizi Bölümü’nde öğrenimine devam etmektedir. Yüksek lisans tez çalışmasını “Entre solidarité Sud-Sud et projection de puissance: investissements sanitaires, discours et construction du rôle chinois en Afrique du Sud” başlığı altında sürdüren Başak’ın başlıca ilgi alanları konstrüktivist uluslararası ilişkiler teorisi, kimlik ve kültür çalışmaları, söylem analizi, güvenlikleştirme teorisi, küresel sağlık diplomasisi ve uluslararası aktörlerin rol inşası süreçleridir. Başak, ileri seviyede İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

Benzer İçerikler